Değişim mi, o da ne?

Değişim mi, o da ne?
Değişim mi, o da ne?
Haber: SRP DAKNİ / Arşivi

1982 ve 83 arasında kaydettiği ‘The Only Way’, ‘Listen to Your Heart’ ve ‘I Got a Feeling’ gibi pek bilinmeyen şarkıları da sayacak olursak, 30 yılın ardından hâlâ olanca güzelliği ve zarafeti ile sahnelerde süzülüyor olması, kariyerine televizyonda sıradan bir çocuk programı sunucusu olarak başlayan Stansfield’ı ayakta alkışlamak için bizce yeterli... Diskografisinin yedinci halkası olduğunu ismiyle de anonslayan ‘Seven’ı kucaklamak ise verdiği 10 yıllık molanın sonunun geldiğinin ispatı adeta.
Stansfield, her ne kadar kendini bir ‘diva’ olarak görmediğini üzerine basa basa söylese de özellikle 90’larda pop/soul dinleyen büyük bir çoğunluk için hâlâ öyle kabul ediliyor. Dolayısıyla bu uzun sessizliğin ardından gelen ‘Seven’a kulak vermek gerek. Eleştirmenlerin yerlere batırmadığı ama göklere de çıkarmadığı 2004 tarihli ‘The Moment’ın sessiz sedasız vazifesini tamamlamasının ardından müzikal anlamda inzivaya çekilen Stansfield’ı sadece ‘Agatha Christie’s Marple’ adlı TV dizisinde ya da ‘Keira Knightley’ ve ‘Siena Miller’ı buluşturan ‘The Edge of Love’ adlı filmde konuk oyuncu olarak görebilmiştik. 1999 tarihli ilk filmi ‘Swing’ ve sonrasında sahne tozu da yutmasına sebep, ‘Vajina Monologları’ndaki performansları da beğenilmişti doğrusu... Okul yıllarından beri tanıştığı, ilk grubu Blue Zone’u birlikte kurduğu, eski eşi İtalyan tasarımcı Augusto Grassi’den hızla boşandıktan sonra arkadaşlığının aşka evrildiği müzisyen eşi Ian Devaney’in bir kez daha perde arkasında ona güç verdiği ‘Seven’, Stansfield’ın yer yer soul köklerine dönüş yaptığı, caz standartlarına da dokunduğu, enerjik ancak bir o kadar da ‘risksiz’ bir pop albümü.
Şarkılarını Los Angeles-Manchester arasında gerçekleşen yolculukların verdiği tatlı yorgunlukla yazan Stansfield ve Devaney’e stüdyoda, uzun yıllardır birlikte çalıştıkları iki usta yani John Robinson ve Jerry Hey eşlik etmiş. Dolayısıyla ortaya çıkan kayıt kalitesinin neredeyse mükemmel olduğunu belirtmeden geçmeyelim. İstanbul ’a da uğradığı son turnesinin açılışını yapan Can’t Dance ile pazarlanan Seven (berbat kapak tasarımını bir kenara bırakacak olursak) sizi alıp 90’ların tam göbeğine ışınlayacak ‘So Be It’, ‘The Crown’, ‘The Rain’ ve adeta Barry White’a selam çakan ‘Love Can’ gibi keyifli şarkılarla dolu . Yani Lisa, Change’de söylediklerinin hâlâ arkasında; ‘’If I could change the way I live my life today, I wouldn’t change a single thing...’’


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    caz

    ,

    Çocuk

    ,

    Okul

    ,

    kapak

    ,

    dolu

    ,

    perde

    ,

    Selam

    ,

    Diva

    ,

    kayıt