Çünkü dünya, her yerdir!

Çünkü dünya, her yerdir!
Çünkü dünya, her yerdir!

Mojo da, Behzat Ç. dizisi oyuncularından Berkan Şal, İnanç Konukçu ve Engin Öztürk var.

StüdyoCer, yeni oyunları 'Mojo' ile huzurlarınızda... Oyun, bir cinayetin ardından hayalleri tepelerine çöken altı adamın 24 saatini anlatıyor.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Aşırı enerjik olma hali, kalp atışı ve nabızda artış, karar verme yeteneğinin kaybolması, kontrolsüzlük, kapalı ortamda güneş gözlüğü takma ihtiyacı, vücut sıcaklığının 42 dereceye kadar çıkması, dişlerin kilitlenmesi, gözbebeklerinin büyümesi, ışıktan rahatsızlık duyma hissi, intihar eğilimi, endişe ve panik... ‘Şeker’in insan üzerindeki etkilerini okudunuz. “Okumak yetmez, görmek de isteriz” diyenlere ise tavsiyemiz genel sanat yönetmenliğini Erdal Beşikçioğlu’nun yaptığı StüdyoCer’in Ankara CerModern’de sahnelenen yeni oyunu ‘Mojo’. 2009 yılında Dib Sahne’de kısa bir süre oynanan ‘Mojo’, üç yıl sonra yine aynı ekiple sahneleniyor. Nusret Şenay, İnanç Konukçu, Ali Yoğurtçuoğlu, Ferhat Doruk Nalbantoğlu, Berkan Şal ve Engin Öztürk’ün oynadığı oyunu yine İlham Yazar yönetiyor. ‘Mojo’yu oyuncuları ve yönetmeni anlattı…
İngiltere’nin varoşlarındaki Atlantic Club’da işlenen bir cinayetten sonraki 24 saate odaklanan oyunda, yaşanan her şeyin sebebi 17 yaşındaki, son derece yakışıklı yeniyetme Parlak Johnny’dir (Engin Öztürk). Bir duvar dibinde sokaktan geçenlere gitar çalıp şarkı söylerken Potts (Doruk Nalbantoğlu) tarafından bulunup kulübe getirilen; herkesin zengin olmasını sağlayabilecek potansiyele sahip olan Parlak Johnny, Atlantic Club’ın sahibi Ezra için olduğu kadar diğer rakip kulüplerin de gözbebeğidir. Bir gün Ezra vahşice öldürülüp cesedi mekânın önündeki iki ayrı çöp kutusuna konunca, kulüpte takılan Mickey (Nusret Şenay), Şekerci (Ali Yoğurtçuoğlu), Potts, Sıska (Berkan Şal) ve Bebe (İnanç Konukçu) kendilerini hayalleri tepelerine çökmüş vaziyette büyük bir belanın tam ortasında bulur. Parlak Johnny’nin akıbeti ise uzun süre meçhul… Berkan Şal’ın “Yaşamdan sıyrılabilmek için ‘o zıkkım’ı kullanmış, bir gerçekliğin üstüne çıkmış ve rahatsız edici” dediği bu beş adam, uyuşturucunun getirdiği bütün şizofrenik durumları ve anksiyeteyi yaşıyor oyun boyunca. “Mekân her yer gibi, bu adamlar da herkes gibiler” diyen Doruk Nalbantoğlu, bu insanların, Türkiye ’de ataerkil toplum ve dinin sosyal hayata bu kadar girmesi yüzünden çok tu kaka, yanlış ve ehlileşmesi gereken insanlar gibi dursalar da aslında öyle olmadıklarını söyleyip ekliyor: “Çünkü dünya , her yerdir.”

