Devlette katında bu işler lafla değil yazıyla olur

Devlette katında bu işler lafla değil yazıyla olur
Devlette katında bu işler lafla değil yazıyla olur
Librairie de Péra'nın sahibi Uğur Güracar, Radikal'de yer alan Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem 'Librairie de Péra'yı korumayı önerdik' açıklaması üzerine bir açıklama yaptı. İşte Güracar'ın açıklaması.

Vakıflar Genel Müdürü Adnan Erten’in Librairie de Péra’yı korumayı önerdiğine ilişkin açıklamaları gerçeği tümüyle yansıtmıyor
11 Eylül Çarşamba günü Radikal gazetesinde yayınlanan ve “Librairie de Péra’yı korumayı önerdik” başlıklı yazıda söylenenler kısmen yanlış ve kısmen de eksik olduğu için gerçekleri yansıtmamaktadır. Kendisi ile aynı okulun mezunuyuz ve aynı duayen ilim adamlarından kamu idareciliği eğitimi aldığımız için kendisine aktarılan bilgilerin eksik ve yanlışlığından kaynaklanan bu durumun, Sayın Adnan Ertem için ne denli bir talihsizlik olduğunu en iyi değerlendirecek edebilecek kişilerden biri de benim.
Şöyle ki: Librairie de Péra’nın Vakıfların kiracısı olarak işlettiği asırlık dükkânı önce 2011 yılında sözleşmesi, dayandığı kiracılık kanunu gözetilmeyerek tek taraflı olarak feshedilmiş, bu suretle asırlık kiracı “işgalci” statüsünde değerlendirilerek bazı keyfi idari işlemlerle. Tahliye için zorlanmıştır.
Tahliye talebinin nedeni ise harap durumda olan yapının restorasyonu karşılığında uzun süreli kiralanması için ihale açılmak istenmesidir. Ben bu durumda önce İstanbul ’daki Bölge Müdürlüğü ile görüştüm. “Restorasyonu biz yapalım, kiranızı da makul ölçülerde arttıralım, ama ihale açmayın zira kent rantlarının tavan yaptığı bu kurtlar sofrasında bu ihaleyi alabilecek gücümüz yok” dedim. Konunun kilit noktası da zaten budur. Kitabevinin özelliklerini anlattım. Sonra Ankara ’da genel müdür yardımcıları ile görüştüm. Onlar da konuyu tekrar İstanbul’a yönlendirdiler. Ancak çeşitli görüşmelerden hiçbir sonuç alamadım.
Bu konuşmaları dilekçe ile sundum: “Restorasyonu biz yapalım, kirayı yaşayabileceğimiz makul ölçüde arttıralım böylece idarenin yararını sağlayalım, bizim işimiz bozulmasın ayrıca asırlık dükkân da yerinde kalsın bu da kamu yararıdır” diye dilekçe verdim. Dilekçemiz aylarca cevapsız kaldı ve sonunda reddedildi. Ayrıca Türkiye ’nin de imzalamış olduğu UNESCO sözleşmeleri doğrultusunda bu yerde yapılmakta olan işin gayrı maddi kültür varlığı olarak tescil edilmesi için de Anıtlar Kuruluna da dilekçe ile başvurdum. Ancak bu da aylar sonra reddedildi. Bütün bu resmi yazışmalar Vakıfların arşivlerinde vardır. Sayın Adnan Ertem dilerse tüm belgeleri okuyabilir. Bulamazlarsa benim arşivimde var diledikleri zaman gönderebilirim. Zaten Sayın Adnan Ertem’in de çok iyi bileceği gibi devlet ile vatandaş arasında sözel olarak resmi ilişki kurulamaz. İdarecilerle sözel görüşme başka bir şeydir ama hem ciddi değildir hem de yasal hiçbir bağlayıcılığı ve sohbetten öte bir değeri yoktur.
Bu süreçte idarenin bize “işgalci” muamelesi yapmaması ve kiracılığımızın tespiti için dava açtık ve idarenin keyfi uygulamalarına maruz kalmamak için de mahkemeden ihtiyati tedbir istedik. Yaklaşık bir yıl süren yargılama sonucunda davayı Vakıflar kaybetti biz kazandık. Yerel mahkeme Librairie de Péra’nın yerinde kalmasına karar verdi. Ama Yargıtay bu konuda üç-dört ay gibi kısa bir zamanda bozma kararı verdi. Yargıtay’ın bu zorlamalı kararı karşısında da mahkeme mecburen bu bozma ilamına uydu.
