Demir Demirkan: Ve bir an geldi, daha fazla yalan söylemek istemedim, "Ayrılalım!" dedim...

Demir Demirkan: Ve bir an geldi, daha fazla yalan söylemek istemedim, "Ayrılalım!" dedim...
Demir Demirkan: Ve bir an geldi, daha fazla yalan söylemek istemedim, "Ayrılalım!" dedim...
18 senelik birliktelikten sonra Sertab Erener ile yollarını ayıran Demir Demirkan, o dönemden beri devam ettirdiği suskunluğunu bozdu. Ayşe Arman'a verdiği röportajda Demirkan, hem Sertab Erener ile olan ayrılığı hem de hayatının bu dönemiyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

RADİKAL - Demir Demirkan ve Sertab Erener, Türkiye'nin en sevilen çiftleri arasındaydı. Dile kolay, 18 sene birlikte olan ikili ayrıldıklarını açıkladıklarında magazin gündeminde sular epeyce durulmamıştı.  Demirkan, Sertab Erener'den ayrıldıktan sonra yaşadıklarını, hissettiklerini Hürriyet Gazetesi'nden Ayşe Arman'a anlattı. Hayatını eski ve yeni olmak üzere ikiye ayırdığını söyleyen Demirkan, yaşadığı sağlık sıkıntılarından psikiyatr ziyaretlerine, yeni singleı 'Günahı Boynuma'dan kız arkadaşı Seda İnce ile olan ilişkisine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu Ayşe Arman'a. İşte o röportaj...

 

Banu aradı.

Banu Zeytinoğlu, “Demir’le röportaj yapmak ister misin?” dedi.

“Hayır!” dedim, “Kendini kasacak, konuşmayacak. Sadece müzikten bahsetmek isteyecek. Özel hayata girmem diyecek. Ben, ağzından laf almaya çalışan insan pozisyonuna düşeceğim. Bir röportajcının, onun Sertab’la neden ayrıldığını, yeni ilişkisinde neler hissettiğini filan sorması gerekiyor. Ya da benim anlayışım böyle. Ben bunları sormadan sadece müzik röportajı mı yapayım? İstemem. Sahte olur…” dedim.

Güldü.

“Dur dur sinirlenme!” dedi. “Tam da bu… Demir haksızlığa uğradığına inanıyor ve sana anlatmak istiyor!”

“Peki o zaman” dedim, buluştuk…

Ben trafik yüzünden bir saat geç gidebildim.

Aaa o da ne?

Dünya pamuğu bir adam bekliyordu beni Mehmet Turgut’un stüdyosunda. Ayaklarını uzatmış, bir sürü eğlenceli şey anlatıyordu. Nasıl rahat, nasıl tatlı. Gerginliğin g’si yoktu.

Başladım sormaya…

HAMİŞ: Bu hikâyenin bir de Sertab tarafı vardır. Madalyonun hep iki yüzü olduğu gibi. Ben bu yaz başı Sertab’ı aradım, o zaman istememişti. Her zaman hazırım, ne zaman isterse...

Seni farklı gördüm…

- Ben de kendimi farklı hissediyorum. Beni çook eski tanıyanlar, “Oh be abi! Bildiğimiz Demir olmuşsun!” gibi laflar ediyorlar. Hoşuma gidiyor. Ben içime kapanmıştım. Şimdi öyle değilim. Mutluyum, rahatladım, hafifledim…

Nasıl bir farklılık var yeni hayatında?

- Bir sürü. Bir kere artık antidepresan kullanmıyorum. Model’in ‘Antidepresan Gülümsemesi’ diye bir şarkısı var ya, gerçekten de doğru o. Hayal-meyal yaşıyorsun hayatı, yüzünde garip bir gülümseme oluyor. Öyle değilim artık. Ben, benim. Gerçeğim. Sırtımı gerçeğe dayadım.

Nasıl yani?

- Ben hayatımı, ‘eski hayatım’ ve ‘yeni hayatım’ olarak ikiye ayırıyorum. Eski hayatımda, 24 yaşında bir kadına âşık oldum. Çok güzel bir aşktı. Onunla birlikte büyüdük, geliştik. Tam 18 yıl birlikte olduk. 42’yken ondan ayrıldım. Ve ben onu bir başka kadın için terk etmekle, satmakla suçlandım. Oysa, bu doğru değil. 18 yıl uzun bir süre. Bu sürenin sonlarına doğru ben artık duygularını dışa vuramayan bir adama dönüşmüştüm. Oysa ne hissediyorsan, ne düşünüyorsan söyleyeceksin. Bense içime gömülmüştüm. Yaşayan bir ölüydüm. Dürüst olmamak bu aslında. Kendini gizlemek, olmadığın bir adam gibi davranmak. Her şeyi içinde tuttuğun zaman, “Kimseye bir şey olmasın, durumu idare edeyim” dediğin zaman, sen aslında yalan söylüyorsun. Hem kendine hem birlikte olduğun insana… Durumum buydu. Ama bir kısır döngü içindeydim, nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Kapana kısılmış gibiydim. Ve bir an geldi, daha fazla yalan söylemek istemedim, “Ayrılalım!” dedim…

Sonra ikinci hayatın mı başladı?

