Diyarbakır'da da yaşanır

Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Tam da bugünün ‘iklim’ine uygun bir film ‘Sevgi Taşı’. “Farklılıklarını aşklarının harcına katıp zenginleştiremeyenler büyük bir aşkı yaşayamazlar” gibi büyük bir cümle kurmasıysa iddiasını destekler nitelikte. Ama bu iddianın altını doldurup sonuca ulaşmaya yönelik bir yapının kurulamadığı gerçeği de dimdik duruyor karşımızda.
Bir Türk erkeğiyle bir Kürt kızının Diyarbakır ’ı mesken edinmiş aşkları söz konusu. Şehri terk etmeyi reddeden kız ve onu ‘ısrarla anlamayan’ erkeğin aşkına bir pencere açmaya çalışıyor film. Bunu yaparken, “Diyarbakır’da da yaşanır aslında” gibi neresinden bakılsa ‘hesaplı’ bir önermeyle karşımıza çıkıyor. Bu hesabın altını doldurmak içinse şehirdeki bir ailenin iç ilişkilerine göz atıyor, karşısına da ‘Batılı’ bir aileyi koyuyor. ‘Birbirini anlamak’ meselesinin bu denli ‘yapay’ bir şekilde resmedilmesi, haliyle akıntının tam tersi bir yöne fırlatıyor hikâyeyi. ‘Anlamak’ için önce ‘anlatabilmek’ gerektiğini unutmuş görünüyor bu projeyi hayata geçirenler.
Define arayarak yırtmayı planlayan oğullar, ‘sevgi taşı’nı arayan küçük çocuk , türkücü amca, bir günlük Diyarbakır turuyla bir anda ‘aydınlanan’ Türk baba gibi yan karakterlerin tektipleştiği bu filmde, Gökhan Mumcu’nun canlandırdığı Türk doktor da aynı handikapla yüzleşiyor. Karakterine az çok derinlik katılmış Zelal Dere’nin bu görünümde aradan sıyrılmasıysa kolay oluyor.


    ETİKETLER:

    Diyarbakır

    ,

    Doktor

    ,

    Çocuk

    ,

    Kız

    ,

    film