Dikkat köpek ve kedi var! Isırmaz

Radikal, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerindeki köşelerinde kimbilir kaç kez kendi kedi ve köpeklerinden de söz ettiler.

Radikal, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerindeki köşelerinde kimbilir kaç kez kendi kedi ve köpeklerinden de söz ettiler. Hemen yanlarındaki sütunda felaket haberlerini okudukları can dostlarının haklarına kavuşabilmesi için kaleme sarıldılar. Hayvan Hakları Yasası'nın çıkmasını bekleyenlere bir destek olması dileğiyle...
On gazeteci; Bekir Coşkun, Tan Oral, Sedat Ergin, Murat Yetkin, Bülent Ovacık, Pakize Suda, İsmet Berkan, Ayşe Arman ve Aydın Engin evin diğer fertlerinin yaşamlarındaki rolünü anlattılar. Noktayı Ülkü Tamer koydu: "Onlar bizim hayvanlarımız değil, biz onların insanlarıyız."



Bu sayfada, kötü şeylerden bahsetmeyeceğiz.
İçinizi acıtacak, kafanızı karıştıracak, gözünüzü yaşartacak hiçbir şey yok. Üzerine titrenen hayvanlar ve onları hayatlarının bir parçası olarak gören insanlar var. Üstelik onlar Cumhuriyet, Hürriyet ve Radikal'de yazan, Hayvan Hakları Yasası'nı destekleyen gazeteciler. Kedileri ya da köpekleri hakkında söyleyecekleri çok şey var. Ülkemizde, her konuda olduğu gibi, bu konuda da bin nasihat yerine bir musibetle gündeme gelen Hayvan Hakları Kanunu'nun yürürlüğe girmesi umuduyla...


Bekir Coşkun ve Gorbi (Hürriyet)

"Dört tane köpeğimiz var. Büyükten küçüğe sıralarsam: Pako, Rok, Gorbi ve Çıtır. Gorbi'nin diğerlerine göre bir ayrıcalığı var. Bütün seyahatlerime benimle birlikte geliyor. Altı kişilik bir aileyiz. Televizyonun karşısındaki koltuk altı kişiyi alacak büyüklükte. Hepsi evin birer ferdi. Bizim evde ne kadar hakkımız varsa, onların da o kadar var. Biz üzülürsek onlar üzülür; onlar üzülürse biz de üzülürüz."


Ayşe Arman ve kedisi (Hürriyet)

"O, evin efendisi. Ben hizmetçi. İtiraz kabul etmeyecek bir biçimde, o ne derse o oluyor. Sağlıklı bir ilişki değil. Ama aşk da böyle bir şey zaten."


Ülkü ve Neslihan Tamer ile Ayşegül ve Bico (Radikal)

"Çocukluğumda ilk arkadaşım, kedimiz Bico'ydu. Annem, babam, ninem gibi ben de kedileri hep sevdim. Eşim Neslihan ise bu konuda benden daha fanatik. Şimdi evimizde, yazın azat edeceğimiz iki yavru kaplumbağanın yanı sıra üç kedimiz var: Ayşegül, Bico, Renkli-Nezaket. Aslına bakılırsa, onlar bizim kedilerimiz değil, biz onların insanlarıyız. Saygı beklemeye, öfkelenmeye, sinirlenmeye hakları var. Aynı ailenin bireyleri olarak geçinip gidiyoruz."


Murat Yetkin ve Boncuk (Radikal)

"Küçükken komşunun köpeği tarafından
ısırıldığım için yıllarca köpek korkusuyla yaşadım. Aslına bakarsanız kızım Nisan'dan başkası beni evde köpek beslemeye ikna edemezdi de. Ama şimdi Boncuk hayatımızın bir parçası. Artık sokaktaki köpeklere de daha bir sevgiyle bakıyorum. Onlar da bana hırlamaz oldu. Boncuk bütün Terrier oyunculuğu ile bize hoşgörüyü ve birlikte yaşamanın bir tahammül kültürü olduğunu da gösteriyor. Zaman zaman bizi asansörün gürültüsüne karşı kahramanca koruması da cabası."


