CUMA ERTESİ

Bir cumartesi akşamının hafifliğine uygun ve vizyona birkaç hafta önce girmiş bir film olsun ki sinemada rahat rahat yer bulalım...
Haber: Çiler İLHAN / Arşivi

Seyrine doyulur...
Bir cumartesi akşamının hafifliğine uygun ve vizyona birkaç hafta önce girmiş bir film olsun ki sinemada rahat rahat yer bulalım diyenler için Wasabi...
Hayal kırıklığına uğramadım çünkü en güvendiğim gazetenin en güvendiğim sinema eleştirmenlerinden biri, kıyasıya eleştirmişti filmi ve ben onun yazılarını okurum. Okumakla da kalmam, inanırım. Böyle bir inançsızlıkla girince filme (peki neden girdin değil, merak), grupta hayal kırıklığına uğramadan çıkmış tek kişi olmanın huzuruyla uyudum o gece. Luc Besson'un yönetmediği belki ama yazdığı ve yaptığı (çok) acı sinema seyirliği Wasabi hakkında kendisine, bu satırlar aracılığı ile birkaç soru yöneltmek istiyorum:

  • Sn. Özgüven bu konuya da güvenle değinmişti ama dahası var: Japonya'da herkes tıkır tıkır (ya da Fransız kibirine uygun olarak şıkır şıkır) Fransızca konuşuyor, olabilir, filmdir, ekranda görünen her şeye inanılmaz. Filmin genç kızı Yumi'nin Fransızca konuşabilme nedeni yalan da olsa anlatıldı bize: Kızın merhum annesi Fransız elçiliğinde çalıştığından. Ama polis şefinin, havaalanındaki pasaport görevlisinin, banka memurunun ve resepsiyonistin hangi ilmî, bilmî veya uhrevî nedenlerle Fransızca konuşuyor olduğu bilgisine (hem de sular seller gibi; Reno ve Yumi otel odasında, bir kelimenin doğru okunuşu uğruna bir nebze 'hrrrrr, rrrrrrr'laşsalar da aksan problemine eğiliş çok yetersiz) lâyık değil miydik?
  • Besson birkaç iyi film yönetmiş olmanın rehaveti içinde, şu filmi de yazayım-yapayım, bitsin-gitsin diyerek, işin sadece (gelir) yapımcılık kısmında olmakla sinemaya meraklı gençleri sinemadan soğutuyor olabilmenin sorumluluğunu ahirette de taşıyabilecek mi?
  • Bu soru sadece Besson'a değil, tüm ilgililere: Jean Reno yakışıklı değil de ne?
  • Filmdeki başkadın -ya da kız, Nüfus Müdürlüğü'ndekilerin vicdanına kalmış artık- Portman'ın Leon'daki nefis Mathilda performansını kazara görürse oyuncu olmadığını anlamayacak mı, üzülmeyecek mi? Senarist-yapımcı bu yükü de üstlenebilecek mi? Portman acaba Besson'a, "Tamam, Leon in Japan With His Crazy Daughter'ı yap, fakat başroldeki kız oyunculuktan nasibini kesinlikle almamış olsun; Japonlar filmi izlesin istiyorsun, peki o halde tanınmış bir Japon TV/pop yıldızı olsun (şimdi bizim yönetmenler de belki kendi TV/ pop yıldızı sevgililerini oynatmak üzere böyle bir film icat ederler ama bizimkinde mutlaka şarkı-türkü de olur, ne iyi olur) ve öyle çok hoplayıp zıplasın ki, seyircinin başı dönsün de ne seyrettiğini anlamasın" mı demiştir? Bu durumda Besson ile Portman'ın arasında muhtemel bir gizli aşktan söz edilebilir mi? Besson'un aşktan gönül gözü mü dönmüştür?
  • Son sahnelerden biri, film bitti bitecek; banka. Madem oradaki adamların hepsi ajan... mış, sonradan anladık, önceden anlamamıştık, neden Reno/Hubert (t'yi okumayınız) silahına davranıp tek tek herkesi haklarken diğerleri sadece bakmakla yetiniyor? "Japonya'da, Fransız ve Japonlardan oluşan bir toplulukta adam öldürme önceliği Fransızlara aittir" sonucuna varabilir miyiz? (5. madde oldu, artık bir sonuca varmak gerek)
  • Orta sahnelerden biri, film bitse de gitsek; otel suiti: Hiperaktif, manik-depresif Yumi (istediğiniz gibi okuyunuz) kişisel defilede. Leon'daki o güzel 'kimbubiloyunu' sahnesinin eline su değil, sıcakta kavrulmuş gazlı içecek damlası bile dökemeyen bu defilenin başka bir versiyonu bu yaratıcılıkla geçinen zihinden neden sakınılmıştır? Sn. Besson, ilham perinizi darılttıysanız birkaç aylığına benimkini ödünç verebilirim, para istemez, haftada bir sulayın yeter.
  • Ümit Besen (ya da Ferdi Özbeğen), Banu Alkan'a (ya da Ahu Tuğba'ya) "Nikâh masasına oturdun işte, istersen şahidin olurum senin" gibi şeyler derken iyi, dozunda melodram, yerli yerinde gözyaşı. Ama bu filmdeki gözyaşı seli İnanoğlu için bile fazla değil midir?
  • Bu soru Reno'ya: Sevgili kahramanım. Anladığım kadarı ile sen iyi silah atıyor, her türlü turnayı da tam gözünden vuruyorsun ama neden yeni moda dövüş sanatlarına uzak duruyorsun? Sen de Neo gibi ellerinle kurşunlar tut; LiMuBai gibi Çin çatılarının üstünde uç, biraz atla zıpla canım, o yönün çok eksik kalmış. Olur mu?