Devir 'moda sanatçılarının' devri...

Devir 'moda sanatçılarının' devri...
Devir 'moda sanatçılarının' devri...
Dünyanın en gösterişli, en şık ve en pahalı elbiseleri bu kez 2015 Sonbahar/Kış sezonu için podyumdaydı. Haute-couture koleksiyonlarında bu sezon yaşanan yenilikçi yaklaşımları ve sanatsal dokunuşları kısaca bir hatırlayalım.
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Fransız ressam Henri Matisse, “Görmek, yenilenmenin başlangıcıdır” der. Modanın sanatla ve zanaatla olan dirsek temasını her sezon haute-couture defilelerinde yeni baştan görmek kimi çevrelere göre sadece ‘tüketim kültürü’nün yüzeyselleştirilmiş unsurlarından biri olsa da, arkasındaki zeka pırıltısını ben şahsen heyecan verici ve zihin açıcı buluyorum. Tasarımcılar çok daha özgürler bir kere. Sezonda tasarladıkları ana ve ara koleksiyonların yanı sıra, tasarımcıların arka bahçesi olarak ele alabileceğimiz bu koleksiyonlar gerçek anlamda bir oyun alanı. Sektörün yönlendirmelerini, müşterilerin beklentilerini ve bağlı oldukların grupların ekonomik parametrelerini bir kenara bırakıp kreatif yönlerini dışavurabildikleri bir oyun alanı...


ARTIK TAMAMEN COUTURE DEDİLER
Tabii böyle bir durumda, “Bir elbisenin sanat eseri olacağına inanıyoruz da, bir sanat eserinin elbise olabileceğine neden inanmıyoruz?” diye düşünmek mümkün. Yerinde bir soru. Yanıtını Amsterdamlı tasarımcılar Viktor & Rolf versin isterseniz. Geçtiğimiz şubat ayında hazır giyim koleksiyonlarına veda ettiğini açıklayan ikili, Paris Haute-Couture Moda Haftası’nda podyuma taşıdıkları 2015 Sonbahar/Kış koleksiyonlarıyla moda gündemini bir hayli meşgul etti. Hussein Chalayan’ın eteğe dönüşen ikonik kahve sehpasından beri belki de sanat dünyası ilk kez bu kadar flulaşmış bir koleksiyonla karşı karşıya. Tasarımcılar hemen her sezon çeşitli ressamlardan, fotoğrafçılardan, performans sanatçılarından ve hatta sinemadan ilham alsa da içinde hem sanatı hem de titiz bir matematiğe dayalı zanaatı ustaca barındıran böyle bir koleksiyonu görmek zor.
Defileyi açan modelin çerçevesine takılı beyaz bir kanvasla podyuma çıktığı ve akabinde çeşitli varyasyonlarının yürüdüğü koleksiyonla ilgili tasarımcı ikili şöyle diyor: “Biz moda sanatçılarıyız. Bunun ne anlama geldiğini kendimize sorduğumuzda, ne istediğimizi keşfetmeye başladık” diyor ve ekliyorlar “Podyuma çıkan her parçanın aynı zamanda sergilenebilecek bir eser olmasını istedik.”

ALTIN ÇAĞ'A DÖNÜŞ
17. yüzyılda etkisini göstermiş olan Hollanda Altın Çağı’nın klasik resimlerini jakarlı baskılar, sürreel işlemeler, formist aplikeler ve kanvas kumaşla buluşturan ikilinin seçkisinde Rijksmuseum’da sergilenen Jan Asselijn’in 1650 tarihli Tehdit Altındaki Kuğu adlı eseri de bulunuyordu. Durum böyle olunca, izleyenler arasında sanat tüccarları ve galeri sahiplerini de görmek sürpriz sayılmaz. Yayılan bir bilgiye göre, koleksiyon podyuma çıkmadan önce sanat tüccarlarından biri koleksiyondan bir elbiseyi çoktan almıştı bile... Kim bilir, yakında bir Lady Gaga klibinde görürüz bakarsınız.


Bu sezon Hollanda Altın Çağı’ndan ilham alan bir diğer isim de Raf Simons’tu. 16. yüzyılda yaşamış Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi isimli eserinden ilham alan Simons, Dior’un DNA’sını doğru analiz edip yeniden yorumlayarak bir pencere açtı. Femme Fleurs silüetini bu kez yalın ve pürüzsüz formlarla buluşturan tasarımcı, izleyenleri şaşırtarak, tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası Dior’un hiç umulmadık bir silüet yaratması gibi yeni bir oyun alanı yaratmıştı kendine.  


TRANSFER SEZONU
Bu sezon taze bir başlangıç yaparak efsanevi modaevi Schiaparelli’ye yeni bir çizgi getiren Bertrand Guyon da gerek Schiaparelli’nin kendisinin yer aldığı desenleri gerek Schiaparelli ile çalışmış Fransız illüstratör Bébé Bérard ve kostüm tasarımcısı Marcel Vertes’i de haute-couture elbiselerde ölümsüz kıldı. Guyon uzun yıllar yanlarında çalıştığı Maria Grazia Chiuri ve Pierpaolo Piccioli de kendisini yanız bırakmamıştı o akşam.
Tasarımcı ikili hemen akabinde Roma’ya geçerek, Valentino Haute Couture koleksiyon sunumunda karşımıza çıktı. Onların da bu sezon alameti farikası 1840’lı yıllardan kalma halk kütüphanesi Biblioteca Casanatense’ydi. Valentino Garavani’nin modaevini ilk kurduğu şehir Roma’dan ilham alan koleksiyonu daha iyi nerede sergileyebilirlerdi ki?

NE SENiNLE NE SENSiZ GALLIANO
Dünyanın en pahalı elbiselerinin podyuma çıktığı Paris Haute-Couture Moda Haftası’nda güçlü koleksiyonuyla dikkati çeken bir diğer modaevi de Maison Martin Margiela’ydı hiç kuşkusuz. Modaevinin özünde yer alan sürekli değişim mottosu, geçtiğimiz sezon dümeni devralan John Galliano’nun tam aradığı şeymiş aslında; bu sezon daha iyi görmüş olduk. Güzel ve çirkin, maskülen ve feminen, yumuşak ve zalim, şık ve rüküş arasında sınırları zorlayan ve artisanal geleneği devam ettiren Galliano’nun yaratıcı dokunuşlarıyla koleksiyonlara daha zenginlik katacağı garanti edilmiş oldu. 

HER ZAMAN YENİLİKÇİ
Kambersiz düğün nasıl olmazsa, Lagerfeld’siz bir moda haftası da düşünülemez. Monte Carlo’da bir Casino atmosferi yaratarak Julianne Moore, Lara Stone, Rita Ora, Vanessa Paradis ve Kristen Stewart gibi ünlü isimleri bu kez dekorun bir parçası olarak kullanan tasarımcı, koleksiyonda da alışılmış Chanel etek ve ceket takımları bu kez 3D printer’la ürettirerek podyuma taşıdı. Tüm o ikonik ve güçlü silüetlerine ragmen bu sezonun couture önerisi olarak adeta bir balon kadar hafiflik hissi uyandıran bu takımlar son sözü söyledi.