'Deli defterleri' birikmeye devam ediyor

'Deli defterleri' birikmeye devam ediyor
'Deli defterleri' birikmeye devam ediyor

BEHİÇ AK Karikatürist, yazar

Karikatürist, çocuk kitapları ve oyun yazarı Behiç Ak çizgilerini ve karakterlerini Galata Kulesi manzaralı atölyesinde yaratıyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

* Burası ne zamandır sizin köşeniz?
1994’te Japonya ’da çıkan bir çocuk kitabının telifiyle aldım daireyi. 19’uncu yüzyıl mimarı Guglielmo Semprini’nin binası. Diğer daireler depo ve atölyeydi, sonra Galata önem kazandı, gentrifikasyon oldu, insanlar dairelerini sattı. 
* Günde kaç saat çalışırsınız?
Kitap resimlerken kopmaman gerekir. 06.00’da kalkıp çizime devam ediyorum. Bazen de hiç çalışmam, bir kaç şey yazarım, biraz kitap okurum, film seyrederim. Oyun yazmak bambaşka bir background istiyor. Direkt “Bu oyunu yazayım ve bununla ilgili çalışma yapayım” dediğinde çok sağlıklı bir şey çıkmaz. Kendi bakış açını zenginleştirmekle ilgili. Uzun sürede yazdığım çalışmaları bitirmeye çalışmam. Fazla çalışarak onu bozmamaya çalışırım. 
* Önce taslak mı çiziyorsunuz?
Kitap resimlerinde kurşun kalemle eskiz yapıp üzerinden geçiyorum. Bazı şeyleri de direkt tarama ucu ve çini mürekkebiyle çiziyorum. Ucu biraz bastırdığında kalın çiziyor, az bastırdığında ince çiziyor. Müthiş deneyim isteyen bir şey tarama ucu. Uslübu oluşturmak zor. Tam bir ortaçağ aleti aslında. 
* Yazı taslaklarınızı saklar mısınız?
Çok defterim var. Ama onlar kendi kendine birikiyor, şişik bir egonun sonucu, saklayayım gibi bir şeyden dolayı değil. Deli defteri gibi... Her şey olabiliyor içinde. Çizimler, yazılar... Birini takside unutmuştum, şoför “Delinin biri defterinin unutmuş” diye herhalde, panikle aradı, “Bu defteri hemen alın” diye... 
* Özel kaleminiz, kağıdınız var mı?
Beni çok iyi kalemler, kağıtlar ürkütüyor. Çok şey çizmek ve yazmak zorundasın ya o kağıtların, kalemlerin kalitesi arttıkça şöyle bir duygu oluyor: “Bunu iyi kullan, şansını kaybetme.” Başka bir sorumluluk hissediyorum. 
* Elinizin altında ne olmalı?
Yeteri kadar kağıt, bir kalem, silgi olursa yeter. Bu kadar şey mutlu ediyor. Bazen ufka bakmak hoşuma gidiyor. Kuleye ya da arkadan denize bakmak hoşuma gidiyor. Hiç bir yere bakmadan, bir yere kapanıp çalışmak da güzel. 
* Kitaplarınızı ödünç verir misiniz?
Kitap vermiyorum. Bazen bende olmayan bir kitabı başka yerde görüyorum. “Şu kitabı istesem ayıp olur mu, bende yok” falan diyorum. Ama isteyemiyorum. Kitap vermiyorum, geri dönmüyor. Öyle bir ilke geliştirdim ama deliniyor. Geçenlerde birisi bende bir tane kalan kitaplarımdan birisini getirmek üzere aldı fakat bir aydır gelmedi. 
* Hangi eserinizle hatırlanmak istersiniz?
‘Uyku Şehir’ çok sevdiğim bir kitap, çok az insan okudu. Ama okuyanlardan çok güzel tepkiler aldım. O metnin kalıcı olmasını çok isterim. ‘Bina’, çok önemsediğim bir oyun. Yazdığım bir metne biraz uzaktan bakıyorum. Karakterler yazardan bağımsızlaşmazsa, yazarın baskısı üzerinde oluyor ve yazar onu hep tasarlıyor. Tasarım kokan şeyleri sevmiyorum. Kendimle ilgili de bir gelecek tasarımcısı değilim.

OFİS DEDİKODULARI

Özel sektör çalışanları ‘içeriden’ bildiriyor, gönüllü muhabirlik yapıyor. Plaza öykülerinizi bekliyoruz 

* Kurumsal bir firmada çiçeği burnunda bir çalışanım; mutlu, dinamik, heyecanlı. Okulda öğrendiğim teoriyi, hayat pratiğiyle harmanlama zamanı. İlk toplantım... Aman allahım bu insanlar nece konuşuyor, birkaç bir şey yakalıyorum ama karma bir dil galiba. Demek ki bu kurumsal bir kültür. İşte aklımda kalanlar: “Aging raporlarını finalize ettik mi?”
“Hayır, sistem problemi oldu, IT’ye request gönderdik, fakat yetişmedi.”
“Bu bir excuse değil. Raporu bugün istiyordum.”
“Beni challenge etme! Bir favour rica ediyorum”. (T. K., erkek, 31, banka çalışanı)
*Yağmurlu bir sabah, metrobüsle işe gidilecek. Diğer sabahlardan farkı yok. Aynı kavga. Tam 8’de tren geliyor. Tren ve metrobüsün bağlantı noktasından bindiğim için 8’den önce ya da sonra durakta olmak şart. Yoksa oturmak zor. Bir de arka arkaya iki otobüs gelir hep. İki otobüslük mesafenin arasına ama birincinin sonlarına doğru bir yerde konuşlanmak lazım demişti bir arkadaşı. Arkadan binince, insanlar kitle psikolojisiyle, daha fazla koltuğun olduğu öne hücum ediyor, arkada birkaç koltuk boş kalıyormuş. Bana riskli geldi, denemedim. Genelde hesap yapacak durumda olamıyorum. Kalabalığı görünce nevrim dönüyor. En tenha yere sokuluyorum. Mücadelemi her zamankinin tersine, zihin bazında değil fiziki olarak içeride veriyorum beyaz yakalı rakiplerime karşı. Ve ayakta kalıyorum. Ya da sonrakine saklıyorum şansımı… (G.Y., kadın, 30, banka çalışanı)
*Plazanın çarşısındaki mağazadan beğenerek ve hatırı sayılır bir miktar ödeyerek aldığın kıyafetle aynı gün içinde plazanın muhtelif yerlerinde üç kişiyle birden pişti olmak bir yana, Kızılay tarafından giydirilmiş gibi hissetmen de cabası. (Ç. Ö, kadın, 34, banka çalışanı)
Ofis öykülerinizi anlatın, yayımlayalım: bahar.cuhadar@radikal.com.tr


    ETİKETLER:

    Japonya

    ,

    Beyaz

    ,

    hayat

    ,

    kitap