- Evet. O kararı verdiğim andan itibaren koyverdim. Kendimi kasmaktan vazgeçtim. Fark ettim ki, kendim gibi olduğumda da beni sevmeye hazır insanlar varmış.

İyi de buna nasıl karar verdin? Bir sabah uyandığında aniden, “Ben artık duygularımı dışa vurmak istiyorum!” mu dedin? Yeni bir hayata atlama kararını nasıl verdin?

- Şöyle Ayşecim, bunu hayat bana tokat atarak öğretti! Tabii ki yaşadığım sıkıntılar, anlattıklarım kadar hafif değildi. Bundan bir buçuk yıl önce, bir restoranda toplantı yaparken çok acayip bir şey oldu. Bir anda, yer ayağımın altımdan kaydı sandım. Ölüyorum sandım. Yığıldım oraya. “Bitti!” dedim, “Ölüm bu… Buraya kadarmış!” Nasıl bir ağrı göğsümde… Hayat beni terk ediyor sandım. Meğer panik atak geçiriyormuşum!

Peki n’aptın?

- Ne yapacağım? Bu defa kafa doktoruna gittim. Psikiyatriste yani. Çünkü psikolojik bir şey olduğu ortaya çıktı. İnsan, kendini bir başkasına anlattıkça da tanıyor. Anlattım, anlattım… İnsanları kırmamak için, kendimden önce başkalarını düşünen bir adam olduğum ortaya çıktı. Ben biliyordum da tescillenmiş oldu. Ne yazık ki böyleyim. Kendimi geri planda tutan bir adamım. İş-miş, sevgili, her şey ve herkes benden önemlidir! Prodüksüyon mu yapıyordum, dizi müziği filan mı? Çok çok iyi olması için üç gün uyumuyordum. Kahve üstüne kahve içiyordum. Tabii telef oluyordum. Belki böyle yapmasam da, o müzik iyi olurdu ama işte insanlar hep benden bir şey daha bekliyordu, bir şey daha, bir şey daha… Bu sevgilim için de geçerliydi, dostlarım için de. Hep benden önce geldiler. Ama onların bir suçu yok, benim hatam bu. Uzun bir süre devam ettiği zaman da başka bir şeye dönüşüyor…

Neye?

- Kıyakçılığın sonu ayakçılık gibi bir şeye! Ben sonunda Sertab’ın nesi olduğumu bilemez hale gelmiştim, sevgilisi miyim, iş arkadaşı mıyım, ortağı mıyım, çalışanı mıyım, elemanı mıyım… Demir öyle yapar, Demir eder… Tamam eyvallah da, gün geliyor, verecek kanın kalmıyor ve sen ölüyorsun! Bu, olmuş bana meğer. Bilinçaltım bana, “Oğlum kendine gel!” deyip bir tokat indirmiş. Daha kötüsü de olabilirdi. Bütün o panik ataklarımın sebebi, olduğum beni sevmiyor olmam, kendi özümden uzaklaşmış olmam, başkalarının hayatını yaşıyor olmam… İşte o zaman karar verdim, kendim olmak istedim.

Seninki aslında “Ben de varım!” çığlığı, öyle mi?

- “Bu zamana kadar yaptıklarımı gördün. Bir de benim yapmak istediklerim var. Onları da kimse kaale almıyorsa, ben öleyim bari!” çığlığı.

N’oldu sonra o panik ataklar?

- Kendim için yaşamaya karar verdikten sonra kesildi. Allah’a şükür şimdi iyiyim. Özetle sana bir önceki hayatımın bana iyi gelmediğini söyleyebilirim. Ama bunu, kendime itiraf etmem bile çok uzun zaman aldı. Uzun süre suçluluğunu yaşadım. “Hayır böyle olamaz! Bu ilişki böyle bitemez!” dedim, kendimi baskıladım. Ama sonra bilinçaltı bu meseleye el koydu.

Yani başına gelen neydi? Özgürlük talebi mi, âşık olmak mı?

