Delikanlı clubber

Üç yıldır Tempo'da yazı yazan Tutkun Akbaş, üç haftadır da Keep Clubbing adlı bir köşe hazırlıyor.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Üç yıldır Tempo'da yazı yazan Tutkun Akbaş, üç haftadır da Keep Clubbing adlı bir köşe hazırlıyor. Club kültürünü "Yürü be koçum!" sözleriyle tanıtan Akbaş'ı destekleyenler kadar medyadan olduğu için dışlayanlar da olmuş. O ise yıllardır bu müziği dinlediğini,
eleştirilerin dozunu aştığını düşünüyor ve "Benim mesleğim gazetecilik ama yaşam tarzım clubbing," diyor. Yaz boyunca sürecek Tempo Dance Party'lerde DJ'lik yapan ve hayranları tarafından "I love you Tutkun, sen bizim her şeyimizsin," tezahüratlarıyla havalara atılan Akbaş, ilgiden memnun.
Böyle bir köşe kimin fikriydi?
Ben yaklaşık dört yıldır club kültürünün içindeyim. En baba DJ'leri takip ediyorum, partilere gidiyorum, aynı zamanda DJ'lik yapıyorum. Dolayısıyla içinde olduğum bir yaşam formu bu. Yayın yönetmenimiz Kerem Bey, "Böyle bir köşe yazar mısın?" diye teklifte bulundu ve başladım.
Nasıl merak saldınız elektronik müziğe?
Aslında elektronik müzik bana hitap eden, beni besleyen bir müzik. Hiç bu işlerle uğraşmazken bile, club müziğiyle iç içe bir adamdım. Sabah kalktığımda da, akşam yatarken de bu müziği dinlerim.
Sabah akşam kafanız şişmiyor mu?
Hiç şişmiyor. Hatta enteresan bir şey söyleyeyim. Ben bu müzikte romantizm buluyorum, mistisizm buluyorum, ruhsal beslenme buluyorum. Bunun dışında bir şey beni tatmin etmiyor. Rock'ı anlayamıyorum ben.
Peki daha önce ne dinlerdiniz? Küçüklükten beri elektronik müzik dinlemiyorsunuz herhalde.
Tabii ki. Genel popüler şeyler dinliyorsun ama çok takip ederek dinlemiyorsun. Zamanla kimin çaldığını bilmesen bile "Ne kadar güzel bir müzik," diyorsun. Ben azmettim; bu işin dibine kadar gideceğim diye. Her şeyi takip ediyorum. Yeni çıkan adamlar, DJ'lerin yeni parçaları, son durum... Başlangıçta ben de hiçbir şey bilmiyordum. Kimin parçası, kimin remix'i... Ama işin içine girince tarzınız oluşuyor. En çok progressive trance seviyorum. Nick Warren, en baba, sevdiğim DJ. Bir de Sander Kleinenberg, 30 Ağustos'ta da geliyor.
Nerede DJ'lik yapıyorsunuz?
İlk defa geçen yıl Çubuklu Hayal Kahvesi'nde yaptım. Yılbaşı gecesi çaldım. Müthişti. Kendi tarzımı koydum. O crowd'ın coşkusunu görünce çok etkilendim. Tempo Dance Party'lerde çalıyorum. Yaz boyunca sürecek. Hatta kışın da devam edecek.
Kimin projesiydi bu?
Tempo yönetiminin.
Nerelerde yapılıyor?
Kalamış'ta, Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle Kadıköy Gençlik Merkezi'nde yapıyoruz. 19 Temmuz'da başladı, yaz boyunca sürecek.
İlgi nasıl?
Her geçen gün daha da artıyor. Benim özellikle çok ciddi fanlarım var. Her partide beni havalara atıyorlar, "I love you Tutkun, sen bizim her şeyimizsin," tezahüratları... Güzel gidiyor. Tabii halka açık olduğu için biraz müzik tarzımız değişiyor. Türkçe de çalıyoruz gerektiğinde...
Türkçe dediğiniz, nasıl?
Mesela Tarkan, Mustafa Sandal...
Nasıl clubbing peki bu?
Tempo için bunu yapıyorum.
'Ben Tempo için varım' yani...
Evet.
Peki basının bu kültürün içine girmesinden rahatsızlık duyanlar varmış.
Çok fena halde var. Clubbing çevresi, 90'ların başında çok az bir kitle olarak vardı. Kendi köşelerinde, marjinal bir gruptu. O dönemden gelen birtakım insanların çok ciddi rahatsızlığı var. "Kardeşim siz bu işi mainstream hale getiriyorsunuz, medya bu işi popülerleştiriyor, çılgınlar gibi eğlenip seviştiler diye başlıklar atıyor," diyorlar. Ama bana yaptıkları eleştirilerde çok ileri gittiklerini düşünüyorum, çok önyargılılar. Çünkü ben aynı zamanda gazeteciyim, gerektiğinde satanizm haberleri de yapıyorum, politika da yazıyorum. Bu benim mesleğim ama yaşam tarzım clubbing. Çok küçük bir kitleye karşı, savaş durumu söz konusu oldu. Bakalım. Ben uzlaşmacıyım. Ama bir yandan da çok destek var.
