Değerli yalnızlık!

Değerli yalnızlık!
Değerli yalnızlık!
'Sona Doğru', Hint Okyanusu'nda teknesiyle birlikte hayatta kalma mücadelesi veren yaşlı bir adamın hikâyesini anlatıyor. JC Chandor'ın yazıp yönettiği filmin tek karakterini Robert Redford canlandırıyor.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

‘Cast Away’in bir tür ‘Modern Robinson Crouse’ sayılabilecek kahramanı Chuck Noland, ıssız bir adada geçen yalnızlık dolu günleri için ‘Cuma’ kabilinden bir arkadaş bulmuştu: Wilson. Keza ‘Pi’nin Yaşamı’nda Piscine Patel’in de son derece vahşi ama aynı zamanla yarenlik yapmaya meyilli bir dostu vardı; Bengal kaplanı Richard Parker… Bugünden itibaren gösterime giren ‘Sona Doğru’nun (All Is Lost) biricik karakteri ‘Adamımız’ın ise ne Wilson’ı, ne Richard Parker’ı var. Üstelik o, Hint Okyanusu’nda 12 metrelik teknesiyle hayatta kalma mücadelesi verirken sadece kendi iç sesini dinlemek ve yaşlılıkla birlikte vücudunun ona yüklediği tüm dezavantajları yok etmek durumunda kalıyor.
‘Margin Call’ adlı Wall Street dramasıyla tanıdığımız JC Chandor’ın yazıp yönettiği ‘Sona Doğru’, kuyruk jeneriğinde de ‘Our Man’ şeklinde ifade edilen ‘Adamımız’ın hikâyesine odaklanırken, “Sizi özledim, üzgünüm” türünden bir cümleyle başlayıp bizi ekranda beliren ‘Sekiz gün önce’ ibaresiyle buluşturuyor. Ardından uykusunu içeriye dolan suyun böldüğü yaşlı bir adam görüyoruz. Peşi sıra ‘Adamımız’ teknesine okyanusun ortasında serseri bir mayın gibi hareket eden koca bir ‘konteyner’in çarptığını ve yanda bir delik açtığını fark ediyor. İçindeki ucuz imalat spor ayakkabıları bulunan paketlerin denize dağıldığı konteynerden kurtulsa ve deliği bir şekilde yamasa da, asıl tehlike birkaç gün sonra patlayan fırtınayla beliriyor. Azgın dalgalar arasında hayatta ve ayakta kalma işinin üstesinden gelmeye çalışırken bir yandan da elindeki haritayla büyük yük gemilerinin ana geçiş yoluna çıkmayı ve bu yolla kurtarılmayı da hedefliyor. Ve fakat her geçen dakika, saat, gün mücadelesini daha zorlu ve ölümcül kılıyor…

‘Yaşlı işadamı ve deniz’

Sinema bu türden öykülere son zamanlarda daha fazla uğruyor gibi. ‘Cast Away’, ‘Open Water’, ‘127 Hours’, ‘Wrecked’, ‘Life of Pi’ ve nihayetinde ‘Gravity’… Hepsi benzer şekilde beklenmedik durumlarda hayata tutunma mücadelesine soyunan karakterlerle bizi buluşturdu. Her birinin farklı yöntemleri ve farklı çevre koşulları olması, belirli oranda orijinallik sağlıyordu. ‘Sona Doğru’nun orijinalliği ise sadeliğinde… Mimaride de zaman zaman öne çıkan ‘Less is More’ (Az çoktur) ya da sinemasal söylenişle ‘minimalist’ bir tavır filmin geneline damgasını vuruyor. ‘Adamımız’ın yaşı itibariyle verdiği mücadele de uzaktan uzağa Hemingway’in ünlü klasiği ‘Yaşlı Adam ve Deniz’i çağrıştırıyor (Amerikalı bir eleştirmen bu ‘eşleşme’yi, ‘Yaşlı İşadamı ve Deniz’ şeklinde ifade etmiş).
JC Chandor, Virginia Jean adlı teknesiyle zorlu bir yolculuğun parçası haline dönüşen ana karakterin öyküsünü anlatırken bir yandan sualtı kamerasıyla dipteki hayatı da perdeye yansıtıyor ve köpekbalığı görüntüleriyle ‘Jaws’ türü bir gerilimi de bir parça sahaya sürüyor. Ama dediğim gibi filme asıl karakterine veren sakinliği. ‘Adamımız’ Endonezya-Madagaskar hattındaki ana geçiş yoluna çıksa da yanından geçen koca gemiler (ki bir tanesi ünlü kargo şirketi ‘Maersk’e aitti ve filmi izlerken, “Bu acaba ‘Kaptan Phillips’in gemisi olabilir mi?” diye düşünüp, “Aman iyi ki almadılar, bir de Somalili korsanlarla başı belaya girecekti” dedim kendi kendime!) tarafından fark edilmemesi, bu sakinliğin ve bir anlamda ‘görünememezliğinin’ parçası gibi durmuş. Ana karakterin geçmişine ait hiçbir izin öyküye yansımaması, girişteki ifade dışında ‘help’ ve ‘fuck’ dışında başka diyalog kullanılmaması sakinliğin yanına bir anlamda ‘sessizliği’ de ekliyor. Ama yine de gördüğümüz kadarıyla bu denli zengin bir adamın, koca bir okyanusa açılmadaki cesaretine karşın (tamam, telsiz ve telefon ekipmanı var ve suyla temas ettiklerinde bozuluyorlar ama) yine de gerekli tedbirleri almadığı senaryonun mantıksal açıdan eksikliği gibi geldi bana.
Öykünün tek karakterini canlandıran Robert Redford, sanırım gösterdiği performansla ‘En İyi Erkek Oyuncu’da Oscar’a aday olacaktır (benzer bir serüvenin parçası olan Sandra Bullock’un ‘Gravity’ performansıyla ‘En İyi Kadın Oyuncu’da aday olacağı gibi). Amerikan sinemasının bir dönem en tanınan simge yüzlerinden Redford’un kariyerindeki onca farklı filme ve serüvene, ‘Sona Doğru’ bambaşka bir tat katıyor. Belki ‘vahşi doğa’ya karşı verdiği mücadele bakımından film, geçmiş işlerinden ‘Jeremiah Johnson’ı hatırlatıyor ama yine de 77 yaşının baharında bu rol, kendisini yeniden hatırlatma bakımından önemli bir sınav. Mesela kendi çektiği ve oynadığı ‘Geçmişin Sırları’ (The Company You Keep), konusu ve dertleri bakımından kayda değerdi ama Redford’un canlandırdığı karakter, yaşa bağlı olarak zaman zaman inandırıcılık sorunları yaşıyordu. ‘Sona Doğru’da ise fiziksel anlamda bu türden bir problem yok.
Sonuç? Etkileyici bir drama ‘Sona Doğru’… Tanıdık gelen bir öyküye kendince farklılıklar katıyor. Redford’un ‘Solo’ performansı da takdiri hak ediyor. Ve bu hikâye, büyük ekranda tadına varılacak türden bir sinemasal lezzet sunuyor. Dolayısıyla buyurun salona derim…

SONA DOĞRU

Orijinal Adı:
All Is Lost
Yönetmen:
J. C. Chandor
Oyuncular:
Robert Redford
Yapım: 2013 ABD
Süre: 106 dk.