Dikkat, e-kulaklar işbaşında!

Teknoloji yarattığı fayda yüzünden yaşadığımız dönemin en kutsanmış, en reddedilmez değeri durumunda.
Haber: M. SERDAR KUZULOĞLU / Arşivi

Teknoloji yarattığı fayda yüzünden yaşadığımız dönemin en kutsanmış, en reddedilmez değeri durumunda. Ancak en büyük hilesi, sadece size hizmet ettiğini iddia etmesi. İletişim çağında istediğimiz kişi ve bilgilere saniyelerle ölçülen zaman dilimlerinde ulaşabiliyoruz ancak aynı zamanda her yere elektronik parmak izlerimizi bırakıyoruz.
Bilgi toplumu bize sunduğu imkânların çok daha fazlasını istihbarat servisleri için sunuyor. Takip, bilgi toplama, değerlendirme,
arşivleme hiçbir zaman bu kadar kolay, hatasız ve verimli olmamıştı. Dolayısıyla teknolojiyle bütünleşmeyle takip edilme arasında doğru orantı olduğu söylenebilir. Yaşanan kimi örnekler de bunu doğrular nitelikte.
Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının temel hakları insanların evlerindeki güven ortamının sağlanması, haksız aramaların engellemesi ve suç, savaş hali ya da toplumsal bir tehlike gibi özel durumlar dışında sorgulanmasının engellenmesini amaçlıyor (http://www.law.cornell.edu/constitution/constitution.billofrights.html). Oysa bugünün Amerikası'nda işler her zaman anayasal haklara dayalı yürümüyor. Artık masumiyeti ispatlanana kadar herkes potansiyel suçlu. Artık suç unsuru olsun olmasın, 'testiyi kırmadan' tüm iletişim denetleniyor.
'Özgürlükler diyarı Amerika', artık bu sloganı eskisi kadar yürekten seslendiremiyor.
Koca kulak Echelon
İstihbarat alanında rekor denecek kadar uzun bir süre sır kalan Echelon, artık çoluk çocuğun ağzına düşmüş bir takip şebekesi (http://www.aclu.org/echelonwatch/). Echelon; ABD, Britanya, Yeni Zelanda ve Avustralya tarafından yürütülen çok gizli bir çalışma ve amacı dünyadaki tüm internet, faks, telefon ve bilgi alışverişini takip etmek, denetlemek ve arşivlemek. Bunun için adı geçen her ülkede devasa alanlara yayılan (Resim 1) dev dinleme tesisleri kurulmuş durumda. Yönetimi ABD'nin milli güvenlik birimi NSA'de bulunan bu ağ, belirli kelimeleri yakalayabilmek için, annesiyle konuşan Fransız'dan Seda Sayan'a şiir fakslayan Türk ev hanımlarına kadar herkesi takip ediyor. Bunun için yıllardır düzenli olarak gelişen dev bilgisayar parkları, ses ve veri tanımlama yazılımları kullanılıyor.
Bu esrarengiz dinleme ağı 1947'deki bir işbirliği anlaşmasının sonucunda 1971'de kuruldu. Kablosuz iletişimi takip için dev radar kulakları, yer iletişimini takip etmek için de yine antenler ve kablolara yerleştirilmiş dinleme üniteleri bulunuyor. Ayrıca kıtalararası iletişimin karasal hatlarına da okyanusun derinliklerinde sızıldığı biliniyor. Şimdiye kadar Echelon'a ait tesislere ABD, İtalya, İngiltere ve Türkiye'de rastlandı. Hatta ABD'nin bu ağ için Türkiye'de kullandığı eski cihazları MİT'e hibe ettiği ve MİT tarafından uzunca bir süre kullandığı da iddialar arasında (Gizli Kulaklar Ülkesi / Faruk Bildirici
/ İletişim Yayınevi). Yerine koydukları cihazların neler yapabileceğini siz düşünün.
Echelon birçok kişinin düşündüğü gibi
'Allah', 'bomba', 'terör' gibi kelimelerin peşinde değil. Özel bir sözlüğü var ve sadece oradaki kelimelere odaklanmış durumda (http://www.theregister.co.uk/content/archive/19347.html adresinde sözlüğün bir parçasını bulabilirsiniz). Aranan kelimeler daha çok istihbarat servisleri ve terör örgütlerinin gizli kodları. Ancak her şeyi devletler açısından böylesine ulvi amaçların telaşı olarak görmek büyük bir yanlış olacaktır.
Avrupa Parlamentosu'nda kurulan araştırma komisyonları raporları Echelon'un varlığını ispatlıyor ve kötüye kullandığını da ortaya koyuyor (http://www.cryptome.org/echelonep.htm ve http://www.cryptome.org/echelonepmr.htm adreslerini kullanabilirsiniz).
Ortaya çıkan en korkunç kullanım, uluslararası ihalelerde Avrupalı şirketlerin tekliflerini dinleyerek ABD'li şirketlere sızdırılması ve dolayısıyla sürekli ABD lehine ihaleler kazanılması şeklinde ortaya çıktı. Bu yüzden artık uluslararası ihalelerde temsilciler, ara görüşmeleri, geçmişin James Bond filmlerindekine benzer cihazlarla yapıyor.