- Ölüm korkusu. Başıma gelen buydu, bildiğin ölüm korkusu! Ben o hayatın bana iyi gelmediğini, onun değişmesi gerektiğini anladım. İnisiyatifimi kullanıp bu adımları atmasaydım, bana çok daha kötü bir şey olacaktı, kimseye de faydam olmayacaktı. Belki de mesele bu: Ben hep faydalı olmaya çalıştım. Sonunda da bu beni öldürür hale geldi!

İyi de bunları kimseyle paylaşamadın mı?

- Bana çok yakın insanlarla paylaştım. Bir de şimdi sana anlatıyorum. Çünkü bunu en iyi sen yazarsın. Onu da biliyorum. Sen bunu kullanmazsın, adam gibi yazarsın. O yüzden anlatıyorum.

Peki eski hayatındaki insanlar sana sırt mı çevirdi?

- Evet, bir saflaşma oldu. Sertab’ı sattım gibi değerlendirdiler. Bir şekilde taraf olmak zorunda hissetti bazı insanlar. Başka bir arkadaş kitlem var artık.

Peki tüm bunları Sertab’a adam gibi anlatmadın mı? O bunların anlamayacak biri değil ki…

- İşte en büyük hatam bu! Yapamadım bunu. Dışarıya renk vermemek için, her şeyi kendi içimde yaşadım. Bu renk vermemek rezil bir şey. Acayip kanıyor ortalık, yıkılıyor, gök gürlüyor, şimşekler var ama dışarıda her şey günlük gülistanlık. Güneş açıyor, kuşlar uçuyor, bir adam gülümsüyor…

Peki yeni aşk nasıl geldi?

- İnsanlar sanıyorlar ki, “Yeni kızı buldu, öbürünü bıraktı!” Öyle değil. Bu kadar aşağılık bir adam mıyım, bu kadar mı sığım? Güya “Ayrılmaya karar verdim” diye açıklama yapmışım. İyi de bir ekip var orada. Ben basın bülteni yollayamam ki. Birileri bu basın bültenini onaylayıp yolluyor.

Nasıl yani?

- Benim tek taraflı “Ayrılmaya karar verdim” gibi bir açıklama yapabilmem mümkün değil ki! Neden ‘karar verdim’ yazıyormuş da ‘verdik’ yazmıyormuş. Ben dikkat etmedim ki. Ayrılmak istediğimi söyledim, “Artık taşıyamıyorum” dedim. E o zaman bunu basına söylemek gerekiyor. Beni yalnız bir yerlerde görecek, “Aldatıyor mu?” diyecek, yanımda kim olursa abuk sabuk şeyler yazacak, bir açıklama yapmak gerekiyordu. O yüzden adam gibi bildirelim dedim. İşin ilginci, insanlara ayrıldığımızı ilan edince, bir daha hiç panik atak geçirmedim. Yani onlar bana “Sen yanlış yaptın!” diyorlar, ben de diyorum ki, “Ayrılmasam ölecektim!”

Bu yeni aşk seni ne kadar değiştirdi? O süreç nasıl gelişti?

- Yatay geçiş gibi bir durum yok. Seda’yla bir yıldır birlikteyiz. Gelecek ne olur bilinmez ama çok mutluyuz şimdilik. Sade, basit bir hayatımız var. Öteki ilişkim, beşik kertmesi gibi bir şeydi, böyle hissettiriyordu bana. Bir de bu ilişkimde proje mroje yok.

Yeni sevgilin, eski lise aşkın. İnsanlar, yaş ilerledikçe kendi güvenli sularına mı dönüyor?

- Zannetmiyorum. Kendimi tekrardan oluşturmak için bir güvenlik arayışına girdiysem, orada da ciddi bir sorun var demektir. Şimdi durum öyle değil. Su damlası gibi sade bir aşk...

Fotoğraf: Fethi Karaduman 

ALLAH KİMSEYE PANİK ATAK VERMESİN!

Bir panik atağımda Chicago’daydım. Gökdelenin tepesinde. 34’üncü katta. Yine aynı nefes alamama hissi… Kalp krizi hissi... Göğsümün sıkışması hissi… “Şuraya yığılıp kalacağım” hissi… Hayat bitiyor hissi… Binadan kendimi nasıl dışarı attığımı bilmiyorum. Sokaklarda koştum falan, parkta uyudum, eve giremedim. Allah kimseye bu panik atakları vermesin, felaket bir şey. Kafanın sana oynadığı bir oyun ama her şeyi, gerçek gibi yaşıyorsun! Ne zaman ki kamuoyuna ayrıldığımızı duyurduk, bıçak gibi kesildi.

