Deniz Memişoğlu: 'Televizyonda tesadüfe yer yok'

Deniz Memişoğlu: 'Televizyonda tesadüfe yer yok'
Deniz Memişoğlu: 'Televizyonda tesadüfe yer yok'
Yarışma programları televizyonların vazgeçilmezi. İlginç yarışmacılar, sözünü sakınmayan jüri üyeleri, film gibi hayatlar... Canlı oynanan birer dizi gibi izlenen bu programlara katılanlar nasıl seçiliyor? Beş yıl boyunca bu tür programlara yarışmacı seçen ve 100 bine yakın kişiyle görüşen Deniz Memişoğlu'nun Tempo dergisinin Mart sayısında Ayşegül Savur Özgen'e anlattıkları, Türkiye'nin sosyolojik röntgeni gibi...

Yarışma programları televizyonların vazgeçilmezi. İlginç yarışmacılar, sözünü sakınmayan jüri üyeleri, film gibi hayatlar... Canlı oynanan birer dizi gibi izlenen bu programlara katılanlar nasıl seçiliyor? Çıkan kavgalar danışıklı dövüş mü? Kamera arkasında neler oluyor? Beş yıl boyunca bu tür programlara yarışmacı seçen ve 100 bine yakın kişiyle görüşen Deniz Memişoğlu’nun Tempo dergisinin Mart sayısında Ayşegül Savur Özgen’e anlattıkları, Türkiye ’nin sosyolojik röntgeni gibi...


Röportaj: Ayşegül Savur Özgen asavur@doganburda.com
Fotoğraflar: Altan Aykan

 
TV programları için yarışmacı bulma sürecin nasıl başladı?
Wipeout yarışması için yapım şirketi Endemol’de çalışmaya başladım. “Wipeout için yarışmacı bul” dediler. Ama bir ay sonra gideceklerdi Arjantin’e. Bu yüzden haftanın yedi günü çalışmaya başladım.

İlk kez yayımlanacak bir yarışma... Nasıl topladın yarışmacıları?
Haklısın, yarışma yeni başlayacağı ve henüz duyuru yapılmadığı için başvuru falan yoktu. Ben de oturdum, Wipeout Amerika’yı izledim. Tabii fiziksel olarak çok kuvvetli erkekler ve kadınlar gerekiyor. Daha önceki işlerimden de biliyorum, Türkiye’de o toplara girecek insan bulmak zor. Erkekler için değil ama kadınlar için zor.

Ne yaptın peki?
Spor merkezlerine böyle bir yarışma olduğunu yazdım, sonra gidip kendim görüştüm. İnsanlara formatı anlatmaya başladım, böyle böyle toparladık. Sonra kanal ikinci sezon için de anlaşınca başvurular kendiliğinden gelmeye başladı.

Sonra hangi yarışmalar için yarışmacı seçtin?
Beş sene devam etti bu iş. Bu yıllar içinde Endemol’ün işlerinin casting’ini ben yaptım. Wipeout, Fear Factor, Eyvah Düşüyorum, Canlı Para, Deniz Arcak ve Kamil Güler’in sunduğu bir yarışma, Star Akademi ve 1 Milyon Kimin. Star Akademi için Türkiye turuna çıktım, tek tek her yere gittim.

(…)


Tartışmalar bilinçli mi çıkarılıyor?
Türkiye’de zaman içinde bu yarışmalar çok öne çıktı. Acun Ilıcalı’nın bundaki etkisi yadsınamaz. Yazılmamış senaryolar izliyor gibiyiz. Yarışmacılara ne yapacakları ya da kavga çıkarmaları gerektiği söyleniyor mu? En son bir yarışmacının Okan Bayülgen’in programında bunu ağzından kaçırdığı konuşuldu.

Bu haberi ben de okudum ama videosunu izlemedim. Bu yarışmacı böyle bir açıklama yaptıysa epey enteresan, çünkü yarışmacılar sözleşme imzalar. Olan biten hiçbir şeyden bahsedemez medyaya.