Fiyaka değil mojo!
In-yer-face akımının öncülerinden İngiliz yazar Jez Butterworth’ün 1995 yılında yazdığı ‘Mojo’, 1955 – 1960 arasında bir zamanı anlatıyor olsa da yönetmen İlham Yazar, CerModern’in fiziki yapısı ile ışık ve müzik imkânlarının artması nedeniyle, hikâyeyi günümüze yakın bir zaman dilimine taşımış. Mojo, fiyaka demek. Ancak Yazar, oyunun adını Türkçeleştirmemeyi tercih etmiş: “Biz İngiliz değiliz. Her şeyleriyle bizden farklı bir topluluğu sanki gerçekten onlarmış gibi oynamak mı daha doğrudur yoksa bizim kültürümüzden birileri gibi seyircimiz tarafından daha kolay kabul görür bir şekilde oynamak mı? Ben oyumu bizim gibi değil onlar gibi olmaktan yana kullandım ve bu sebeple ‘Mojo’ kalsın istedim. Bir de zevkle ilgili bir tercih ama gene de söylemeliyim: Böyle yazılmış, kurgulanmış ve oynanan bir oyun adı için ‘Fiyaka’ asla ‘Mojo’ kadar havalı durmuyordu. Hakkında hiçbir fikrin olmadığı, barda oynanan bir oyun seyretmeye gidiyorsun ve karşına böyle bir oyun çıkıyor. Adının ‘Fiyaka’ olmasını mı isterdin ‘Mojo’ mu?” Adam haklı beyler! Tabii ki ‘Mojo’!
Bebe, inisiyatifi ele alıyor
Bu arada kulüpte geçtiği için oyun; StüdyoCer sahnesine gerçek bir bar kurulmuş. Oyun öncesi ve sonrasında tarafımızca kullanılmak üzere ve oyuncuların selamı shot atarak yaptığı bir bar… Zaten ‘Mojo’ da, Potts ve Şekerci’nin bar etrafında yaptığı Parlak Johnny mavrasıyla başlıyor. Potts, Şekerci ile birlikte Parlak Johnny üzerinden para kazanmanın peşinde, Şekerci ise Amerika’ya gitmenin… Diğerlerine gelince… Para işi Bebe’nin pek umurunda değil çünkü kulübün patronu Ezra’nın oğlu ve para sıkıntısı pek yok. Sıska sadece hayatta kalmaya çalışan, zaman zaman ikinci patron olan Mickey ile ilişkiye giren, onunla var olan, herkesin hor gördüğü, kulübün itilmişi. Mickey ise Parlak sebebiyle patronu Ezra’ya ihanet ederek Atlantik Club’ın patronu olmaya çalışan bir fırsatçı. İşin özünde ise sadece ve sadece para ve sınıf atlama hayalleri… Bebe, çocukken babası Ezra’nın tacizine uğramış ama cinsellik ve uyuşturucuyla geçmişi ve yaşadıklarını bastırarak hayatını devam ettirmeye çalışan sorunlu bir genç. Babasının ölümüne kadar gününü gün ediyor. Ancak Ezra öldürülünce inisiyatifi eline almaya karar veriyor ve meseleyi sonuçlandırıyor…

‘Mesaj vermiyoruz’ Oyunun akışı ister istemez sorduruyor: “Mekâna ‘gay club’ desem etiketlemiş mi olurum?” “Evet” diyor Ali Yoğurtçuoğlu, “deme. Çünkü biz hiçbir şeyin üstüne basmıyoruz. “Mesaj verme durumumuz sıfır” diyen Doruk Nalbantoğlu’nu Engin Öztürk’ün “‘S*ktir git Yahudi!’ cümlesinde de siyasi bir mesaj vermiyoruz çünkü ırkçılığı anlatmıyoruz” sözleri destekliyor. Ayrıca belirtelim; yönetmen İlham Yazar, 2009 yılındaki oyunculukların aynısını istemiş ‘Mojo’nun 2013 versiyonu için. O yüzden hepsi “2009’daki ‘Mojo’dan pek bir farkı yok” cümlesinde birleşiyor. Sadece hikâyeyi günümüze uyarlayıp aynı duygu durumunu yaratmaya çalıştıklarını da ekliyorlar. Ali Yoğurtçoğlu, “Üç yıl içerisinde normal insanlığımızda olgunlaştığımız ölçüde detaylara kafa yoruyoruz” derken İnanç Konukçu daha önce heveslerinin kursaklarında kaldığını çünkü oyunu pek fazla oynayamadıklarını anlatıyor. Engin Öztürk ise “Geçen senelerde her ne yaptıysam hepsinin başlangıç noktasıdır ‘Mojo’. O yüzden benim için hep farklı bir yerde duracak” diyor.
‘Mojo’, bu akşam ve yarın akşam 20.30’da CerModern’de.