Aydın Engin ve Nina Kedi (Cumhuriyet)

"Nina Kedi bir roman kahramanıydı. Doğru. Oya Baydar'ın Yunus Nadi ödüllü romanı Kedi Mektupları onunla başlar: "Nina simsiyah gerinip, pespembe esnedi..."
Nina Kedi bir göçmen kedisiydi. Doğru. Çok az kedinin yaşadığı serüvenlerin içinde oldu. Almanya ve Türkiye'de ve çok uzun yaşadı. Nina Kedi, Almanya'da ve Türkiye'de çok sayıda dergi, TV programı ve gazetede fotoğrafları yayınlanan bir kediydi. Doğru.
Ama ben onu ünüyle, serüvenleriyle, renkli yaşamıyla anımsamıyorum ki!.. Onunla 19 uzun yıl geçirdim. Köpekler yaraladığında veterinere götürürken, bir Lufthansa uçağıyla Türkiye'ye uçarken, Marmara Adası'nda çınardan indirirken kucağımdaki sıcaklığı, o güzelim yeşil gözleri ve hızla atan yüreğiyle anımsıyorum. Onu yitireli on gün geçti. Kendimi yalnız, evimi eksik hisssedişim işte bundandır..."


Tan Oral ve kedisi (Cumhuriyet)

"İnsanlarla birlikte olan hayvanlar içinde, onun hiçbir işine yaramadığı halde, en yakını olmayı başarabilen tek yaratık kedidir. Kedi herkesi, her zaman kendi çıkarı için kolaylıkla kullanagelmiştir.
İnsanlar da doğrusu her zaman onun gönüllü hizmetkârı olmuşlardır.
Kedi bütün bu hizmetler karşılığı insana sadece ve sadece, sevgi ve şefkat verir. Ve kedi bunların değerini çok, çok iyi bilir üstelik. Bu değerli soyut kavramların tehlikeye girdiğini sezmeye görsün, kedi onları korumak için, anında haşin olmaktan da hiç çekinmez! O sanki tatlı-sert bir mürebbiyedir. Ve bizim ona her zaman ihtiyacımız olacak..."


Sedat ve Canan Ergin ile Misti ve Miço (Hürriyet)

"Misti, kendisinin bir prenses olduğunu düşünüyor ve herkesin kendisinin bu ayrıcalıklı statüsünü kabul etmesini bekliyor. Canan, benim bu görüşüme şiddetle itiraz ediyor: "O prenses olduğunu düşünmüyor, olduğunu biliyor." Ben de bunu reddediyorum işte. Bu yüzden uzunca bir zamandır Misti ile çatışma halindeyiz. Arada bir beni azarlıyor ya da ben evde yokmuşum gibi davranıyor, evdeki varlığımı tanımıyor. Durumlar biraz gerilimli, sizin anlayacağınız...
Benim adamım Miço. O kalender, halden anlayan, ayakları yere basan bir Türk kedisi. Gerçi arada bir itişip kakıştığımız, laubalileştiğimiz olmuyor değil; ama bu samimiyetten geliyor. Aramızdaki hukuk böyle şekillendi işte... Son tahlilde ikimiz de birbirimizi sevdiğimizi çok iyi biliyoruz. Bu arada, biraz dedikodu olacak ama söyleyeyim: Miço, fena halde Canan'a âşık. O, bir latino lover. Hatta, arada bir kendisini "Hoop, hoop... Fazla ileri gidiyorsun," diye uyarmam gerekiyor.
Bir insanın kedileri arasında ayırım yapabileceği, birini diğerinden daha fazla sevebileceği, onlar eve girip hayatımızın bir parçası oluncaya kadar aklımın ucundan bile geçmezdi. Bu da aslında onları kendimizle eşit düzlemde gördüğümüzün bir ifadesi değil mi? Galiba beni onlarda en çok çeken, kuvvetli şahsiyetleri. Eğer insanların çoğunluğu kediler kadar şahsiyetli olabilseydi, dünyanın ve insanlığın hali de farklı olurdu. En azından bu kadar ikiyüzlülük olmazdı. Bu bakımdan insan türünün onlardan öğrenebileceği çok önemli değerler olduğunu düşünüyorum."


