Dağılan Sovyetler üzerinden sevgi okumaları!

Dağılan Sovyetler üzerinden sevgi okumaları!
Dağılan Sovyetler üzerinden sevgi okumaları!
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'Ulusal Yarışma' gösterimleri 'Sev Beni' ve 'Uvertür' ile başladı.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

‘Erdi festivalim 50 şeref yaşına!’ Bekir Sıtkı Erdoğan’ın ‘Cumhuriyet’in 50. Yılı’ için yazdığı marşın sözlerini bu yılki Altın Portakal’a uyarlamak mümkün. Evet, sinemamızın en önemli festivallerinden biri olan bu yıl 50. kez gerçekleştiriliyor. Hal böyle olunca insan ‘Ulusal Yarışma’ya da daha başka bir gözle bakıyor; malum böylesi bir yılda tarihe geçmek ayrı bir önem kazandıracak ödülle dönen yapımlara…
Gelelim bu yılın filmlerine… ‘Ulusal yarışma’nın 10 filmlik toplamından ilk örnekler önceki gün seyirci, sinema yazarı ve en önemlisi jüri önüne çıktı. ‘Kronolojik’ sırayla gidersek ilk film ‘Sev Beni’ydi. ‘Kara Köpekler Havlarken’le tanıdığımız Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er ikilisinin imzasını taşıyan yapım, kâğıt üzerinde iki farklı kültür temsilcisi insanın yaşadıkları birkaç gün üzerinde gelişen ilişkilere odaklanıyor ve yaşananlardan ‘imkânsız bir aşk hikâyesi’ çıkarıyor. Ama arka planda öykünün geçtiği yer olan Ukrayna’nın Kiev kenti özelinde de yıkılan bir sistemin (komünizm elbet) ardından yaşanan ahlaki çöküntüye bakış atmayı deniyor. Kuşkusuz bir yönetmene ya da yönetmenlere “Niye böyle bir konuya el attın(ız)?” sorusunu yöneltmemiz ilk elde anlamsız gibi duruyor. Lakin bu coğrafyadan ‘Kuzey komşumuz’a ve dağılan Sovyetler sonrası oluşan coğrafyalara baktığımızda sürekli bir cinsellik odaklı hikâyelerle karşılaşıyoruz. Bizi böylesi bir düşünceye iten geçen seneki Antalya’da izlediğimiz ‘Elveda Katya’dan (ki komedi filmi ‘Moskova’nın Şifresi: Temel’ de aynı sularda yüzüyordu) sonra bu yıl da benzer meseleler etrafında dolaşan bir filmi izlememiz değil elbet, genelde bu meselede aşağı yukarı birbirine yakın refleksleri üretiyoruz.
‘Sev Beni’, biraz daha içeriden ve sosyolojik bir bakışa soyunmuş ama eleştirmen kafası elbette başka işliyor. Mesela bizde ‘Dönüş’le tanınan Andrey Zvyagintsev’in son filmi ‘Elena’yı izleyip dönüşümün orta ve alt sınıftaki yansımalarına ‘cinselliğin uzağında’, sıradan hayatların içinde tanıklık etmemiz ve bu film dolayısıyla sosyolojik yansımalara daha bir vâkıf olmamız, kuşkusuz aynı dertlere sahip filmler arasında da bir kıyaslamaya gitmemize yol açıyor. ‘Sev Beni’yi bu tür kıyaslamaların uzağında ele alsak bile, yönetmenlerden Gorbach’ın basın toplantısında vurguladığı “Artık benim ülkemde (Ukraynalı kendisi) kadınlarımız gerçek aşkı, sevgiyi bulamıyorlar” dedi ama odaklandığı karakter, evet doğru insanı (erkeği) arıyor ama eğer kendi ayakları üzerinde durmayı yeğleyen bir kadını anlatsaydılar böyle sorunlar yaşanacak mıydı? Üstelik filmin giriş bölümünde kadın karakter Saşha’yı biz seyirciler tanırken kameranın sürekli oyuncunun güzel bedeni üzerinde gezinmesi ve bir tür bizi ‘röntgenciliğe’ itmesi de sanki yaratıcı ekibin de bu konuda bir kafa karışıklığına sahip olduğunun göstergesiydi. Filmin gerçekçi sonu ve Lenin heykeliyle ifade edilen sembolik anlatım ise galiba en başarılı yanıydı.
Festivalde dün gösterilen Atalay Taşdiken imzalı ‘Meryem’i ise vizyona girdiği zaman değerlendirmiştik.

Ah şu teknik problemler!


İlk günün mönüsünde yer alan ikinci film ise ilk uzun metraj deneyimiyle karşımıza çıkan Alpgiray M. Uğurlu’nun yönettiği ‘Uvertür’dü. Bir yandan ilaç mümessilliği yaparken öte yandan yıllardır derdine derman bulamadığı yatalak annesine bakmak zorunda kalan Atıf’ın kendine özgü tuhaf hikâyesini anlatan film, sonu itibariyle Camus’nün ‘Yabancı’sıyla uzak akrabalıklar kuruyor. Senaryosu bir ‘Üçüncü sayfa’ haberinden yola çıkılarak yazılan ‘Uvertür’, hikâye ve anlatım açısından bence başarılıydı. Lakin yapımcı ekibin ekonomik zorluklar yüzünden birçok teknik problemin üstesinden gelememesi, ‘Uvertür’ü iyi niyetli bir öğrenci
projesi’ tanımıyla baş başa bırakıyor. Zaman zaman diyaloglardaki absürdlükleriyle akılda kalıcı anlara imza atmayı başaran filmin en
büyük artısı, bence ‘En iyi erkek oyuncu’da iddialı görünen Burak Türker’in kayda değer performansı.