Ne yazık ki bu kadar deşifre olmuş olması Echelon'un varlığı ya da çalışmalarına bir engel teşkil etmedi. Kurucusu olan 4 ülke de dahil hiç kimse tarafından reddedilmiş değil. Hatta bugün bilgisayar oyunlarının bile ana malzemesi haline geldi (Resim 2).
Ve küçük kulaklar...
Buna rağmen Echelon her iş için kullanılamayacak kadar büyük bir sistem. Dünyada uğraşılması gereken milyonlarca
'ufak' iş de diğer alternatiflerin derdi. Bunun için geliştirilen yöntemler daha çok nokta vuruşu hedefliyor.
ABD iç güvenliğiyle sorumlu FBI, geçtiğimiz yıllarda ülkedeki tüm internet şirketlerine bir taslak yolladı. İçinde Carnivore adını taşıyan bir sistemden bahsediliyordu. Tüm internet erişim şirketleri ağlarının ucunu özel bir bilgisayara bağlayacaktı. Yani kullanıcıların internetten alıp verdiği tüm bilgiler (e-postalar, ziyaret edilen internet
siteleri vs.) bu bilgisayarda kaydedilecek ve ilerideki bir araştırmada kullanılmak üzere arşivlenecekti. Özel kelimeleri barındıran yazışmalar, sakıncalı sitelere ziyaretler, şüpheli şahıslara yollanan mektuplar, anında fişlenmeye ve daha
'detaylı' takibe yol açacaktı.
Elbette bu tasarı kamuya sızdı ve kıyamet koptu. FBI geri adım atmak zorunda kaldı ancak bu sadece işlerin biraz daha sessiz yürümesine ve Carnivore'un DCS-1000 adını almasına yol açtı. Bugün DCS-1000'in kullanılmaya başlandığı iddia ediliyor ancak müşterilerinin isyanından (ve diğer şirketlere kaçmasından) çekinildiği için olsa gerek, kimse bunu resmen kabullenmiş değil.
FBI'ın bir diğer silahıysa Magic Lantern adını taşıyor. Bu yöntemin açığa çıkışı bir mafya davası sayesinde oldu. ABD'nin kalan son mafya kırıntılarından birisinde ailenin yönetimi oğula geçince FBI'ın pek de tahmin etmediği bir gelişme oldu. Yeni lider tüm örgütü PGP adlı yazılımla şifrelediği e-postalarla yönetiyordu. Eli kolu bağlanan FBI, çözümü 'kaynağında çözmekte' buldu. Liderin ofisine yaptığı bir baskında, klavyesinin içine Magic Lantern adlı bir işlemci yerleştirdi. Bu cihaz klavyede basılan her tuşu kaydedip FBI ajanlarına e-postayla yolluyordu. Şifrelerinin yanı sıra mektuplar, yazılan web adresleri gibi yığınla değerli bilgi FBI'a akıyordu. Örgüt bu şekilde çökertildi ancak mahkeme bu belgelerin yasal olarak toplanıp toplanmadığını öğrenmek için FBI'ı sorgulayınca Magic Lantern de (istemeye istemeye) ortaya çıkmış oldu.
Korunmak için ne yapmalı?
11 Eylül olaylarının ardından elektronik takip çok daha fazla önem kazandı. Üstelik artık bu girişimleri engellemek isteyenlerin karşısında 'terörle mücadele' kozu bulunuyordu. Böylece meydan FBI ve CIA'e kalmış oldu. İlk olarak bu konuda hizmet verecek özel bir birim kuruldu. Kullandıkları yöntemler bilgisayar korsanlarıyla aynı olmasına rağmen amaçlar farklı olunca bir taraf meşrulaşmış oluyor.
Tadınızı kaçırmış olmayayım ama istihbarat servislerinin takip için en sevdikleri cihaz cep telefonu. Hatta öyle ki, kimi iddialar CLIP / CLIR gibi özelliklerin istihbarat servisleri tarafından eklettirildiğini öne sürüyor. Cep telefonunuzla nerede olduğunuz, kiminle ne kadar konuştuğunuz elde edilebilecek en kolay bilgi. Bunun ötesinde konuştuklarınızı aynı anda bir paralel telefon dinler gibi dinlemek de STA (Subscriber Trice Activation) adlı teknikle mümkün. Hatta telefonunuzu açmadığınız zamanlarda bile yanınızdaki dinleme cihazı haline gelebiliyor. Tek çare pilini sökmek. Bu da işin ruhunu öldürüyor, değil mi?
Elektronik takip günümüzün gerçeği. 'Benim kim takip eder ki?' diyerek işin içinden sıyrılmak da mümkün ama tedbiri elden bırakmamak için iyi bir antivirüs yazılımı (http://www.symantec.com), iyi bir firewall (http://www.zonealarm.com) ve iyi bir şifreleme yazılımı (http://www.pgpi.org) sizi tehlikelerin önemli bir kısmından korumuş olur.