Bu tür öğretilmiş tartışmalar oluyor demek mi bu?
Bence televizyon izleyen herkesin şunu bilmesi gerekiyor, yüzde 90 tesadüfe yer yok. Kendi işlerimden örnek vermek gerekirse, orada espri patlatan, arıza çıkaran birinin onu yapabilecek potansiyele sahip olduğunu bilirim ama onu nasıl yapabileceğini asla bilemem. Mesela bilgi yarışmasında gözlüğünü takıp, uzaklara dalıp giden sadece sorulara cevap veren biri sıkıcıdır. Onu izlemek istemezsiniz. Asıl kilit cümle şu; hiçbir yarışma programı aslında yarışma programı değildir. Bunların hepsi reality show. Kim Milyoner Olmak İster’den tutun, Benzemez Kimse Sana’ya, Bu Tarz Benim’e kadar bunların hepsi reality show. Nasıl bir dizide karakterler oluyorsa, biz programı tasarlarken bu karakterleri içine koyuyoruz.

(…)

“Kimse için para ödemedik”

Peki, bu insanlar kendileri mi başvuruyor yarışmalara?
Kendim için cevaplayayım: Endemol’de çalıştığım beş sene içinde herhangi bir casting ajansından bize yarışmacı göndermelerini istemedik. Bana gelen insanların herhangi bir ajansla sözleşmesi varsa onu bilmiyorum. Herkes kendisi başvurdu ve biz öyle aldık. Kimse için para vermedik bir ajansa.

Yarışmalardaki karakterlere baktığında, en çok tutanın hangisi olduğunu söyleyebilirsin?
Şimdi adı değişti ama Bu Tarz Benim’in ilk sezonundaki Özlem gibiler bence... Başarıya odaklı ama sorun çıkaran.


(…)

“Türk insanının en büyük derdi onaylanmak”

100 bine yakın Türk insanıyla görüşmüş biri olarak, insanların, ‘reality show’ diye nitelendirdiğin bu yarışmalara katılma nedenini nasıl açıklarsın?
Parayla ilgisi yok bir kere... Genellikle orada olma hissini yaşamak istiyorlar. Mesela 'Fear Factor’a gidip babama burada olabildiğimi göstermeliyim' duygusu baskın. Çünkü onun tarafından sevilmek ve onaylanmak istiyor.

Bu durumda Türk insanının en büyük derdi sevgi mi?
Tabii ki herkes daha fazla sevilmek ister ama en önemli motif onaylanmak. Abuk sabuk bir şey yaptığı halde alkış alınca, doğru bir şey yaptığını düşünebiliyor.

(…)

“Türkiye terk eden babaların ülkesi”

Karşılaştığın en büyük problem ne oldu binlerce kişiyle görüşürken?

Gördüğüm insanların yüzde 90’ında baba sorunu var. Terk edip giden babalar... Tek başına kalan anne-çocuk hikâyesi çok fazla. İkincisi, İstanbul ’da doğmuş büyümüş, ama Boğaz’ı hiç görmemiş olanlar var. Bu bana şehir efsanesi gibi gelirdi ama maalesef doğru. Bir de “Hayatınızda başınıza gelmiş en kötü olay nedir?” diye sorarız. 50-60 yaşına gelmiş biri bile “Anne-baba boşanması” diyebiliyor.


Türkiye’yi kadınlar mı kurtarıyor toplumsal anlamda?

“Aileyi dişi kuş yapar” derler ya, o kesinlikle boş bir laf değil. Kadınların kendi içlerindeki gücü fark etmeleri lazım. 35 yaşında bir kadın, 25 yaşından itibaren ailenin bütün borçlarını kendi başına ayakta durarak ödeyebiliyorsa, bütün düzenini tekrar kurabiliyorsa ve sonrasında sağlıklı yine ayakta durabiliyorsa, diğer kadınlar neler neler yapar?


(NOT: Röportajın tümünü Tempo dergisinin Mart sayısında okuyabilirsiniz.)