'Derdim şarkıcı olmak değil hikâye anlatmak'

'Derdim şarkıcı olmak değil hikâye anlatmak'
'Derdim şarkıcı olmak değil hikâye anlatmak'
Klişe tabirle 'NTV Spor'un güzel spikeri'ydi. Şimdilerde sadece müsabaka haberi sunarken değil, 'Oyuncak Adam'a çektiği klipte, lunaparkta eğlenen koca bir grubun içinde şarkı söylerken de görülüyor ekranda. Sine Büyüka, mazisini bilmeyenlerin 'Ne işi var şarkı türküyle?' yollu eleştirilerini takmıyor, yalnız müzikle uğraşacağı günleri gözlüyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Haberin yayılması, ‘Spor spikeriydi, şarkıcı oldu!’ başlıklarıyla oldu ama esasında müzikle büyümüş, en çok müzikle heyecanlanan, spor camiasına da NTV’de müzik muhabirliği yaptıktan sonra girmiş bir insan. Sine Büyüka, ünlü spor programcısı Şansal Büyüka’nın kızı olarak tanınması bir tarafa, yıllardır farklı mecralarda müzik yazıları yazıyor, beste yapıyor, yurtdışı festivalleri, İstanbul’daki canlı performansları sıkı sıkıya takip ediyor.
Bu sefer kendi tabiriyle, ‘müziğin öteki tarafı’na geçmek istemiş. ‘Oyuncak Adam’ adlı şarkısı, single olarak yakında piyasada olacak. NTV, NTV Spor ve Radyo Eksen’den mesai arkadaşlarının iştirakiyle lunaparkta çekilmiş, şarkının adı gibi oyuncaklı klibi müzik kanallarında dönmeye başladı bile. Single’ın sonrası EP, daha uzun vadede de albümle gelecek. Öncesini sorduk, anlattı... 

Müzikle ne zamandır haşır neşirsiniz?
Ortaokulda korodaydım, gitar öğrendikten sonra şarkı yapmaya başladım. DJ arkadaşım Emre bir şarkımı düzenlemiş ve Topkapı Müzik’in sahibinden randevu almıştı. 17 yaşında olduğumu öğrenince kibarca göndermişlerdi. Kendim için yapmamıştım, yapıp başkalarına vermek istiyordum. Müzik fanatikliği üniversitede konserlerle devam etti. Sonra ‘Billboard’a müzik yazıları yazmaya, ‘Gece Gündüz’de müzik muhabirliği yapmaya, Radyo Eksen’de programa başladım. 

Ortaokulda, lisede neler dinlerdiniz?
Caddede Nezih Kitabevi vardı, hafta sonu giderdim. Dört-beş kaset, ne alabiliyorsam... O zaman daha sert dinliyordum; Marilyn Manson’lar, Metallica’lar falan. Sonra pop dinlemeye başladım; Cranberries, Guns N’Roses, Bon Jovi... CD’ler ilk çıktığında, hiç unutmuyorum, Bravo Hits’in compilation’ıydı, elime almış, heyecandan titriyordum. 

Müzik tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Şu an synth-pop gibi duruyor. Ama daha elektro-rock olacak gibi... Bu şarkıyı ilk rock kaydettim ama şarkının naifliğine yakıştıramadım. 2008’de Keane’in ‘Perfect Symmetry’si, Lily Allen’ın ‘It’s Not Me, It’s You’su, 2009’da La Roux falan, synth pop’a iyice dalınca etkilendim ve böyle bir şey çıktı. Fakat asıl dinlediğim müzik daha sert. 

Her şeyi didikler misiniz yoksa daha belli başlı tarzlar mı?
Algım müthiş açıktır. La Roux çok etkilemiştir beni, bu şarkının çıkış noktası o. Metallica’nın ‘Master of Puppets’ albümü de öyle, daha ortaokuldayken beni gitara başlatan albüm. La Roux bir yanda, ‘Master of Puppets’ bir yanda. Interpol, en sevdiğim grup. Bir yanda da My Chemical Romance var.  

Çocukken kulağınıza neler çalınırdı?
Aile Türk sanat müziği hayranı. Anneannemin olağanüstü bir sesi vardı, otururduk balkonda ona söyletirdik. Türk sanat müziği dinleye dinleye büyüdüm ama nedense öyle bir hevesim olmadı.