TEKRAR KONSERLERE BAŞLADIM

Geçen Mart’ta tekrar konser vermeye başladım. 2-3 senedir sahneye çıkmamıştım. Çanakkale’den Diyarbakır’a kadar kulüpleri gezdim. Karşımda kemik bir seyirci vardı. İnanılmaz güzel geçti. Yüzümü kara çıkartmadılar. Bunu tamamen onlara borçluyum

İMZA DA ATILIR CANIM SORUN DEĞİL!

Bir evlilik lafı okudum…

- Evet. Ben bu medya işini öğrendim galiba Ayşe. Biliyordum bu haberlerin çıkacağını. Şöyle alengirli bir laf ettim, “İmza gibi bir teknik sorun varsa, imza da atılır canım, sorun değil!” dedim. Haber yapacaklarını bildiğim için söyledim. Ama doğruluk payı yok mu? Var. Yarın evlenebilirim de…

Evlilik kavramına bu kadar uzakken, ne oldu da bu kadar yakınlaştın?

- Bu kadar radikal “hayır” demek de saçmaymış! Büyütmek de… Olursa olur… Şimdiki ilişkim çok farklı. Bir kere müzisyen değil. Birlikte çalışmıyoruz. Bu iyidir, kötüdür demiyorum sadece başkadır diyorum. Birlikte iş yaparken kafa karıştıran şeyler oluyor. Bu ilişkide yok. Çok sade. Sade olan her şey, bence çok daha iyi işler ve ömrü daha uzun olur. Ben Zen manyağıyım, Zen felsefesi hastasıyım. Onun da temelinde sadelik vardır. Artık hayatımdaki her şey sadeleşmek üzerine.

AİLEMLE VAKİT GEÇİRİYORUM ARTIK

Bu da çok iyi geldi bana. Annem babamla, kardeşlerimle görüşemediğim zamanları kayıp gibi görüyorum. Kendimi başka türlü konumlandırıyordum, hiçbir şeye vaktim yoktu, telefonla konuşuyordum ama gidip göremiyordum. Şimdi onlara vakit ayırıyorum.

RÜYAMDA, LİSE AŞKIMLA YAN YANA KİTAP OKUYORDUM… ONU FACEBOOK’TAN BULDUM

Eski lise aşkınla, yıllar sonra nasıl oldu da karşılaştın?

- O da enteresan bir durum. 25 sene önce ben lise sondayken, o lise 2’deydi. Okul da Özel Çamlaraltı Lisesi. 6 ay çıktık. Sonra Amerika oldu, üniversite oldu, hayatım değişti. O kendi yoluna gitti, ben kendi yoluma, görüşmedik. O orada evlenmiş boşanmış…

Peki nerede karşılaştınız yeniden?

- İstanbul’da. Seda’yı ben aradım.  Çünkü aramam gerektiğini hissettim. Biraz romantik o kısım. Vahiy gibi…

Nasıl yani?

- Bir rüya gördüm…

25 yıl önceki sevgilini mi?

- Evet. Mutlu mutlu kitap okuyorduk, yan yana birlikte. Sevişme rüyası filan değildi yani. Sanki hayat, hep onunla geçmiş ve hep öyle huzurluymuş gibi uyandım. 25 yıldır konuşmadığım, görüşmediğim birisine nasıl ulaşırım diye düşünmeye başladım. Facebook sağ olsun!

Ne yazdın, “Seni görmek istiyorum…” filan mı?

- Ben cool yaptım  böyle. “Nerelerdesin? Görüşsek...” gibisinden. Sanki bir hafta olmuş görüşmeyeli falan gibi.

O ne yazdı?

- “Şuradayım buradayım, tabii tabii, bira ara görüşürüz…” Ama ondan çok sonra görüştük. Bana ilginç gelen, duygusal olarak bu kadar bağlanabilmiş olmam, görüşürsün birlikte de olursan biraz sürer ama sonra ayrılırsın. Bizde öyle olmadı. İlişkimiz sürdü. Oysa uzun bir ilişkiden çıkmış insanlar, tekrar ciddi bir ilişkiye girmemek için direnirler. Sadece gezip tozarlar, bizimki öyle olmadı. Biz, birbirimize iyi geldik.

BAŞKASI İÇİN SERTAB'I BIRAKTI EN BÜYÜK İFTİRA!

En büyük iftira bence, “Başkası için yıllarca birlikte takıldığı sevgilisini yüzüstü bıraktı!” iftirası. Bu kadar can acıtan bir şey yok. Yeni single’ım ‘Günahı Boynuma!’da bunun acısını haykırıyorum. İçimden bu geldi, bu şarkıyı yaptım.

