Dikkat, bu kez ameliyat masasında aile var!

Dikkat, bu kez ameliyat masasında aile var!
Dikkat, bu kez ameliyat masasında aile var!

FOTOĞRAF: KAYHAN KAYGUSUZ

Bu yıl 18. kez yapılacak olan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel Onur Haftası aile kurumunu tartışıyor. Onur Yürüyüşü'nün coşkusu her yıl artıyor olabilir ama Türkiye toptan 'hormonlu domates tarlası'; iğnelenecek çok şey var
Haber: AYŞEGÜL OĞUZ - aysegulo@gmail.com / Arşivi

Eşcinsel onur yürüyüşü 1993’te Türkiye’de ilk kez yapılmak istenildiğinde, valilik izin vermemiş, yurtdışından gelen konuklar sınır dışı edilmişti.
10 yıl sonra 2003’te sadece 50 kişi katıldı yürüyüşe. Geçen yıllarda gerçekleşen onur yürüyüşlerinin coşkusu ise bir başka oldu. Dev gökkuşağı bayrağının altında yüzlerce Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel (LGBTT) ve destekçileri “Eşcinseller vardır” diyordu, demeye de devam ediyorlar.
Bunun genel bir kabul olmadığını da biliyoruz; Türkiye’de belki de en çok hırpalanan gruplardan biri LGBTT bireyler. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın söyledikleri aklımızda... Diğer yandan gün geçmiyor ki gazete sayfalarına bir travesti ya da transseksüelin katledildiği haberi düşmesin...
50’den fazla gönüllünün emeğiyle gerçekleşecek bu yılki Onur Haftası’nın gündemi: ‘Dikkat, Aile Var!’. Etkinliklerinin ayrıntılarını, LGBTT hareketinin ahvalini Lambdaistanbul’dan iki gönüllü, Gencay Ünsalan ve Beren Azizi’yle konuştuk. 18-27 Haziran tarihlerindeki 18. Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel Onur Haftası’nın programını www.prideistanbul.org adresinden izleyebilirsiniz.

Onur Haftası’nın gündeminin ‘aile’ olması nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
Beren Azizi: Aile kavramı anlamını heteronormatif, erkek egemen düşünce sisteminden alıyor. Böylesine sorunlu bağlamları olan bir kavramdan sorumlu bakanın homofobik söylemleri dehşet verici olsa da bana şaşırtıcı gelmiyor. 
Böyle bir bakanlığın var olması başlı başına bir sorun. Kadın ve Aileden Sorumlu ne demek? Erkekten sorumlu bakanlık var mı? Onur Haftası’yla ailenin bağlantısı da tam da bu normatif aile kavramını sorgulamak ve LGBTT bireylerin ailelerine açılma süreçlerini tartışmak üzerine kurulu. Zaten aileyi sorunsallaştıran başka bir hareket yok, biz konuşmayacaktık da kim konuşacaktı?
Gencay Ünsalan: LGBTT olmak, açık bir kimlikle bunu yaşamak, biz mevcut ailenin içine dahil olmayacağız da demek. İçine doğduğumuz aileyle yaşadıklarımızı ve kurmak istediğimiz birliktelikleri tartışmak, paylaşmaktı gündemi buraya çekmemizin amacı.

Kavaf’ın “Eşcinsellik hastalıktır” cümlesinin yarattığı ilk his neydi sizde?
Gencay Ü.: Korkunç! Kişisel, talihsiz bir beyan, gaf olduğunu düşünmüyoruz. Kavaf, hükümetin mevzuyla alakalı politikasının sözcüsü. 2009 Haziran’ında Avrupa Konseyi’nin ‘Farklı aile formlarında yetişen çocukların haklarına ilişkin’ deklarasyonuna şerh koydu, biz ülke olarak eşcinsel evliliği de eşcinsel ebeveynliği de kabul etmiyoruz diye. Sonra şubatta AB uyum süreciyle ilgili Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir rapor çıktı basında. Sürecin ahlaki yozlaşmaya yol açacağı, aile kurumunu mahvedeceğiyle ilgili. 
Bunlar AKP’nin demokrasiyle alakası olmayan, muhafazakâr tabanını hoş tutmaya yönelik politikalarının bir parçası.
Beren A.: Açıklamanın ardından gelen tepkiler toplumsal muhalefet oluşması açısından umut vericiydi. Söylemeden edemeyeceğim, en çok Müjde Ar’ın sorusuna hayran kaldım: “Almanya Dışişleri Bakanı eşcinsel. O halde Aliye Hanım Almanya’ya gidince ‘Geçmiş olsun sayın bakan’ mı diyecek?”

Nefret cinayetleri ve trans örgütlenmesi üzerine bir panel yapacaksınız. Trans hareketi nasıl bir örgütlenme içinde?
Gencay Ü.: Trans hareketi güçlü bir örgütlülük gösteriyor. Özellikle Ankara’da Pembe Hayat, İstanbul’da İstanbul LGBTT bu yıl özellikle nefret suçlarına karşı geniş katılımlı eylemler yaptı. Başta yaşam hakları olmak üzere çalışma, sosyalleşme, sokakta yürüme hakları bile yoğun, devlet tarafından yasalarla korunan, kollanan, çoğu zaman da yaratılan bir tehlike altında. Böyle zorlu bir varlık mücadelesi gösterirken de sadece birbirleriyle ya da LGB bireylerle değil, çeşitli toplumsal hareketlerle de dayanışıyorlar. Tekel Direnişi’nde, 1 Mayıs’ta meydanlarda, çadırlarda bunu gördük. Umut verici bir gelişme daha var. Bu yıl 10-13 Haziran’da İstanbul’da ilk kez Trans Pride etkinlikleri yapılıyor. 

Panellerden bir diğeri de ‘Transgender beden geçiş süreci’. Bugün Türkiye’de transgender bedene geçişin tıbbi ve hukuki sürecine LGBTT mücadelesinin katkıları neler?
Beren A.: Türkiye kanunlarıyla bu konuda bir insanlık suçu işliyor. Cinsiyet düzeltmeye dair kanun, Medeni Kanun’un 40. maddesi. Bu madde bir kişinin cinsiyet düzeltme ameliyatı olabilmesi için, üremeden yoksun, yani kısır olmasını olmasını şart koşuyor. Halbuki transseksüeller ameliyat öncesinde üremeden yoksun değiller. Dolayısıyla bu izni alabilmek için önce kısırlaştırma ameliyatları oluyorlar. Bu zorunlu kısırlaştırmadır, insanlık suçudur. Ayrıca boşu boşuna geçirilmiş bir ameliyattır. Diğer ülkelerde böyle bir şart yok. Şu an için en önemli hak mücadelelerinden biri bu... 

2010 Hormonlu Domates ödüllerinin şanslı adayları kimler?
Beren A.: Ortalıkta bu kadar çok homofobik, bifobik, transfobik varken hiç de zor olmadı. Aliye Kavaf’ın adaylığını kaldırdık, buna gerek duymuyoruz. Doğrudan Jüri Özel Ödülü olan Ömür Boyu Hormonlu Domates Tarlası veriyoruz. Umarım Sayın Bakan ödül törenimizi şereflendirir. Kendisi için ‘Kurtlar Vadisi’nden kesitler sunabiliriz.


    ETİKETLER:

    Avrupa Birliği