Artık spor alanında kariyer yapmaya başlamışken ne oldu da ‘Single çıkarayım, albüm yapayım’ noktasına geldiniz?
2007’de beste yapma süreci yoğunlaştı, bir sürü şarkı çıktı. Önceden yaptıklarım da vardı. ‘Oyuncak Adam’ı kaydettik. Müziğin hep muhabir kısmında kalmıştım, öbür tarafına geçmek istedim. Daha çok beste yapıp hikâye anlatmak istiyordum. Derdim ses sanatçısı, şarkıcı olmak değildi. Yaratma ve prodüksiyon süreci çok daha mutlu ediyor. Ama sonra o kadar kişisel oldu ki şarkılar, bu sefer de ‘Şimdi bunu söylemezsem olmaz’ oldu. 

‘Oyuncak Adam’ın hikâyesi ne, anlatılan adam idealize edilmiş biraz...
2007’de, yaşanmamış bir şey vardı. Biriyle tanıştım. Çok etkilendim. Bu adam hayatımda olsa nasıl olurdu diye düşündüm. Hiçbir şey olmadığı için de hâlâ çok özel ve güzel. Yaşandığı zaman hiç öyle kalmıyor. 

‘Spikerdi, şimdi albüm çıkarıyor’ gibi laflar işiteceğinizi düşünüp tedirginlik yaşadınız mı?
Bunu anlayışla karşılamak lazım. Kimse beni tanımak zorunda değil. Müzikle senelerdir ilgileniyorum ama bunu beni takip edenler biliyor. Blog’umu takip eden, ‘Billboard’ okuyan, Eksen dinleyen, ‘Gece Gündüz’ izleyenler, müzik camiasındaki arkadaşlarım. Onlara sürpriz olmadı. ‘Bu kız neler yapmış’ diye araştırmak isteyen, zaten görecek. Önyargılı olmak istiyorsa kafasında benim için bir şablon vardır, ne yapsam değiştiremem. 

Anne-baba ne diyor albüm işine?
Biraz çekinerek söyledim ama uzun zamandır bildikleri için... Küçük yaşlarda noterde şarkılarımı ailemin imzasıyla tasdik ettiriyordum. Bizim ailede müzik çok değer verilen bir şey. Sadece camiadan tedirgin oldular. Onları çalıştığım insanlarla tanıştırdım, neler yaptığımı görüp rahatladılar. 

Babanız Şansal Büyüka, kültür sanat alanında çalışırken de spor camiasına girmenize karşı çıkmış...
O kadar istemedi ki spor spikerliği yapmamı. 

Neden?
Medya sektörünü çok iyi bildiği için... Başka bir kanalda olsaydım muhtemelen daha sert tepki koyacaktı. Ama NTV daha kurumsal, disiplinli bir yer. Çekincelerini anlattı, kararı bana bıraktı. NTV’deki yöneticiler uzun süre “Haydi Sine” dediler, ben uzun süre “Yapamayacağım” dedim. Onlar çok ısrar edince de “Madem bana güveniyorsunuz, umarım mahcup etmem” diye başladım. 

Ama sporla ilgiliydiniz...
Çok doğal. Benden 14 ay küçük bir erkek kardeşim var, sokakta futbol oynayarak büyüdük, evcilik oynamıyordum. İlkokuldaydım, babam elimizden tutar maçlara götürürdü. Paris’teki Dünya Kupası’na gittim, ufacıktım. Futboldan çok basketbolu seviyorum. Bu işi yapmasam dahi Beko Basketbol Ligi’ndeki bütün maçlara giderdim. 

Spor dünyasında sizi en çok ne heyecanlandırdı yakın zamanda?
Beko Basketbol Ligi’nin kalitesinin artmış olması. Efes Pilsen ve Fenerbahçe arasındaki yarışa Banvit’in ve Galatasaray ’ın, diğer takımların da katılmasıyla, daha zevkli geçeceğini düşünüyorum. Dünya Basketbol Şampiyonası başlıyor 28 Ağustos’ta. En çok o heyecanlandırıyor. Çünkü muhabirlik yapacağım sahada. 

Kadın spor spikeri artık alışıldık bir görüntü, artacaktır da. Kendi adınıza ileriyi nasıl görüyorsunuz?
Benimki planlı değildi. Fakat Burcu (Esmersoy) bir kapı açtı, o çok başarılı olunca başkaları da çıktı. Spor haberi sunan kadın hoşa gidiyor çoğunlukla. Biraz akışına bıraktım. Üç-beş sene sonra ne yaparım bilmiyorum.