YENİ MİSYON EDİNDİM ROCK DEVRİMİ YAPACAĞIM

Peki müzik?

- Tekrar gitar çalmaya başladım. Sonuçta heavy metal ve hard rock gitarcısıyım. Deliler gibi gitar çalıyorum şimdi. Bir rock konçertosu yazdım, elektro gitar konçertosu. Bu, beni biraz daha rock tarafına doğru itiyor. Türkiye’deki müzik sektörü mitini yıkmak üzere misyon edindim kendime, rock devrimi yapacağım. Müzik sektörü sürekli rockçı’ları yok ediyor. Bütün rockçılar, müziklerini ya biraz yumuşatmak zorunda kalıyor ya da “Türkçe şeyler koyun bunun içine falan” diye manipüle ediliyor. Ben bunun aksini ispatlayıp “Türkiye’de rock da var, rockçı da var, metalci de var metal de var” demek istiyorum. İnsanları gazlayıp adam gibi şeyler üretilmesini sağlamak istiyorum. Tanıdığım birçok rock, hard rock ve heavy metal müzisyeni plak şirketlerinin doğrultusunda müziklerini manipüle ediyorlar ve başka yollara sapıyorlar. Ben bunun böyle olmaması gerektiğine inanıyorum.

ERİYİP YOK OLMAKTIR AŞK RUHUNDA SEVGİLİNİN

‘Günahı Boynuma’ single’ı çıkarken sevinebildin mi?

- Hayır. Türkiye’nin çok zor bir dönemine denk geldi. Şehit haberleri hepimizi yıktı. Sevinemedik tabii. Hiçbir tanıtım yapmadık single’la ilgili. İçimizden gelmedi. Yaşanan acıların tamamını biz de yüreğimizde hissettik.

Bu şarkı ne ifade ediyor senin için?

- Bana yaşatılan haksızlığın acısını haykırıyorum ben bu şarkıda. Sadece kendimi de anlatmıyorum. İftiraya ve haksızlığa uğrayan bence bir sürü insan vardır. Hepimizin başına gelmiştir. O duyguyu ortaya çıkartıp, insanlarla paylaşmak istedim.

Peki Sertab haksızlığa uğradığını hissetmiyor mudur?

- Olabilir ama ben kendi hayatımdan sorumluyum.

“Eriyip yok olmaktır aşk ruhunda sevgilinin” diyorsun bu şarkıda. Sen şu anda o halde misin?

- Evet, bir süredir o haldeyim. Ama şunu yapmıyorum: Kendimi artık yok etmiyorum. O hatayı bir daha yapmayacağım. O bütün meditasyonlar, Uzakdoğu içsel sanatları falan egonun yok edilmesi gerektiğinden bahseder ama burada yanlış anladığımız bir şey var. Gönül olarak eriyip gidebilirsin ama insan olarak kendini tüketmemen gerekiyor. Bunu kendine yapmamalısın. Bu insanın kendine yaptığı çok büyük bir haksızlık, hatta günah!

SEVGİLİM ÇALIŞMIYOR, ÖZGÜR BİR RUH O, DÜNYAYI DOLAŞIYOR

Aynı zamanda belgesel de yapıyorsun…

- Evet, cam belgeseli. Geçen kış gitmeye başladım cam ocağına. İnanılmaz gerçekten! Ben aslında klip çekecektim var olan bir şarkıma. Ama o kadar etkilendim ki, klibi bırakıp belgesel çekmeye başladım.

Konserler devam mı?

- Evet. “Prodüktör mü, gitarist mi, söz yazarı mı, şarkı yazarı mı, şarkıcı mı… Ne bu adam?” diye bir soru var ya, hepsini yapabiliyorum diye bundan böyle hepsini yapacağım diye bir şey yok. Şu an yapmak istediğim şey: Beni sevenlere konserler verip Türkiye’yi ve mümkünse dünyayı gezmek. Ben artık varımı yoğumu buna koymak istiyorum.

Yaşlanmak bir rockçıyı korkutur mu?

- Bence yaşlandıkça, rock felsefesi oturuyor insanda. Ben şimdi 10 yıl öncesinden çok daha iyi bir şarkıcı ve gitaristim. Bence şarap gibi rock’n roll. Mayan iyiyse, içeriğin iyiyse, yıllandıkça her şey daha da oturuyor. Ben de iyi olduğuma inanıyorum…

Sevgilinin mesleği ne?

- Çalışmıyor şu anda. Reklamcılık yapmış daha önce… Şimdi dünyayı geziyor. Yaşıyor. Özgür bir ruh, şahane bir insan…