Daha çok slow'ların adamıyım

Daha çok slow'ların adamıyım
Daha çok slow'ların adamıyım
Levent Yüksel, yedi yıllık aranın ardından sıfır kilometre şarkılarıyla huzurlarınızda... 'Topyekûn' adlı yeni albümü için Yüksel, "Med Cezir'e benziyor diyemem ama o tat var biraz" diyor.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Kimin, nereden, nasıl aldığını hatırlamadığım bir kırmızı kasetçalarım vardı küçükken. Kablosu gereğinden uzun olduğundan, sürekli ayağım takılır, pat pat düşürürdüm onu. Bir süre sonra kapağı kırıldı, bazı tuşları odanın derinliklerine hapsolarak, elektrikli süpürgeye yem oldu. Yok olan geri sarma tuşunun yerini de hep kurşun kalem doldurdu. Kasetin tekrar dinlemek istediğim yüzünü kalemle bileğim ağrıyana kadar geri sarardım. Ve o kaset, büyük çoğunlukla Levent Yüksel’in ‘Med Cezir’i olurdu. O albümün şarkıları gibisi gelmeyecek bir daha, bu net. Ancak Yüksel’in geçen hafta çıkan yeni albümü ‘Topyekûn’ün, dinledikçe daha çok sevilen bir albüm olmasının yanı sıra özlediğimiz tatta şarkılar barındırdığının notunu düşelim. Sezen Aksu’nun dört şarkıya imzasını çaktığı albümü, Yüksel anlatıyor.
Bir rivayete göre yaşınız 48’miş.
 
Evet, ama sordukları zaman 5.5’tan 6 diyorum ben. İnan hissettiğim yaş o.

Saçlarınıza kırlar düşmüş ama Levent Yüksel denince benim aklıma hep ‘Med Cezir’in kapağındaki haliniz gelir.
 
E ne güzel... Sahnede adrenalin salgıladığımızdan belki genç görünüyoruz. Spor giyimin de etkisi vardır. Evlilik, çoluk çocuk olmamasının da... Yaşıtlarımla karşılaşıyorum, bir geliyor kerli ferli göbekli, “Bu adamla aynı yaşta nasıl olabilirim?” diye kafam karışıyor.

Biraz da ortalıklarda fazla görünmediğiniz için olabilir mi?
Televizyona çıkmak için mutlaka birilerine dil uzatmak gerekiyor. Yaptığınız müzikle var olmak artık neredeyse kalmadı. Böylesi bana tuhaf geliyor. Ben katiyen buna alışık değilim. 20 sene oluyor piyasaya gireli, alışamadım.

Bu yirmi senede size sürekli ‘Med Cezir’ sorulmuş. Bu sizi sıkıyor mu?
‘Med Cezir’le kıyaslanması garibime gidiyor sadece. Bir sürü şey yapıyorsun ve diyorlar ki “Med Cezir kadar güzel olmamış bu”, “O albümü asla geçemezsin.”

Sizin var mı ki böyle bir yarışınız?
 
Yok canım, niye olsun? Onu da ben yaptım, bunu da. Her albümde farklı bir tını çıkıyor ortaya.

Bu ruh halinize göre mi değişiyor?
Hayır, bu tamamen sesin doğal yapısından kaynaklanan bir şey. ‘Med Cezir’i dinlediğinde çok genç, taze, duru bir ses bulursun. Şimdi artık, mesela yeni albüm ‘Topyekûn’de o 20 yıllık tecrübe ve onun üzerine oturmuş bir ses var. Albüm olarak farklı diyebileceğim hiçbir şey yok ama elimizdeki ses işte bu... Bana sorarsan 45’le 50 yaş arası tenorlarda, tam oturmuş insan sesi bu.

Nasıl yorumlar alıyor ‘Topyekûn’?
‘Med Cezir’ havası var, Akdeniz havası var diyorlar ama ben öyle kategorize etmek istemiyorum. Bu, yaşadığımız topraklara bağlı bir şey. “Bu topraklarda dinlenen her türlü müziği, hepsini yapıyorum” demiyorum ama yapma imkânım varken bunu kullanmam lazım, kullanıyorum da.

Biraz ‘Med Cezir’i andırıyor ama... Benziyor diyemem ama o tat var biraz. 45-50 yaş arasının bir olgunluğu var; o olgunluk da yansıdı albüme. Mesela hızlı şarkı yapamam ben, bir sürü hızlı şarkım var ama yüksek tempolu değiller. Daha çok slow’ların adamıyım. Ne bileyim konsere gelen izleyicilerden bir- iki tanesi hadi eller havaya moduna geçiyorlar ama geçtikleri gibi de kalıyorlar (Gülüyor).

Hüzün mü sizi daha iyi anlatır, hüzün adamı mısınız?
 
Twitter’da şöyle bir şey gördüm: “Ya hiç sıkıntım, derdim yok ama Levent Yüksel dinleyince acayip bir hüzün basıyor beni.” Bu kadar güzel anlatılmaz ki!