Uzun yıllar devam eder misiniz, biraz babanın izinden gibi?
Çok uzun yıllar ekran önünde kalmak istemiyorum. Daha farklı hayallerim var; bir evim olsun, bir stüdyo olsun içinde, prodüksiyonu kıvırmış olmak istiyorum, amatör gruplara albüm yapayım, backstage anılarımı yazayım... 40 yaşıma kadar ekranda olacağımı zannetmiyorum.

Bir dolu forumda kadın spor spikerleri, daha açıkçası siz ve Burcu Esmersoy arasında rekabet, kıskançlık olduğu lafları dolaşıyor...
Beni en son üzecek şey, güzellik eleştirisidir. O bir kenara... Burcu bu işi ilk yapan olduğu için, sadece beni değil, arkasından gelen herkesi onunla karşılaştırmak gibi bir durum var. NTV Spor’a başladığımda bana çok yardımcı oldu, tecrübelerini paylaştı, en ufak bir problem yaşamadık. Burcu o yorumlarla uğraşacak biri değil, gülüyor bunlara. 

Ekranda güzel, alımlı olmak elzem ama kadın spor spikerleri için bunlar dışında kıyas konuları da gerekmez mi? Başka maharetler?
Pek çok spor spikerine oranla, ben öyle çok şahane, güzel değilim. Tabii bir görselliğe sahip olmamız gerekli ama o algıyı ancak spor yazılarıyla, röportajlarla, radyo programlarıyla, muhabirlikle yıkabiliriz. Yazılar yazıyorum, dünya şampiyonasında muhabirlik yapıyorum, radyo programım var. Bu algı kırıldıkça insanlar size spordan anlayan bir kadın gözüyle bakmaya başlayacaktır. Hatamızı kollayan insanlar var. Erkekler hata yaptığında ‘A bu spordan anlamıyor’ demiyor kimse. Ama biz yapınca, insanlık hali, tabii ki yapıyoruz, ‘Spordan anlamıyor, torpille, güzellikle orada’ oluyor. NTV’de işinizi iyi yapmıyorsanız hiç şansınız yok, kapısından çok insan döndü. Torpil, güzellik sizi hiçbir yere götürmez.

‘Kimse beni babamın kızıyım diye tutmaz’
* Cümleyi tamamlayın: Şansal Büyüka’nın kızı olmak çok şahane çünkü...
Ailemin sevgisi, saygısı, onlardan öğrendiklerimin hepsi bir kenara, iş hayatı için uzun süredir spor camiasının içinde olmak, spora gerçekten ilgi duymak, kulak dolgunluğu gibi artıları var. Konuklar babamla çalışmış, küçüklüğümü bilen insanlar olabiliyor. İnsanlarla sıcak bir ilişkim var. Ama dezavantajını daha fazla yaşadım. İş görüşmemi tanıdıklar sayesinde aldım ama o kapıdan girdiğiniz an, dışarıdaki eleştirel tutum, çalışma ortamında da oluyor. Başka biri 1 çalışırken siz 11 çalışmak, ekstra özen göstermek durumunda oluyorsunuz. Üstelik NTV öyle bir kurum ki... Ne babaların, annelerin çocukları döndü kapıdan. Dolayısıyla orada kimse beni ‘Şansal Büyüka’nın kızı’ diye tutmaz, bu yüzden saygı göstermez. Tam tersi, herkes çok temkinli yaklaştı ama birbirimizin saygısını, sevgisini kazandık. 

* Neler kapmışsınızdır Şansal Büyüka’dan farkında olarak ya da olmayarak?
Çok acımasız bir eleştirmendir mesela. Her şeyi çat çat söyler, gözümün yaşına bakmaz. Bu da çok güzel aslında.  

* Futbol hayatın tam da ortasında bir oyun, siz nereye koyarsınız futbolu?
Ülkelere göre değişkenlik gösteriyor ama Türkiye ’de daha çok takım aidiyetiyle takip edilen bir şey. Fanatiklik bizde çok daha fazla. İkinci, üçüncü lig takımlarının sahalarının dolu olduğu ülkeler var. Çoluk çocuk, aile, kadın, erkek, arkadaşlar toplanıp gidilen ülkeler var. Benim için bir tutku ama çok güzel de bir sosyal aktivite. Ülkenin geneli için pek öyle değil ne yazık ki.