Daimi 'öteki': Köpekbalığı

Daimi 'öteki': Köpekbalığı
Daimi 'öteki': Köpekbalığı

Tayvan dan köpekbalığı yüzgeçleri manzarası... Fotoğraf: PEW Enviroment Group

Yüzgeci çorba, dişleri takı, derisi cüzdana dönüştürülüyor. 'Canavar' bellenen ama esasında ekosistemin can dostu olan köpekbalıklarının insanoğlundan çektikleri akıl alır gibi değil...

Sözün ‘ilmî’ özü: “Kurbanlık canavarları incelemeye başladığımızda şu paradoksla karşılaşırız: Canavar yalnızca kirlilik alameti değildir (anormal bir alamet anlamına gelen monstrum’un kökü monere; yani uyarmaktır), aynı zamanda tümüyle öteki ve akıl almaz (numinous; göstermek anlamına gelen monstrare’den türemiştir) olan bir şeyin zuhur etmesidir. Bu iki anlamı açısından düşünüldüğünde, canavarca olan bizi hem huşu içinde bırakıp hem dehşete düşürebilir.” Richard Kearney ‘Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar: Ötekileri Yorumlama’da (Metis Yayınları) monster’a (canavar) etimolojik anatomi yaparak, ‘sözde’ canavarı (özde değil) nasıl bir huşu ve dehşet diyalektiğinde şekillendirdiğimizi anlatır.
Velhasıl, ‘kerameti kendinden menkul’ edebi, uhrevi ve fenni söylem asırlar boyu, insanlık âlemini ‘canavarlarla’ terbiye edip durmuştur. Malzemenin çoğunu da yine insanın kendisinden derlemiş, bu âlemde veya ötekinde kendi varlığının tesisine yönelik mahlukatlar yaratarak, huşu ve dehşetin ‘pornografik’ hikâyesini kurmuştur. Öte âlemi bilmeyiz, lakin bu âlemdeki sözde ‘canavar’dan birine dair biraz kelam edelim. Her Allah’ın günü, sürü sepet belgeselde, filmde, medya ortamında ‘canavar, kan içici, ölüm makinesi, vs…’ olarak adlandırılan köpekbalıklarına, izan ve insaf parantezinde bakalım.
Sağ olsun; gazetelerde çıkan ‘Boğaz’da bir canavar yakalandı’ klişesine (haklı olarak) canı sıkılan araştırmacı-öğrenci Derya Akkaynak Yellin hatırlattı da mevzuya dahil olduk. Tam yazıyı yazıyorduk ki bir de Ordu’da vuku bulan ‘Hamsi için gittiler, 100 köpek balığı ile döndüler’ haberine denk geldik. Haberde yer alan balıkçı kooperatifi başkanının sözleri pek bir ibretlikti: “(...) Ayrıca küçük balıkların korunması amacıyla köpekbalıklarının yakalanmış olması bizi daha da mutlu etti.” Küçük balıkların korunması mı? Balıkçımız fena halde yanılıyor… Öyle böyle değil!
PEW Çevre Grubu ve Sea Shephard’ın (dahası da var) ‘Küresel Köpekbalığı Koruma’ kampanyalarından nasipleniyoruz: 360’tan fazla türü olan köpekbalıkları mükemmel anatomileri ile 400 milyon yıldır gezegenin denizlerinde geziyor. Evrim sürecinde birçok badire atlatan bu canlının son 60 senedir insanoğlundan çektikleri ise akıl alır gibi değil.
‘Zehirli’ belgesel diline rağmen, bir yılda ‘üzerine para otomatı düşmesiyle’ (ne acayip bir ölüm) ölen insan sayısının köpekbalığı saldırıları ile ölenlerden çok daha fazla olduğunu -Sea Shephard broşürü’nden- öğreniyoruz. Her yıl öldürülen köpekbalığı sayısı ise 73 milyonun üstünde. İnanılmaz bir rakam. Türün neredeyse yüzde 30’u tükenme sınırında. Peki bu devasa kıyımın nedeni ne:
Yüzgeçleri; Asya mutfağının ‘artistik’ ürünlerinden olan ve cinsel gücü arttırdığına inanılan tatsız tuzsuz bir tas çorbanın ( ABD ’de bu çorbanın fiyatı 100 dolara kadar çıkıyormuş) ana malzemesi.
Dişleri; takı/mücevher sanayiinin kıymetli malzemesi.
Çene kemiği; turistik hediye pazarının afili malzemesi.
Derisi; cüzdan, kemer yapımında kullanılan değerli bir ürün.
Kıkırdağı; medikal sanayiine (özellikle pudra ve hap üretiminde) kullanılan bir ürün.
Ciğer yağı; kozmetik ve cilt bakımı ürünlerinde kullanılan kıymetli bir malzeme.
Cinayet aletleri; deniz dibine serilen uzun misina oltalar, ağlar ve ‘ spor ’ için avlanan balıkçılar. En vahşisi, şu ‘melun’ yüzgeç avı: Çengelle yakalanan köpek balıkları önce tekneye çekiliyor, sonra canlı canlı sırt yüzgeçleri kesilerek alındıktan sonra, tekrar denize bırakılıyorlar. Yüzgeçsiz yüzemediklerinden, deniz dibine batıyor ve acı içinde ölüyorlar.
Milyon dolarlık ‘çok lüzumlu’ bu endüstri, deniz eko-sisteminin ocağına incir dikiyor. Libidosu konusunda derin tatminsizlikler yaşayan, güzelleşmek için ne yapacağını şaşıran Ademoğlu besin zincirinin tepesinde yer alan en mühim ‘dengeleyici’lerinden birini yok ediyor. Köpekbalığı, beslenme zincirinin altında bulunan türlerin (aralarında ekonomik değeri yüksek olanlarının da bulunduğu) zenginliğini düzenleyen bir canlıdır. Bu ‘dengeleme’ denizlerin oksijen yatakları mercan resiflerindeki yaşam için de mühimdir. Resifler; denizyosunlarını yiyerek mercanlara yerleşme ve büyüme imkânı tanıyan ot-obur balıkların da yaşam alanlarıdır.
Bu balıkların varlığı da onları avlayanların avlanmasına bağlı. (Dostum dostum bu ne çıldırtan denge!) Misal; kaplan köpekbalıkları deniz çayırlarında ve mercan resiflerinde beslenen yeşil sukaplumbağası ve dugong’ları yiyerek (bir çeşit denizineği) popülasyonlarını kontrol ederler. Köpekbalığı sistem dışına çıkarsa daha büyük deniz canlıları bu tip küçük balıkları tüketir ve yosunlar deniz dibine yayılarak mercanlara yaşam alanı bırakmaz. Köpekbalıkları ekosistemdeki dengeleyici rolleriyle ‘homo-ecomomicus’ için ‘düşman’ değil tersine çok yakın bir dosttur. Son örnek: Batı Amerika sahillerinde köpekbalıkları tükenince, Kuzey Caroline sahillerini işgal eden inek burunlu vatozlar; deniztaraklarını, istiridyeleri yiyip bitirince bölgenin balıkçılık kaynağı da tükenmiş.
Yaygın klişeyle ‘köpekbalıkları denizlerimizi istila etmiş’ falan değildir. Zaten çok uzun bir müddettir bu sularda yaşarlar. İyi ki de yaşarlar, onların sayesinde hâlâ ‘balık zengini’ bir coğrafya olarak ‘şımarabiliyoruz’. Öte yandan yasak olmasına rağmen onca yavru balık tezgâhlarda poz verirken, hiç kimsenin de çıkıp ‘gereksiz’ yere avlanan köpekbalıklarına dertleneceğini düşünmüyoruz. Bizimkisi sadece tarihe not düşmek; ‘cinayet’ işlenirken gözleri açıp, yüksek sesle tanıklık yapmak.