Peki, ilk çıkışınızı bu kadar sağlam bir albümle yapmış olmanız kariyerinizin devamı için biraz şanssızlık yarattı diyebilir miyiz?
Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü şanslı tarafı da çok. Sonuçta popüler müzik yapıyoruz. Popüler müzik dediğiniz şeyin ömrü de iki ayla altı ay arasında değişir. ‘Med Cezir’i değil de başka bir albümü yapmış ve o hitle çıkmış olsaydım altı ayda tüketilirdi. İnsanların aklına da hiç gelmezdi... Nadir insanlardanım, pop müzik camiasında. Bülent Ortaçgil var, çok büyük usta. Ben daha dünyada yokken çıkmış yapmış o besteleri ve hâlâ dinliyorum. Sonra MFÖ var, onlar da ‘Bodrum Bodrum’u, ‘Bu sabah yağmur var İstanbul ’da’yı 25 sene önce yapmışlar. Evet, albümüm klasik oldu, bu yüzden hâlâ konserlerim dolup taşıyor. Öyle durumlar yaşıyorum ve bu mükemmel bir şey.

Son albümünüzden bu yana, bir cover albümünüz, bir de single’ınız çıktı. Yeni şarkılar için arayı açmanızın nedeni nedir?
 
Nedeni, şanssızlığım. Bir albümüm çıktıktan altı ay sonra çalışmaya başlamam lazım. Bu altı aylık süre zarfında bu şarkıları bir araya getirip bir sene sonrasında da tekrar çıkmak istiyorum yani. Ama bazı sebeplerden dolayı olamıyor; şirket değişikliği, müzik piyasasındaki birtakım hareketler vs... Ya da ne bileyim diyorlar ki “Doğu’da bilmem kaç tane şehit var”; o şehit olunca “Ay benim albümüm çıktı” diye dolanamam, ekrana çıkamam, demeç veremem. Ama o yedi sene boyunca ne yaptın dersen, mesela hiç Türkçe müzik dinlemedim.

Türkçe müzik yapan biri olarak Türkçe müzik dinlememek nasıl?
Çok güzel. Cuppa cuppa cuppa diye bir ritm gidiyor, sonra yalan yanlış, abuk sabuk kelimeler falan duyunca tüylerim diken diken oluyor. Ha dinlediğim adamlar yok mu? Var! Bülent Ortaçgil hastasıyım. MFÖ’nün, Sezen Aksu’nun, Erkan Oğur’un öyle. Onların haricinde çok ender…

Bizim ritüellerimiz var. Boğazdan geçerken ‘İstanbul’u dinlemek, mezuniyet törenlerinde ‘Bu Gece Son’u çalmak gibi...
Bu çok güzel bir şey. 93 yılında yapıyorsun şarkıyı, kimse ciddiye almıyor. Derken birden patlıyor ve artık mezuniyetlerde çalıyor. Bir sürü üniversite konserine gittim. Mesela ODTÜ’de o şarkıya geldi sıra, insanları görmen lazımdı, tek ses oldular. Acayip bir duyguydu. Benim duygumla onların duyguları birbirine karışıyor o şarkıyı söylerken. Hangimizin duygusu daha yüksek inan bilemiyorum, resmen bir çekişme oluyor.

Sahnedeki heyecan ilk günkü gibi mi peki?
 
Maalesef öyle.

Niye maalesef? Dizlerim titriyor. İzleyici önüne çıkmak o kadar basit değil. Bütün varlığınızı negatife dönüştürecek bir kelimeye bakıyor her şey ve o kelimeyi edersem ya da ne bileyim yanlışlıkla ağzımdan filan çıkarsa... İşte onun sorumluluğunu taşıyorum. Ya da acaba bugün sesim çıkacak mı diye kaygılanıyorum.

Çıkmadığı mı oluyor ki? Yoo, olmuyor ama acaba çıkmazsa ya çıkmazsa?

‘Müziği asla bırakamam’
Sizinle konuşurken şunu hissediyorum, müzik sizin hayatınız...
 
Bir müzik adamı için bunu iş olarak görmek mümkün değil. Bir saatten sonra “Artık ben jübile yapıyorum” diyorlar, bu benim için söz konusu değil. Ben müzikle doğdum, yarın bir gün öleceğim ama müzik hâlâ devam edecek. Ben müziği bırakamam, müzik beni bırakır. Bırakamam ya... İstesem de bırakamam. Ben müzisyenim, yarın öbür gün diyelim savaş çıktı, ben hâlâ müzisyenim. Çalarım, söylerim.

En çok hangi şarkı sizi anlatır?
 
Benim şarkılarımdan Sezen Aksu’nun yazdığı ‘Hayat Zaten Zor’ anlatır. Hadi gel gülümse, hele kalbine yol ver... O zaten benim için yazılmış bir şarkıydı ve ben onu çok severek söyledim. O zaman hastalık dönemimdi ve iyileşeyim diye yazmıştı.

Şimdi tamamen iyileştiniz ama değil mi? Evet, bitti, gitti.