'Darbeci' ineğin anıları!

'Darbeci' ineğin anıları!
'Darbeci' ineğin anıları!
Atatürk büstünün kırılmasına sebep olduğu için sürgün edilen inek Gülsüm'ü anımsayanınız var mı? Bu ineğin tuhaf ama gerçek öyküsü politik dokundurmalı bir komedi filmi oluyor. Yatağan'daki setteydik...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Yıl 2009, Malatya’nın bir köyünde Gülsüm isimli bir inek yaşarmış. Gülsüm bir gün sahibinin elinden kaçarak köyün ilkokuluna girmiş ve Atatürk büstünü kırmış. Olayla ilgili soruşturma açılınca ceza almaktan korkan Gülsüm’ün sahipleri onu yan köye sürgüne göndermiş. Dört yıl önce yaşanan ve haberlere konu olan bu olay şimdi Sürgün İnek ismiyle beyazperdeye taşınıyor. Temmuz başından beri Muğla’nın Bozüyük köyünde çekilen filmin kadrosu geniş. Şebnem Sönmez ve Hasan Kaçan’ın başrollerini paylaştığı filmde Vildan Atasever, Tolga Güleç, Fırat Tanış gibi genç oyuncuların yanı sıra Cezmi Baskın, Tarık Papuççuoğlu, Eşref Kolçak, Yılmaz Gruda gibi deneyimli isimler de yer alıyor. Tamamlanmak üzere olan filmin düğün sahnesinin çekimleri sürerken setteydik… Köy epey kalabalık; oyuncular, set ekibi, köyde yaşayan ve aynı zamanda filmde figüranlık yapan Bozüyüklüler hep bir arada oturuyor, sohbet ediyorlar. Aslında köylüler oyunculara ve setlere alışık. TV dizisi ‘Baba Ocağı’, sinema filmi ‘Dabbe’ ve birkaç Turk-cell reklamı da bu köyde çekilmiş. Set ekibi de onlardan çok memnun, öyle ki Vildan Atasever “Bir aydır birlikte yaşıyoruz, artık akraba gibi olduk” diyor. 40 oyuncu ve 100’ün üzerinde de figüranın yer aldığı ‘Sürgün İnek’ için şu ana kadar 4 milyon lira harcanmış. 

Sürgündü film yıldızı oldu

28 Şubat’ta vizyona girecek ‘Sürgün İnek’, politik göndermelerle dolu bir film. İşin bu yanını sorduğum senarist Serkan Öztürk “Yaşanılan durum ne kadar politikse film de o kadar politik olacak” diyor. Filmde insanların baskı sonucunda oluşan endişeleri yüzünden nasıl komik durumlar yaşanabildiğini anlatan Öztürk “Yaşanan olay çok netti, fıkra gibi... Balık tutulmuş bize de iyi servis etmek kalıyor” diye ekliyor. Aynı zamanda müfettiş rolünü üstlenen Öztürk, filmdeki asker karakteri üzerinde özel olarak çalışmış. ‘Sakin ve uzlaştırıcı’ bir asker figürü çizdiğinden bahsediyor senarist Öztürk: “Buna rağmen halkın askerlerden çok korktuğunu görüyoruz. Bu endişe halkın darbe olacak korkusuna kadar gidiyor. Asker bir yerde ‘Biz öksürsek halk bizi zatürree sanıyor’ diyor, filmin önemli cümlelerinden biri de bu.”
Senaryoyu yazarken düşündüğü insanların çoğu ile birlikte çalıştığını anlatan Öztürk, “Yeşilçam’da bazı filmler vardır ‘Bu ekibi nasıl toplamışlar?’ deriz, biz de bu filmde hem bu sıcaklığı hem de bu kadroyu oluşturmaya çalıştık” diye devam ediyor . Başka bir köşede sohbette olan Hasan Kaçan etrafındakilere Sarıkız’la anılarını anlatıyor. “Sürgün İnek’te başrol teklif edilince önce ineği canlandıracağımı zannettim!” diyen Kaçan, Sarıkız’la duygusal bir bağ kurduğunu ve artık ondan kopmasının çok zor olduğundan dem vuruyor. İkili öyle bir noktaya gelmiş ki Hasan Kaçan’ın derede Sarıkız’ı yıkama sahnesinde Sarıkız dişlerini açarak Kaçan’a dişlerini fırçalatıyormuş.
Her sabah büyüklerin ellerini öpüp hayır dualarını alarak çekimlere başladıklarını anlatan Kaçan’ın ardından filmde bir öğretmeni canlandıran Vildan Atasever alıyor sözü ve ustalarla çalışmanın kendisine enerji depoladığını anlatıyor. Uzun yıllardan sonra ilk kez bir filmde oynadığını vurgulayan Eşref Kolçak için ise ‘Sürgün İnek’ kariyerinin ilk komedi filmi imiş.
Gezi Direnişi’nde Hasan Kaçan ile iki farklı kutupta oldukları ve filmde de başrolleri paylaştıkları için gözler Şebnem Sönmez’i arıyor. Ancak Sönmez basın buluşmasında yok. Gezi Direnişi’nden sonra basınla arasına mesafe koyduğu bilinen Fırat Tanış da biz gazetecilerden özür dileyerek konuşmak istemediğini belirtiyor.
Sohbetin sonunda, gün boyu kimsenin ağzından düşürmediği başrol oyuncusu Sarıkız da aramızda... Bakıcısının eşliğinde ağzındaki otlarla nazlı nazlı yürüyen başrol oyuncusu Sarıkız gelince ekipte bir hareketlenme oluyor. Sarıkız’la birlikte tamamlanan kadro final sahnesi olan düğün sahnesinin çekimlerine geçiyor...

