Denizin ortasında bile çalışabilirim

Denizin ortasında bile çalışabilirim
Denizin ortasında bile çalışabilirim

DEFNE KORYÜREK Fikir Sahibi Damaklar kurucu lideri, Aşçı

Son zamanlarda lüfer kampanyasıyla gündemde olan Fikir Sahibi Damaklar'ın kurucusu Defne Koryürek'in köşesindeyiz...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

 Masanızda ne kadar vakit geçiriyorsunuz?
Genelde 4 ile 7 saat arası. Daha çok gündüzleri çalışıyorum. 
Çalışırken yemek kokusu duymak hoşunuza gider mi?
Öyle standartlarım yok, çalışmakla ilgili. Denizin ortasında bilgisayarın başında çalışırken görebilirsiniz. ‘Orkinos Çiftliğine Hayır’ kampanyasının göbeğinde, böyle bir fotoğrafım var. Multitasking’e yatkın bir zihnim var. 
Masa başında atıştırır mısınız?
Kahvaltımı bile makinemim başında yapabilirim. 
Elinizin altında neler olmalı?
Bilgisayar dışında hiçbir şeye ihtiyacım yok. Masamdakiler, evim gibi. Evinizde niçin yastığınız, örtünüz olur, onlar olmazsa yaşayamaz mısınız? Yaşarsınız. Hepsi, görmeyi sevdiğim şeyler. Günün orta saatinde kolonyalarımdan birini kullanmak isteyebilirim ama bu her gün yapacağım bir şey değil. Onların şekli gözümün kenarında. Işığı belli şekilde yansıtıyor, hoşuma gidiyor. O kadar tabağıma, masamdaki ıvır zıvıra rağmen vazgeçemeyeceğim hiçbir şeyim yok. Evimdeki her şeyi çok severek aldım. Bazısı için bayağı bekledim. Bu babamın 40 yıllık masası mesela… 
Arkanızdaki kütüphane tamamen gıda üzerine mi?
Tümüyle gıda üzerine. Bir kısmı gıdanın politikasına ilişkin. Bir kısmı politikanın ifade biçimlerine ilişkin, gıda üzerine yaptığımız aktivitelerle ilgili ders çalışmak üzere. Non-violance’ın Türkçe tercümesi yok. Şiddetsizlik değil. Peşinde olduğum da şiddetsizlik değil. Balık kampanyamızda kullandığımız cinsten bir şeyin tarifinin peşindeyiz. Dili kavga etmemeye kurmak üzerinden kampanyalar, başkalarını düzeni, rahatlarını değiştirmeye ikna etmenin dili nasıl kurulabilir? Onunla ilgili kitaplar var. Tarifler var, dünya kadar... 
Neden yemek işindesiniz?
Çocukların, ‘oral stage’ diye tamamen ağızla öğrendikleri bir dönem vardır. Sanıyorum orada kalmışım. Başka hiç bir şey yapmak makul gelmedi. Bir sürü şeyi yapmaya yeteneğim vardı ama başka şeyleri yaparken de hep yemekle iç içeydim. Sonra tümüyle yemek yapmaya geçme şansım oldu. O zamandan beri de dünyayı yemeğin üzerinden tarif etmeyi, yemeğin nereden geldiği, kime servis edildiği, kimin tarafından sunulduğu, afiyet olup olmadığı üzerinden dünyaya bakar oldum. 
Alanınızda bir idolünüz var mı?
James Beard’i ve M. F. K. Fischer’i tanımış olmak isterdim. Aşçılıklarından dolayı değil ama gıdayı kullanarak hayatı, yaşadıkları dönemleri anlatma biçimlerinden dolayı. Alice Waters herhalde bir dönem idolümdü ama artık çok da fazla kahramanlarım yok. 
‘Fikir Sahibi Damaklar’ı bilmeyen birine nasıl anlatırsınız?
‘Fikir Sahibi Damaklar’ı anlatmayız genellikle. Örneğin, “Lüfer kampanyasından haberin var mı?” dersiniz. “Hayır” derse, lüferle ilgili derdi anlatırsınız. 

OFİS DEDİKODULARI 
* Bir konu için genel müdürün odasına gitmek lazım. Toplandık gittik, kapıyı çaldık, son derece saygılı bir şekilde içeri girdik. “Müsait misiniz, şu konuyu konuşacaktık?” dedik. Cevap; “Siz kimsiniz?” “Ali Bey, hani biz işte şey, yani yıllardır yan yana çalışıyoruz. Nasıl tanımazsınız?” Kem küm… Şaşkaloz bir halde kalakaldık. Acaba bir hastalığı falan mı vardı, hani Alzheimer falan için de genç değil miydi... “Kartlarınız boynunuzda değil, ben sizi tanımıyorum. Kartlarınızı takın, öyle gelin” dedi. Donup kalmıştık, odadan çıktık... Anlamak daha çok vakit alacaktı, kabul etmeliydik ki biz artık insan değildik. Kim demiş milenyum çağı beklendiği gibi olmadı diye… İşte olmuştu, yukarıdakilerin bizim yüzümüzü tanımaya, bizi bilmeye ihtiyacı yoktu artık. İsimlerimizse sadece işleri yapanları tanımlamak için kullanılan kodlardı, kartlarda isimleri okumaları yeterliydi. (B. M., kadın, 28, özel şirket çalışanı) 

*Çalıştığım şirkete yeni gelen bir yöneticiyle tanışma toplantımız var. Fakat kendisiyle henüz tanışmadan dedikoduları geldi. Efendim kendisi önceki şirketinde çalışırken fazla mesaiye kalan çalışanlarını kontrol etmek için evrak dolabına saklanıp, “Sürpriz!” nidasıyla ortaya çıkarmış. Toplantı geldi çattı. Toplantıda bu şakacı yöneticimizin yüzüne baktıkça gözümde sürekli dolaptan fırlayıp “Cee” diyen bir adam canlanıyor. Güldükçe gülüyorum. Ben güldükçe adam da gülüyor. Böylece güleç ve pozitif bir toplantı geçiriyoruz… (G. T., erkek, 31, banka çalışanı) 

*Toplantıda biraz rahatlamak adına ağzıma attığım çikleti, şuursuzca cak cuk çiğnemeye başlamış olmamla gelişen diyalogdur: Patronum: Çiklet...
Ben (Hemen çantama yönelip): Vereyim mi? (Ö.D., kadın, 29, Medya Temsilcisi) 

Ofis öykülerinizi gönderin, yayımlayalım: bahar.cuhadar@radikal.com.tr


    ETİKETLER:

    Dünya