Yargıtay’ın verdiği bozma kararı daha tarafımıza tebliğ edilmeden yani temyiz için itiraz hakkımızı kullanma zamanını dahi beklemeden Vakıflar alelacele binayı ihaleye çıkarttı. Ayrıca ihale şartnamesinde Sayın Adnan Ertem’in dediği gibi binada bir kitapçı yaşatmak gibi bir madde de yoktu. Böyle bir madde olsa söylenen bu sözlerin en azından samimi olduğuna inanabilirdim. Ama dediğim gibi devlet katında bu tür işler lafla değil resmi yazılarla oluyor.
Librairie de Péra mucizevi olarak nesiller boyu müşterilerinin, işletmecilerinin aşkla aynı yerde bir asra yakın bir süre yaşattığı bir fenomendir. Yaşamak için ne idarenin ne de ihaleyi alanların iki dudağı arasında kalamaz. Yani Librairie de Péra, ihaleyi alan firmanın aksesuarı olacak değildir o da başka bir nokta
Ben yaklaşık üç yıldır sadece yasal zeminde haklarımı aradım, hala da aramaya devam edeceğim. Çok olanaklarım olmasına rağmen bu süreçte asla ne yazılı ne görsel basında ne de sosyal medya üzerinden bir kampanya yürütmedim. Devlet büyüklerine dağıtımlı dilekçeler yazmadım. Bunun iki nedeni vardı: Birincisi; ben bir kitapçı-sahaf da olsam sonuçta bir iş adamıyım ve ticaretle uğraşıyorum. Çok haklı da olsam kamu yararının tecelli etmesini beklediğim bu süreçte ticari kaygılarını kampanya ile örtmek gibi sakil bir duruma düşmek istemedim. İkinci olarak da: Türkiye’de siyasetin semboller üzerinden yapılıyor olması idi. Yapılacak bir kampanya ister istemez şu ya da bu kesimin siyaset yapacağı sembollerinden biri olur diye düşündüm ve bu da bana sakil geldi…
Vakıflar Genel Müdürü Sayın Adnan Ertem, binayı kiralayan CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun oğlu Sayın Ali Tanrıkulu’na topu atarak “inşallah uygun bir kira istenir de Librairie de Péra yaşamaya devam eder” diye bitirmiş cümlesini… Sayın Ertem’in iyi niyetinden kuşkum yok. Ben de diyorum ki; Librairie de Péra yüz yıldır yaşamak için kimseye muhtaç değildi ve gene değil.
Librairie de Péra’nın tarihi dükkânı idare tarafından kamu yararı gözetilmediği için kent rantının azgın dalgalarında heba olmuştur. Burada benim için ilkesel bir mesele vardır… Ben sadece yasal hakkımın teslim edilmesini ve kamu yararının teslim ve tescilini istiyorum. Yasaların güvenceye almadığı bir zeminde. Bana bedava bile verilse o dükkânda kalıp ranttan pay almak istemiyorum. Beni ve kamu yararını koruyacak biri varsa o da devletin kendisidir Hukuk devletinde bu işler de böyle yürür zaten. Neden korunmak için ihaleyi alanların himmetine sığınayım? Bu tür laflarla idare ve ihaleyi alan kişiler ister istemez dahil oldukları rant mücadelelerinin yok etiği değerler karşısında düştükleri durumda kendilerini sevimli ve mazur göstermeye çalışıyor ama bu da çok sakil olmuyor mu? Ben en azından bu tür timsah gözyaşlarının nesnesi olmak istemiyorum.
Librairie de Péra oradan çıkmakla ölmüyor ve de ölmeyecek. Zaten önümüzdeki yasal süreç de bitmedi… Librairie de Péra asırlık dükkânını kaybetti sadece ama İstanbul’un kaybı bence daha büyük… O dükkânda sadece benim emeğim 30 yıl… Bana devlet maaş bağlasa böyle bir emeği sevmeden ve arzu etmeden yapmazdım… Yapamazdım… Kaldı ki ilk zamanlar dükkânı saat 5 ten sonra açık tutmaya korkardım, sokakta adam bıçaklanıyordu o zamanlar… Ama kent rantları daha yerlerde sürünüyordu… Tarihi kentin tarihi çekirdeğinin yolları çöpten geçilmiyordu…
Sıkıntımı dağıtmak için eski Romalıların dediği gibi: "Söz tedavi eder” diyorum ve sözler dünyasına dalıyorum… Feridüddin Attar’ın aktardığı bir menkıbede geçen bir sufi sözü geliyor aklıma: “Bu da geçer yâ hû” diyorum kendime… Kızgınlığıma iyi gelsin diye ise âleme “Edeb yâ hû”…