CUMA ERTESi

Kırmızı ojeleri vardı hepsinin. "Annesi büyük
artistti," dedi biri. "Aslında hoş, güzel kadın ama bir şeyi zayıf," dedi öteki.
Haber: ÇİLER İLHAN: Chat dergisi editörü / Arşivi

"Lili Marlene!"
Kırmızı ojeleri vardı hepsinin. "Annesi büyük
artistti," dedi biri. "Aslında hoş, güzel kadın ama bir şeyi zayıf," dedi öteki.
"Burayı böldüler mi, n'aptılar, sanki burası daha büyüktü gazinoyken," dedi diğeri, etti üç.
Bu arada Zeliha Berksoy sahnede.
Sağ yanımda, yaşları 75 ile 80 arasında (hâlâ) güzel üç hanım şövalyeden birisi, "Ses düzeni çok kötü, hiçbir şey duyulmuyor," dedi. Sol yanımdaki, yaşları 40 ile 50 arası değişen ikilinin yüzleri de değişiyordu bıyık altından gülünce, sağ yanımın ses düzeni hakkındaki yorumlarına.
Sahnede Zeliha-Marlene.
Moral konserleri ile kışlaları fetheden, gizemli, büyülü, güçlü, Hitler Almanyası'nda bazılarınca vatan haini, bazılarınca hümanist, saplantı derecesinde titiz Mavi Melek. Aralık 2001'de 100 yaşına basan güzel genç kadın. Buğulu sesinin arkasına saklanmış, ün ve turne yorgunu, lüks bir otelin konforlu odasında torununa vakit ayıramadığı için hayıflanan Dietrich. Erkeklere olan düşkünlüğünü kadınlardan da esirgememişti Marlene. Greta Garbo sevgililerinden biriydi, her ne kadar ilişkileri bitince birbirlerini tanımıyormuş gibi yapsalar da.
Sahnedeki Marlene, Atatürk'ün karşısında Madam Butterfly'ı seslendiren ilk Türk opera sanatçısı, Nâzım Hikmet'i kendine hayran eden, 91 yaşında bile sahneden vazgeçmeyen Semiha Berksoy'un 'el verdiği' kızı Zeliha Berksoy, televizyon ekranlarında ses ve görüntü kirliliği yaratan birçok yeniyetme şarkıcıyı bunalıma sürükleyecek kadar muhteşem sesi ile gerçek bir sürpriz. Pam Gems'in yazdığı, Murat Karasu'nun sahneye koyduğu Marlene, en yakın 1 Nisan ve 8 Nisan 2002'de, 20.30'da, Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi'nde. Bu arada, büyük halka küpeli kızıl şövalye, şarkı başlar başlamaz "Lili Marlen!" dedi ve ellerini burnuna dayadı, görmeyelim ağladığını diye. Söylenmelerinin arasında belki gençlik aşkını hatırladı, kim bilir.
Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi: (0212) 249 69 44
Döne döne...
"Ölümümde üzülmeyiniz," dedi, 17 Aralık 1273'te mateme boyandı Konya, o zamanın insanları da laf anlamazmış, tamam. Şeb-i Arus 'tur oysa ki ölüm onun için, bir 'düğün gecesi'dir; sevgililerin kavuşmasıdır. Çarşıda, pazarda, demirci dükkanının önünde canı istediği gibi yapardı semasını, Mevlana Celal-üd-Din Muhammed. Yoktur onun hiç işi, sıfatlarla ya da 1460'larda kurallı bir Mevlevi ayini olan sema kurallarıyla. Aldırmazdı herhalde doğum tarihinin 30 Eylül 1207 olarak bilinmesine rağmen, hakkındaki en güvenilir kaynaklardan olan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca'nın 1184 yılında doğmuştur demesine, tarihlerin yanlış ya da doğru bilinmesine. Gülerdi muhtemelen, varlığını sınırlar içine sokmaya çalışan tartışmalara; eserlerini Farsça söylediği için "Mevlana bizimdir," diyen İranlılara ya da doğum yeri Belh, Afganistan sınırları içinde olduğu için "Hayır bizimdir," diyen Afganlara. Aşk-raks-müzik vardır onun için; insanın olgunluğa erişmesinin yolları. Zahir bir sufiyken onu aşk ve cezbe alemine atan Şems, yıkılan zahitliğin yerine ârifliğin gelmesine
sebep olan Kuyumcu Selahaddin, kendisine inkılabını yaşamış bu kemal erinin kemalini yaymak düşen Çelebi Hüsameddin... Darılırlar isimleri geçmez ise bu satırlarda; geçirdik, tamam.
13. yüzyılda sema ile birlikte müziğin ve şiirin bir dinî ibadet olarak gündeme gelmesi
büyük tartışmalara yol açtı, şaşmayız; zaman 21. yüzyıl, Alevidir-değildir tartışmaları devam. İnsanlık hali bu; anlaşıldı, tamam. Ruh bedeni bırakır dönerken şov değildir sema gerçek bir semazen için, bir inanç felsefesini raksa dönüştürerek başkalarına aktarmaya çalışır o. Yunus'tan Goethe'ye milyonlarca insanı etkilemiş bu güzel ruhu aralık ayı anma törenleri geçti, aylardan mart, farkındayız, tamam. Gelecek yıl için şimdiden hazırlanmak lazım nitekim; öyle büyük bir dünyadır ki Mevlana, ne internete sığar ne de fiber-optik kabloya. Tünel'deki Divan Edebiyatı Müzesi'nde yapılan sema törenlerinden işe başlanabilir. Dönme sırasında bütün beden ağırlığını ve dünya yükünü kaybeden semazenlerin yanında belki siz de kendi yükünüzü bırakıverirsiniz. Semahanenin sol tarafına oturmak daha iyi muhtemelen, nitekim sağı bilinen âlem, solu da bilinmeyen mana âlemidir bu mekânın. O halde 17 Mart ve 31 Mart 2002'de saat 15.00'teki sema töreninde buluşacak gönül erlerine sol majörden bir "Huuuuuuuu!".
Divan Edebiyatı Müzesi:
(0212) 245 41 41