Deyişler bozulmaz bozulan bizleriz

Deyişler bozulmaz bozulan bizleriz
Deyişler bozulmaz bozulan bizleriz
Ali Rıza ve Hüseyin Albayrak'ın Kalan'dan çıkan albümü 'Böyle Buyurdu Âşık', dinleyiciyi az bilinen deyişlerin, nefeslerin dünyasında gezintiye çıkarıyor.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Ali Rıza&Hüseyin Albayrak’ın ‘Böyle Buyurdu Âşık’ isimli albümü Kalan etiketiyle çıktı. Güzide Ana, Pîr Mehmet, Seyyid Nesîmî, Sıdkî Baba, Kul Hüseyin, Sefil Ali, Ali Ekber Çiçek, Malatyalı Sâdık Baba, Âşık Hanım, Âşık Kul Veli deyişlerine, türkülerine yer veren albümde Aynur, Azam Ali ve Erkan Oğur’un da katkısı var. Albayraklarla ‘Böyle Buyurdu Âşık”ı konuştuk.
Anadolu ’da unutulmaya yüz tutan bir müzik geleneğinin izini sürüyorsunuz. Nasıl çalışmaya başladınız?
Bu sorudaki unutulmuşluk tespitinize pek katılamadığımızı söylemek isteriz. Evet, bir unutulmuşluk var ama bu Anadolu’da yaşayan insanlardan ziyade apartman odaklı yaşam süren insanımız için mevzubahis. Yoksa bu müzik ve üzerinde neşvu nemâ bulduğu inanç geleneği modern hayatın getirdiği tüm zorluklara rağmen hayatiyetini sürdürmekte. Çünkü müzik bizimle birlikte yaşayan, yanı başımızda nefes alan bir şey. Anadolu müziği de öyle. Bazıları tarafından unutulan, bazıları tarafından yeniden hatırlanan ancak bazıları tarafından ise hep var olan bir müzik. Bu coğrafyada yaşayan bireyler olarak bizim de yolculuğumuz devam ediyor. Zaaflarımız hep bizimle birlikte bu yolculuğa eşlik etmekte. Bazen varmak istediğiniz yer ile gerçekte ulaştığınız yer arasında ciddi farklar olabiliyor.
Anadolu’da âşıklık geleneğinin kaynaklarına nasıl ulaştınız?
Deyişlerin, nefeslerin söylendiği ve inanca dair muhabbetlerin yapıldığı bir evde büyüdük. Âşıklık geleneğinin kaynağında bulduk kendimizi desek yeridir. Âşıklık geleneği içerisinde yetişmiş olan değerli büyüğümüz Âşık Pervane mahlaslı Hasan Albayrak bizim bu geleneğe dair yapmış olduğumuz müziğimizi besleyen en önemli kaynak. Kaynaklara ulaşma, derleme mevzuuna gelirsek, âşıklara dair derleme yapmak zordur aslında. Çünkü onlar bu irfani gelenekten beslendikleri için ziyadesiyle ‘derli’ toplular zaten. Dağınık olan bizleriz, o yüzden onları derlemeden evvel bizim ‘derlenip’ toparlanmamız lazım.
Türkülerin bozulmuş formlarını asıllarından ayırmakta zorlandınız mı?
Biz daha çok, okunmayan ve bilinmeyen eserleri seslendirmeye çalışıyoruz. Okuduğumuz bestelerin birçoğu 20-30 yıl öncesine ait. Besteler de bizimle birlikte gelişiyor, halden hale giriyor ve ilk halinden çok farklı olabiliyor. Türküler, deyişler bozulmaz kanaatimizce. Bozuk olan onu dillendiren kişilerdir. Bizim gibi yani. Seslendirdiğimiz deyişler ilk elden yani has bahçeden olduğu için deyim yerindeyse deyişin zâtındaki son kullanma tarihinde câvidân yazmakta. Biz çürüyüp kokuşup toprağa karışsak da deyişler, nefesler âşığın gönlüne karışmış olduğundan bozulma mevzubahis değildir.
Albümde birçok sanatçıdan destek almışsınız. (Erkan Oğur, Aynur, Azam Ali…) Yolunuz nasıl kesişti?
Değerli abimiz Erkan Oğur ilk çalışmamızdan bu yana desteğini hiç esirgemedi. Ona sonsuz müteşekkiriz. Aynur ile dostluğumuz ise uzun senelere dayanmakta. Bir kadın âşığa ait olan ‘Ahuzar’ isimli o deyişi Aynur’dan başka hakkını vererek okuyacak bir ikinci ses düşünemedik açıkçası. O da sağ olsun kırmadı bizi. Azam Ali’ye gelince; insan farklı coğrafyalarda yaşasa da bazen aynı hayaller ve âlemlerde buluşabiliyor. Azam, bundan birkaç yıl önce bizim bir önceki çalışmamız olan ‘Şah Hatayi Deyişleri’ isimli albümümüzde seslendirdiğimiz ‘Bir Derdim Var Bin Dermana Değişmem’ adlı deyişi kendi albümünde okumak istedi. Fakat ne yazık ki bazı tatsızlıklar yüzünden bu gerçekleşemedi. Biz ‘Böyle Buyurdu Âşık’ albümü için çalışmalara başladığımızda bir vesileyle iletişime geçtik ve kendisi yeni çalışmamıza severek katkı sunacağını belirtti.
Albümdeki türküleri nasıl seçtiniz?
O an gönlümüze hangi nefes düştüyse onun tarafından seçildik desek yeridir. Âşıkların sözleri açısından baktığımızda ise genelde ‘promili yüksek’ deyişlere yöneliyoruz. Bazen nefeslerdeki kelimelerin anlaşılmaz olduğu ile ilgili eleştiriler de alabiliyoruz. Hani demiş ya şair: “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya” diye. Nefesler için de durup, bir nefes arası vermek ve de anlamaya gayret etmek lazım. Bunun yolu da nefeslerde geçen sözleri kendimize göre çevirmekten ziyade kendimizi nefese çevirmekten geçiyor. Hayatta her şeyi anladık da bir nefesler mi anlaşılmaz acaba? Hiç olmadı derin bir nefes alıp ve onu içimizde bir süre tutalım. Göreceğiz ki kalp yolunu tıkayan zaaflarımızın yol açtığı gönül hıçkırığı geçmiş. Ama biz Hüseyin ve Ali olarak şu an suni teneffüs yoluyla nefes alıp veriyoruz, bu yüzden o dediğimiz idrakten çok uzağız.
Unutulmuş ya da az bilinen ozanlara da yer veriyorsunuz (Güzide Ana gibi). Nasıl tepkiler aldınız?
Bir âşığa sormuşlar. “Erenler niye çıkmıyorsun ekranlara? İnsanlar seni bilip tanısınlar, ne güzel olur” diye. O da cevaben “Beni bilip de ne olacak? İnsanlar kendilerini bilsin kâfidir” demiş. Aslına bakarsanız haklısınız, onlar her daim az bilinirler ama kendilerini çok iyi bilirler. Bizim gibi kendini bilmez güruh da onları bildikçe, tanıyıp gördükçe şaşırıyor elbette.