HASAN KAÇAN:
İneğe alıştım, bana kedi gibi geliyor!


Filmin konusunu ilk duyduğunuzda ne düşündünüz?
‘Sürgün İnek’ bana göre Türk sinemasının en ilginç filmlerinden biri olacak. İneğin bir siyasi sembolü devirmesinin ardından cezalandırılması ancak bir komedi filmine konu olabilir. Lüzumsuz bir baskının lüzumsuz bir korkuyla birleşmesinin doğurduğu anları konu alan bir hikâye. Neşeli bir film olduğunu söyleyebilirim.
Siz dört yıl önce gerçekleşen bu olaydan haberdar mıydınız?
Hayır, dikkatimi çekmemişti ancak hikâyeyi duyduğumda hemen kabul ettim ve “Hangi roldeyim?” diye sordum. Çünkü bu kadar ilginç bir işin kıyısında köşesinde de olsa yer almak istedim.
İnekle en çok sahnesi olan oyuncu sizsiniz…
Bu teknik olarak beni zorladı elbette. Munis bir inek olmasına rağmen ilk tanışmamız biraz itişmeli oldu. Çok iri bir ineğimiz var ama çok yakın ilişki kurdum ve artık bana kedi gibi geliyor. Bu yakın ilişkinin sonuçlarını da gördüm.
Set köy ortamında, burada önceden bilmeyip de öğrendiğiniz şeyler oldu mu?
Süt sağmayı, yoğurt yapmayı, kaymak yapmayı öğrendik. Büyük ustalarla birlikteyiz onlardan da öğrendiğim pek çok şey oldu, gençlerden de her an bir şeyler öğreniyorum. Şebnem Sönmez’den de öğrendiğim çok şey oluyor.
Şebnem Sönmez’le Gezi olayları sırasında farklı kutuplarda yer aldınız ancak filmde bir çifti canlandırıyorsunuz…
İkimiz de gençlerin güzel şeyler yapması için bir girişimde bulunduk. Ben Başbakan’la görüşerek böyle bir girişimi daha sağlıklı buldum. O farklı bir inançla girişimde başka yerlerde bulundu. Ben Şebnem’i ilk kez bu sette tanıyorum, o da beni ilk kez tanıdı. Şebnem’i çok seviyorum çok da uyumlu bir insan. Beni ilgilendiren nasıl bir insan olduğudur. Şebnem biz minibüsteyken yürüyen gariban bir adam görünce “Hemen arabaya alalım” diyor, bu kadar duyarlı bir insan.
Bu konuları kendi aranızda konuşuyor musunuz?
Hiç konuşmadık. O hayatın başka bir alanı. Biz anı yaşamayı seviyoruz.
Erdoğan’la görüşmenizin ardından sosyal medyadan gelen eleştirilere ne diyorsunuz?
Fikrime katılmayabilirler. Saygı sınırları aşılmadığı sürece tüm eleştirilere açığım. Sadece sorunu çözmek için farklı yöntemler seçtiğimizi düşünüyorum.

