Diziler hayat ritmimizi değiştiriyor

Diziler hayat ritmimizi değiştiriyor
Diziler hayat ritmimizi değiştiriyor

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Çağdaş sanatçı Aslı Çavuşoğlu'nun geçen yıl davet edildiği prestijli çağdaş sanat fuarı Frieze'de gerçekleştirdiği üç bölümlük polisiye dizi performansı 'ÜçPerdelik Cinayet', şu sıralar Galeri Non'da gösteriliyor.
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Frieze’de gerçekleştirdiğiniz proje ve Delfina Foundation tarafından projenin desteklenme süreci nasıl gelişti? 
Önce bu proje belirdi, sonrasında oradaki kalış masraflarımı karşılaması için Delfina’ya götürüldü proje. Delfina da kabul etti. Eylül - Ekim döneminde bir buçuk ay Londra’da hem ön prodüksiyonu hazırlamak için hem de projenin içeriğini oturtmak için çok çalıştım. 

Dizinin senaryosunu da siz yazdınız. Dizi klişelerini nasıl kullanmayı tercih ettiniz? 

Hollywood CSI tipi dizilerde formülasyon o kadar aynı ki sürekli aynı dakikada aynı şeyler oluyor. Onu çözdükten sonra onunla oynayabiliyorsun. Tabii kullanılan dilin hepsi kafadan atılmış, sanat dili de keza! Ama dizi bir şekilde o kadar inandırıcı ki projeyi bilenler bile dizideki makinelerin onları yapıp yapamayacaklarını soruyorlar. İlginç gelen şu; Bütün cinayet dizilerinde herkes doğruyu bulmaya çalışırken yalan yanlış makineler kullanıyor. Orada kullanılan şeylerin hiçbir karşılığı yok hayatta. Kullandıkları bilimsel dil bize hiçbir şey ifade etmiyor, üstelik de yanlış. Finalde aydınlanma sahnesi gelir, suçlular alınıp götürülür ve birkaç özlü söz edilir ardından. Bunda da böyle tamamen bir şeyler açıklanır gibi yapılıyor ama açıklanmıyor ve o aydınlanma anı bir tür karartma anına dönüşüyor. Hiçbir şey anlamadan dizi bitiyor. 

Dizideki bu sanat dili-bilim dili analojisi ve eleştirisini biraz açabilir misiniz? 

Sanatta oldukça oturmuş bir dil var. Gittikçe birbirine referans veren ve anlaşılmazlaşan bir dil. Örneğin bazı küratörlerin sergileri için yazdığı metinleri okuyup anlayamıyorum. Beni bile sanat dünyasının içinde olmama rağmen dışarı atan bir dil var. Belli bazı fiiller, belli bazı sıfatların kullanılması bu dilin gittikçe normal hayat dilinden ayrılmak istediğine işaret ediyor. Aslında kurduğum bir diğer benzerlik de filmler ile sanatta kendini ifade etme arasında. Bir filmin varsa onu inandırıcı kılmak için bir sürü şey toplayıp onu diyaloglara yediriyorsun. Benim hissettiğim sanat dünyasında da sürekli referanslarla kendi düşündüklerini meşrulaştırma zorunluluğu varmış gibi. 

İleride uzun metraj da çekmeyi düşünüyor musunuz? 

Film çekmeyi çok sevdim. Güzel bir ekiple film çekmek hem kafa açan bir süreç hem de garip ve aidiyet hissiyle herkesin tek bir amacı gerçeleştirmeye çalıştığı bir ortam. Çok idealist bir şey film. O yüzden o dinamikleri çok sevdim. Diziler bence şu anda uzun metrajdan daha önemli bir konumda. Dizilerin zaman algımızı da değişik bir şekilde böldüğüne inanıyorum. Her hafta çıkan 60 ya da 90 dakika bir şeyin senin hayat ritmini de değiştirebileceğini düşünüyorum. Zaman algısının yanı sıra Türkiye ’deki dizilerde bir plandan seksen tane oluyor, sürekli bakış bakış... Bunun insanların aşk yaşama, birbirlerine bakma şekillerini de değiştirdiğini düşünüyorum. İnsanlarda biraz uzamış, gevşemiş bir hareket dengesi yarattığını da düşünüyorum. Bu, üzerine çalışmak istediğim bir konsept. İkinci sezonunu yapabilirim ama çok daha değişmiş ve dertlerimin de başka olduğu bir şey olur. 

Serginin metninde de hemen dikkat çeken bir kelime var: ‘Spekülasyon’! Sanatta spekülasyonu konuşmak gerekirse... 

Bu projeyi Frieze’de gerçekleştirmemin sebebi spekülasyonun yoğun olarak gerçekleştiği alanlardan biri olmasıydı. Mekânın kendisi bile kurulmasıyla bir spekülasyon. Üç gün önce orada olmayan bir şeyin üç günde kurulup, üç gün sonra yok olması. Tam bir film seti gibi. Orada bir film çekmek çok doğru geldi. Sanat kitlesi daha seçkinci oldukça spekülasyon da artan bir şey. Diğer gözleri, bu tip anlatım sistemine alışık olmayan bir kitleyi tamamen dışarıda bırakıyor ve kendi içinde kendi kendine referans vererek spekülasyon ortamını iyice besliyor. Film dünyasında ‘suspention of disbelief’ diye bir terim var. Diyelim ki 2021’de geçen bir uzay macerası. Birtakım bilgileri başta verirsin, sonra izleyici ile bir anlaşma yaparsın ve devamına inanmanı teklif ediyorum dersin. Her şey yalan ama o dünyada her şey gerçek gibi bir anlaşma bu. Sanat dünyasının da buna yaklaştığını düşünüyorum. İnsanların inanmadıkları şeylere, başta bu dünyada oldukları için, inanmadıkları halde devam etme hissi ilginç bir benzerlik. İkinci sezonu çekersem daha çok bunun üzerine gitmek istiyorum. Bu politikada da yaptığımız bir şey; demokrasiye inanıyormuş gibi yapıyoruz ama aslında yok. Hepimiz bir şeymişiz gibi davranıyoruz ama değiliz. Eskiden sanat hayata benzerdi şimdi hayat sanata benziyor.
Sergi 13 Nisan’a kadar Non’da.