"Tek uyuşturucu müziktir"
Kimler destekliyor sizi?
Bir kere bu kültürü yaratan insanların çok ciddi desteği var. Kaya Sirmen mesela. Turntable diye bir e - group var, başındaki kişi. "Bu arkadaş çok doğru işler yapıyor," dedi. Onun dışında bir sürü DJ arkadaş var.
Bu iş bayağı ciddi bir mücadeleye dönüşmüş. Bizden - bizden değil diye gruplaşmış insanlar.
Tabii. Çok enteresan. Beni içinize alın diye bir derdim yok. Ben zaten bu işi biliyorum. Yazıyorum. Beğenen okur, beğenmeyen okumaz.
Bir de biraz sivri bir dil kullanıyorsunuz.
Evet. Biraz siniri bozuk bir adam durumu çıktı son yazımda. Çünkü özel mesajlar geldi ve küfre yakın şeyler var. O dili yumuşatacağım. Ama biraz evet delikanlı ağzı var, "Yürü be koçum," falan gibi şeyler.
Delikanlılıkla clubbing pek bağdaşmıyor ama...
Biraz dalgadır aslında. Orada espri var. Kıro bir ağız değil. Ama çok ciddi bir tepki alırsam gözden geçirebilirim.
Siz uyuşturucu kullanmadan da clubber olunabileceğini söylüyorsunuz. Bu gerçekten mümkün mü?
Bence mümkün olmalı. Only drug is music. Yani tek uyuşturucu müziktir. Bu kültürün içindeki insanlar, ecstacy'ye, esrara, kokaine ihtiyaç duymadan ayakta dururlar. Yani sabah kalktığınız zaman uyuşturucu mu alıp müzik dinleyeceksiniz! İçkiyle de bu işi idare edebilirsiniz. Clubber olmak kötü bir adam olmak demek değildir. Yeni jenerasyon geliyor, gencecik çocuklar. Bu müziği seviyorlar, onlara yanlış tanıtmayalım bu işi. Ben bunu kırmaya çalışacağım.
Her hafta sonu katılıyor musunuz partilere?
Haftanın dört-beş akşamı parti izliyorum. Gündüzleri yoğun bir biçimde gazetecilik yapıyorum.
Nasıl ayakta duruyorsunuz?
Alıştım. İki yıldır böyle yaşıyorum. 9'da yatıp 7'de kalkarsam kendimi çok bitkin hissediyorum. Artık bünyem böyle çalışıyor.
Kaç yaşındasınız?
29.
Evli misiniz?
Boşandım.
Bu yüzden mi?
(Gülüyor) Hayır bu yüzden değil.



'Clubber' deyince...
Club nedir, clubber kimdir, neden dans, neden tekno gibi sorular sormuyoruz kendimize her gün. Doğal olarak her hafta sonu club'lara, techno partilere dünya DJ sıralamasında ilk ondaki, ilk yirmideki ya da son otuzdaki bilumum DJ'i dinlemeye giden, sabaha kadar dans edip stres atan, eğlenen kitle de kendine bu soruları sormuyor. Yani "Ben şimdi kırmızı Puma'yı giydim acaba clubber mı oldum?" diye bir durum söz konusu değil. Eğleniyoruz hep beraber. Ama gel gör ki club kültürü diye bir şey de var hayatta. En azından DJ'lerin techno, trance ve türevleriyle setler yaptığı, insanların gidip sabaha dek dans ettiği yerler var. Buralarda bir tür yol yordam, tarz, şekil, code (artık adını siz koyun) olduğu da aşikar. Ne var? Mesela rahat giyinmek var. Bir tür düş alemi oluşturmaya yönelik ışık oyunları, renkli gözlükler, envai türlü ıvır zıvır ilginç oyuncak var. Hipnotize etmeye yönelik müzik var. Topluca değil kalabalık içinde bireysel olarak kopma var. Alkol vs. gibi oyundan düşürüp ağırlaştıran şeyler yok. Aksine bol vitamin var. İşten çıkıp yorgun argın evde bezmek yok, biyolojik ritmi ayarlayıp uyanık kalmak var. Saymaya kalkınca böyle uzayıp gidiyor varlar yoklar. Ama sonuç olarak bu konuda hah bu clubber, bu değil diyecek baba yiğit de yoktur herhalde hayatta. Sadece bodyguardlar için bu konu hayati olsa gerek. "Olum o klaybırt (clubber yani) değildi niye aldın," diye tartışan adamlar görürseniz (gerçek olay) şaşırmayın. Dünyanın ilk on DJ'i arasında yer alan (hani referans olsun diye) Timo Maas geçen hafta İstanbul'daydı. Sizi en çok kim dinliyor diye sorduk. "Eğlenmeyi seven, ama kafayı sadece dansla yememiş, ufku açık insanlar," diye yanıt verdi. Durumu özetledi. M.T.