VİLDAN ATASEVER:
İnsan sette sürekli kendisiyle savaş halinde


Yatağan’ı nasıl buldunuz?
Buraya çok alıştım, insanları çok sıcak. Küçük şehirlerde bulunmayı çok seviyorum. Köydeki herkesle konuşuyoruz.
Senaryoyu kabul etmenizin sebebi neydi?Senaryoyu okurken epey bir güldüm. Hikâyeyi çok sevdim. Kimler oynayacak diye sorduğumda ekipten de çok etkilendim. Çok profesyonel bir ekip var.
Ayhan Özen’in ilk filmi ama hiç ilk film gibi değil.
Sizi epeydir göremiyorduk, ara mı vermiştiniz?
11 ay kadar ara verdim. Bu bir oyuncu için çok değil. İnsan dizide oynarken hayatındaki hiçbir şeye vakit ayıramıyor. Oyuncunun da aralarda biraz durması, okuması ve biriktirmesi gerekiyor. Aslında diziler insanı pratikleştiriyor, hızlandırıyor. Karakteriniz bir hafta başka bir tepki veriyor diğer hafta başka… Dizide kendinizi geliştirme şansı oluşuyor.
Oyuncular genelde dizilerin hızlı çekilmesine olumsuz bakarken siz pembe gözlüklerle bakıyor gibisiniz…
Elbette olumsuz yönleri de var, aralıksız 25 saat çalıştığımız oluyor. Kendinizle sürekli bir savaş içindesiniz, hızlı olmak zorundasınız. O kadar saate rağmen dik ve dinamik görünmek zorundasınız.
O setteki hız durumu gerçek yaşamınıza da yansıyor mu?
Hayatımı tam tersine çok sakin yaşamaya çalışıyorum. Zaten hızlı geçen bir zaman var ben bu zamanı sakince ve düşünerek yaşamaya çalışıyorum. Ama yemek yemem değişti mesela. Eskiden çok yavaş yerdim şimdi hızlı yemek yiyorum.
Sette olmanın en iyi tarafı nedir?
Bence sette olmak her açıdan iyi bir şey. Oyuncuya sürekli pratik yapma, etkin olma şansını tanıyor. Ayrıca da hiç giremeyeceğiniz mekânlarda bulunabiliyor, hiç aklınıza gelmeyen hikâyelerin içinde olabiliyorsunuz. Farklı insanlarla sohbet etme fırsatı buluyorsunuz. Oyunculuk sizi çok zenginleştiriyor.
Sizin için kolay rol ve zor rol ayrımı var mıdır? Gülay Öğretmen rolü bu noktada nerede duruyor?
Bir insanın çok değiştiği şişmanladığını, dilini değiştirdiği roller beni çok çekiyor. Şu anki fiziki halimden çok farklı göründüğüm rollerin beni daha zorladığını düşünüyorum. Gülay Öğretmen naif ve anlamlı bir karakter ama beni çok zorlamadı.

TARIK PAPUÇÇUOĞLU:
İnsanları saygısızca güldüren filme sinema demem


Sizi komedi projelerinde daha çok görüyoruz bu, bilinçli bir tercih mi?
Tiyatroya amatör başladım, oradan sinemaya geçtim. Tür olarak da komediyle başladım. Komedinin zekâ, dikkat ve konsantrasyon gerektiren bir tür olduğunu düşünüyorum. İnsanların gülmeye ihtiyacı var bu yüzden komediyi çok seviyorum. Filme bakınca “Bu sinema mı yoksa değil mi” diye düşünüyorum. Gişe yapmayı her film ister. Ancak pek çok komedi filmi sabun köpüğü gibi oluyor. Hatta insanları saygısızca güldüren filmler çekildiğini düşünüyorum. Bence onlar sinema bile değil.
Peki festivallerde neden pek komedi görmüyoruz?
Bence festivallere her filmin gitmesi gerek. Bu filmin muhakkak gitmesi gerekiyor. Örneğin festival filmi diyerek bir teklif gelirse bu “O filmde oynaman için sana para veremeyeceğiz” anlamını taşıyor. Yurtdışına giden filmler Türkiye ’yi temsil ediyorsa içlerinde komedi de olmalı. Bu festival filmi ayrımını anlayamıyorum doğrusu. Sinema insanlar için yapılır festivaller için değil.
Sette farklı siyasi görüşlerden oyuncular var. Sette bunlar konuşuluyor mu?
Farklı dünya görüşlerinden insanların aynı işte yer alabilmeleri çok doğal. Bir komedi filmi çekmek için bir aradayız. Konuştuklarımız da sinema ve insan gözlemlerimiz.