Denize düşüp yılana sarılanlar

ABD'li 3 kadın gibi yıllarca kilit altında kalanların 'dünyaya döndükten' sonra söyledikleri 'esaretin bedelinin' yalnızca kaçıp kurtulmakla ödenmediğini gösteriyor.
Haber: GÖKÇE ÇALIŞKAN / Arşivi

ABD ’nin Cleveland kentinde 10 yıl boyunca alıkonulan Amanda Berry, Gina DeJesus ve Michelle Knight ile Knight’ın bu esaret sırasında doğurduğu 6 yaşındaki kızının komşulara seslerini duyurarak özgürlüklerine kavuşmaları önceki kaçırılma hikâyelerini yeniden hatırlattı. Yıllarca hiç tanımadıkları bir kişi tarafından tek başlarına bir odaya hapsedilen kızların haletiruhiyeleri, umulan doğrultuda seyretmiyor. İsveçli psikiyatrist Nils Bejerot, bir banka soygununda rehin tutulan çalışanların bir süre sonra polise karşı soyguncularla işbirliği yaptığını görmüş ve buna ‘Stockholm Sendromu’ adını vermiş. Mart 1998’de 10 yaşındayken kaçırılan Avusturyalı Natascha Kampusch da ‘işkencecisine aşık olmak’ diye özetlenen bu sendromu yaşayanlardandı. Wolfgang Priklopil’in 8 yıl kilerde tuttuğu Kampusch’un ‘işkencecisi’ hakkında söyledikleri herkesi hayal kırıklığına uğratmıştı. Polis, kaçtığı günün akşamı Priklopil’in kendini trenin önüne atıp intihar ettiğini duyan Kampusch’un ağlamaya başladığını söyledi. İşkencecisini affettiğini söyleyen Kampusch, ‘3096 Gün’ adlı kitabında, “Beni kaçırıp ailemden uzaklaştıran, hayatımı çalan adam benim yeni ailem oldu. Psikopatça fantezileri benim gerçeklerim halinde geldi” diye yazdı. Priklopil’in bunu yapmasının nedeninin çok yalnız olması ve kendine ait bir ‘krallık’ kurmak istemesi olduğunu savundu.
Brian David Mitchell’in 14 yaşındayken kaçırıp 9 ay esir tuttuğu Elizabeth Smart ise defalarca tecavüze uğradıktan sonra kendini ‘pis ve değersiz’ hissettiğini söyledi: “İnsanlıktan çıkmıştım. Birilerinin beni sevebileceğine inanmıyordum artık. Ve bu daha başlangıçtı.” Kaçarsa kimsenin onu bir daha sevmeyeceğinden korkan Smart, bu yüzden kurtarılmak bile istemediğini itiraf etti. Smart şimdi evli ve diğer kayıpların bulunması için elinden geleni yapıyor.
1991’de pedofili hastası Phillip Gorrido’nun kaçırdığı Jaycee Lee Dugard için büyük bir arama operasyonu düzenlenmiş ama izine rastlanamamıştı. 18 yıl sonra kurtulmayı başaran ve Gorrido’dan iki çocuğu olan Duggard da ilk polis sorgusunda gerçek kimliğini açıklamak istememişti. Adının ‘Alissa’ olduğunu söyleyen Duggard, Gorrido’yu ‘zor durumda’ bırakacak sözler söylemekten kaçınmıştı.
Viyana’da 24 yıl kendi babası tarafından esir tutulup tecavüze uğrayan Elizabeth Fritzl’in durumu ise daha içler acısıydı. Zamanla ağzındaki dişlerin bile döküldüğünü söyleyen Elizabeth’in babasından 7 çocuğu oldu, biri öldü. Baba Fritzl’in ise ölen çocuğunu yaktığı ortaya çıktı.
Pek çok ipucu varken vakaların niye daha erken çözülmediği ise tam muamma. Kampusch zaman zaman ‘efendisiyle’ dışarı çıkardı, Duggard bahçede çadırdan bozma bir yerde kalıyordu ve dışarı çıkıp bebekleriyle oynadığı olurdu. Ancak dıştan bakıldığında eğleniyor göründükleri için kimse esir tutulduklarından şüphelenmedi. Cleveland vakası ise daha da şaşırttı. Zira komşular ‘bahçede boyunlarına tasma takılı çıplak kadınlar’ görüp aradıkları polisin eve gelmediğini iddia etti.
Bu ihmalkârlık da, ‘efendilerin’ elbette işine geldi. Duggard’ın ‘sahibi’ Garrido yaptığının doğru olduğunu düşünüyordu çünkü ‘dış dünya kötülükle doluydu.’ Çocukların eğitim görmesine ‘zihinleri zehirli düşüncelerle dolmasın’ diye izin vermedi. Esirlerin ‘efendilerine’ farkında olmadan besledikleri bu ‘minnettarlığın’ bir nedeni zorunluluk. Zira tek başlarına oldukları için sadece kendilerini esir tutan kişiyle iletişim kuruyorlar. Onunla iyi geçinmezlerse başlarına daha fazla açılacağını ve en önemlisi insani fonksiyonlarını kaybedeceklerini düşünüyorlar. Zira alışverişe gitmek ve yolda yürümek gibi basit eylemler bile onlara garip görünmeye başlıyor. Geçmişlerini tamamen unutup ancak fotoğraflar yardımıyla hafızalarına kavuşan esirler bile varken, Cleveland vakası bu açıdan bir ilk. Zira kendilerini esir tutan Ariel Castro dışında kızlar birbirleriyle de konuşabiliyordu. Ancak acaba onlar da Stockholm sendromuna kapıldı mı? İçlerinden biri semptomları göstermeye başladıysa diğerleri onu uyardı mı? Birbirlerini manen ayakta tutmak için neler yaptılar? Halk, Castro’nun idamını istiyor ama ne yazık ki hiçbir şey bu kızların kapalı kapılar ardındaki yıllarını geri getirmiyor.