Bülent Ovacık ve Sütlaç (Hürriyet)

"Sütlaç, bizim evin beşinci tabağı. Ailenin tüm fertleriyle ilişkilerini kendi belirledi.
Yemek konusunda eşime tapıyor. Akşamları oğlum Ufuk'la uyuyor. Altı yaşındaki kızım Ege'nin tüm kaprislerine sessizce boyun eğiyor.
Sütlaç, delikanlılık çağında özgürlüğünü ilan etti. Yarı ev, yarı sokak kedisi. Birlikte en yoğun ilişkiyi sabahları işe giderken yaşıyoruz. Benimle dışarı çıkmak için, prensiplerinden ödün veriyor. Çok huylandığı halde karnını sevdiriyor.
İntikamını, pantolonuma sürünüp, tüylerini bırakarak alıyor.
Sitenin bahçesinde kuşlara rahat vermiyor. Kendine güveni olmayan, itilmiş sokak köpeklerini kovalıyor. Sıkıya geldi mi ağaca tırmanıyor. Küçük köpeklerini sabah gezisine çıkaranlara pusu kuruyor. Kalorifer dairesini ve garajı sık sık kontrol ettiği için tüyleri eski beyazlığına asla kavuşmuyor. Laf aramızda, Sütlaç koltukları da tırmalıyor. 'Yapma' deyince, 'Yedik mi?' gibilerinden dikleniyor. Adını Haydut mu koymalıymışız ne?"


İsmet Berkan ve Merlin (Radikal)

"İlk geldiği günü hatırlıyorum. Bir arkadaşımızdan rica etmiştik, bize de kendilerininki gibi bir Golden Retriever getirtmesini. Ben o gün Fenerbahçe Stadı'nda oynanacak İstanbulspor-Beşiktaş maçına gidiyordum, yolda telefon geldi, "Köpeğiniz geldi ama acele etmezseniz alamayacaksınız." Ama acele etmeme imkan yoktu, maça gidiyordum. Acaba Selin gider miydi? Hayır, onun da bitirmesi gereken bir iş vardı. Maç sonrası arkadaşımın evine ulaştığımda henüz sekiz haftalık Golden, bir kraliçe gibi evin en gösterişli koltuğuna yayılmış, oturuyordu.
Evin köpeği, şimdinin koca adayı Cano da merakla etrafında dolanıyordu. O kadar alımlı, o kadar soylu ve bir o kadar da hafifmeşrepti ki, bizim köpeğimize sahip çıkmaya çalışan konuğu olduğumuz evin sahibesi "Bu Marilyn Monroe gibi," dedi. O an isim sahibi de olmuştu 'Merlin.' Şimdi aradan neredeyse bir buçuk yıl geçti. Merlin, birkaç ay önce Sivaslı kardeşi Ceviz'i talihsiz bir kazada kaybetmenin yarattığı depresif dönemi hariç hâlâ
'Marilyn Monroe.' Ona direnemediğimiz için geceleri bizimle uyuyor. Ona direnemediğimiz için bizimle aynı koltukta o da TV seyrediyor. Ona direnemediğimiz için mahalle çapında geniş bir üne sahip, esnaf dahil herkes ona ismiyle hitap ediyor. Ona direnemediğimiz için onsuz hiçbir şey yapamıyoruz, arkadaş ziyaretlerine hep bizimle birlikte geliyor, bazı geceler mahalle barımızı bile şereflendiriyor. Hâlâ aynı baştan çıkartıcı yere uzanma, aynı baştan çıkartıcı güler yüz, aynı baştan çıkartıcı kuyruk sallama. Kendini insan zannediyor. Hem de fena halde. Ben iddia ediyorum, bir gün konuşacak da. Mahallemizde bir sürü erkek arkadaşı var. Onlar günün değişik saatlerinde kapımızı aşındırıyorlar, bazılarıyla uzun uzun oynuyor, bazıları konuyu doğrudan sekse getirmeye kalkışıyorlar. Ama bizimki gösterip de vermeyen cinsten. Yani Marilyn Monroe'dan tek farkı bu. En azından şimdilik."


Pakize Suda ve Fıstık (Hürriyet)

"Müthiş şeyler kediler. Beyaz olanın adı Fıstık, diğeri ise Yelloz. İnsanlar nankör, kediler neden nankör olsun? Biz hiçbir zaman 'Önce hayvan' demedik. Önce tabii insan. Hayvan sevmeyenler başka yerlerinden anlıyorlar. 'Sokak çocukları, kimsesizler ne olacak?' diyorlar. Hayvanlar çok önemli varlıklar. İnsanlar kadar önemli. Benim için sadece kediler değil, köpekler, kuşlar, böcekler; hepsi önemli."