'Derin devlet eşyanın tabiatıdır'

'Derin devlet eşyanın tabiatıdır'
'Derin devlet eşyanın tabiatıdır'

Yeni fotoğrafını çektirmek istediğimiz Kıratlıoğlu Arşivinizde mutlaka fotoğrafım vardır. Pınar Hanım ben 20 yıldır onun aynısıyım dedi. Saç modeli de değişmemiş...

Demokrat Parti genel başkanlığı için Tansu Çiller'in ismi ortalıkta dolaşmaya başlayınca akla hemen onun adı geldi. Bakalım Esat Kıratlıoğlu'nun emekliliği de bitiyor mu?
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Tansu Çiller genel başkan olacak mı sizce?
Tansu Hanım “Ortada fol yok yumurta yok, düşünüyorum” dedi. Bence o da kararsız. Şahsi görüşüm Tansu Hanım’ın partiye gelmesiyle, partili arkadaşlarımız arasında bir heyecan doğacaktır. 

Çiller’in dönüşü, sizin de aktif siyasete dönüşünüz anlamına mı geliyor?
Şu anda öyle bir karar vermiş değilim. Ama siyasetten ayrılmış da değilim. Biz siyasetle et tırnak konumuna geldik. 1963’ten beri 47 yıllık bir geçmişim var. 

Şu anda günleriniz nasıl geçiyor?
Dolu dolu... Benim ev Hacettepe Ormanları’nın kenarında. Sabah 7’de o ormana gidiyorum; tempolu biçimde bir buçuk saat yürüyorum. Sonra duş, kahvaltı, mahvaltı… Günde beş-altı gazete alıyorum; Radikal de dahil. (Gülüyor) İnternetten dış basını takip ediyorum. Arkadaşlarımla buluşmak üzere Meclis’e gidiyorum. Bazen inanır mısınız 24 saat kafi gelmiyor. 

Emekliliğin tadını çıkarmıyor musunuz? Boş boş gezmek, dinlenmek de istemez mi insan?
Boşluğa hiç alışmamışım. Tatil dahi bana sıkıntılı gelir. 

Arkadaşlarınızla hiç okey falan oynamadınız mı?
Yok. Okey, oynayayım, kağıt oynayayım. Hiç öyle alışkanlıklarım olmadı. Gençliğimde de, olgunluğumda da… 

Çiller’le sürekli bir ikili olarak anılmak sizi rahatsız ediyor mu?
Hayır, neden efendim? Tansu Çiller’le beraber çalıştık. O genel başkanken ben teşkilat başkanı olarak partinin ikinci adamı pozisyonundaydım. Tansu Hanım partinin bütün yükünü benim omzuma yıktı. Ben olduğum için gözü arkada kalmadan partiyle kendisi meşgul olmadı. Yani partiyi tamamen ben yönettim. 

Bu kadar iş yüklenmişken birinci adam olmayı istemediniz mi hiç?
Şimdi parti başkanlığına aday olacak mıyım diye soracaksınız. 

Oraya da geleceğiz tabii.
(Gülüyor) Şu an öyle bir düşüncem yok. Üzerime de düşen bir görev varsa yerine getirmek benim için zevk olur. 

Bir söyleşinizde partinin köylü imajını değiştirebilmek, daha şehirli olabilmek için Tansu Çiller gibi bir vitrine ihtiyaç duyulduğunu söylemişsiniz. Bu vitrin işe yaradı mı?
Tabii Tansu Hanım bir hanımdı, profesördü, Amerika’da bulunmuştu. Bizim hakikaten köylü bir imajımız vardı o zaman. İmaj tazelememize yardımcı olur gerekçesiyle kendisini sempatiyle karşıladık. 

Türkiye liderde köylü imajı mı seviyor, şehirli mi?
Ortada defacto bir durum var. Birlikte girdiğimiz seçimlere baktığımızda 1995’ten bu yana partimiz oy almadı, oy kaybetti. 

Çiller’le çalıştığınız dönemde televizyonda sizden ilham alan iki komedi karakteri vardı: Haset ve Cansu. Yasemin Yalçın’ın bu skeçlerini izleyince ne hissediyordunuz?
(Gülüyor) Ben başta görmemiştim, arkadaşlar söyledi. Değerli bir sanatkârı benim biçimime sokmuşlar. Bir baktım, tam benim görünümümde. Neredeyse ben diyeceğim. Hoş olmayan sahneler de oldu. Arkadaşlarım şikayet et, şudur, budur dedi. Dedim “Olmaz”. Biz politikacıyız. Beğenmedikleri yanlarımızı da ortaya koyacaklar. İşi biraz çığrından da çıkardılar ama buna rağmen bir hakaret unsuru görmedim. 

Zamanında Tansu Çiller’le aranızdaki bağı bir gönül ilişkisine çeken de olmuştu. Siz bu aşk yakıştırmasını da olgunlukla karşılamış, itiraz etmemiştiniz diye hatırlıyorum.
(Gülüyor) Efendim kalkıp ‘Böyle bir durum yoktur, moktur’ durumuna girsem, bu kısmen kabul etmek olurdu. Hem şu da var: Süleyman Demirel’in bir özdeyişidir, “Laf sahibinden ürer”. 

Yine de içten içe bir erkeğin hoşuna gider mi böyle laflar? Sonuçta o dönemin ‘güzel başbakan’ı… Şimdi, Tansu Hanım’ın güzelliği belli. Ama inanın, ben hiçbir zaman onu, başbakanım olmasının ötesinde bir duyguyla karşılamadım. Elbette ki, bir kadın yakışıklı erkekten hoşlanır, bir erkek güzel kadından hoşlanır; o ayrı… Ama sayın Tansu Çiller’le öyle bir ilişki aklımdan dahi geçmedi. 

1990’lar galiba Türkiye tarihinin en karanlık yılları. Faili meçhuller, hâlâ içinden çıkılamayan ilişkiler… Bugün bakınca siz ne diyorsunuz?
Türkiye’nin çok karanlık yılları olmuştur. Bir kere karanlık yıllar ihtilallerdir. Ne zaman Türkiye’de ihtilal olsa, ne zaman ihtilal heveslileri… 

Askeri darbeleri biliyoruz. Ben faili meçhulleri, devletin derinindeki ilişkiler ağını soruyorum.
Derin devlet Türkiye’de yeni bir şey değil. Cumhuriyet’in kuruluşundan, hatta Osmanlı döneminden beri var. Derin devleti 90’lara mal etmek fevkalade yanlış olur. 

Çözecek miyiz bir gün o ilişkileri?
Yok çözülmez. Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça da derin devlet sürecektir. Sadece bizde değil, Amerika’da da var, İngiltere ’de de var, Fransa ’da da… 

Eşyanın tabiatı diyorsunuz.
Elbette efendim, derin devlet eşyanın tabiatıdır. En demokratik ülkede dahi vardır. Bu bir istihbarattır; derin devletin bunların neticesinde yaptığı birtakım karanlık işler olagelmiştir, olacaktır da. Kimse engelleyemez. Eşyanın tabiatı diyorum size… Faili meçhul cinayetler ta Osmanlı devletinden bu yana yüzlerce yıldır devam etmiştir. Bazen nelerin olduğundan devrin başbakanı dahi, içişleri bakanı dahi malumat sahibi olmamıştır.