'Dizilerin gidişatından endişeliyim'

'Dizilerin gidişatından endişeliyim'
'Dizilerin gidişatından endişeliyim'
'Kuzey Güney'de izlediğimiz Nihan Okutucu, gerilim filmi 'Görünmeyenler'de cinlerle savaşıyor. Oyuncuyla beyazcam ve sinemayı kıyasladık...
Haber: ASLI BARIŞ / Arşivi

Görünmeyenler’deki rolünüzden bahsedelim... 
Tek bir mekânda geçen, az oyuncuyla, tamamen doğal oyunculuğa dayalı çekilmiş bir korku filmi... Özatay çiftinin evinde geçiyor, küçük bir kızları olan genç bir çift yeni bir eve taşınıyorlar; ben anneyi yani Selin’i canlandırıyorum. Bütün olaylar benim başıma geliyor.
Daha önce bir korku filminde yer almadınız değil mi? 
Bu, benim ilk korku filmi tecrübem. Gerçi filmimiz ‘Korku Filmi’ değil, kafalar kopmuyor, kollar uçuşmuyor, daha ziyade psikolojik gerilim tadında. Ama benim için şöyle zorlayıcıydı: Empati kuracağınız çok fazla bir şey olmadığı için hazırlık süreci uzun sürdü. Günlük hayatta da çok fazla karşımıza çıkmıyor inler cinler... Daha önceki oyunculuk tecrübelerime dayandıracak bir deneyimim yoktu haliyle. Filme hazırlanırken evde yalnız kalmayı denedim, karanlıkta kaldım, kendimi çeşitli hikayelerle korkutmaya çalıştım. Hiç izlemediğim halde korku filmleri izledim. Çünkü mümkün olduğu kadar doğal olmam gerekiyordu...
Biraz ‘Blairwitch Project’ gibi... Esinlenme var mı biraz? 
Esinlenme var kesinlikle. ‘Bu film bunu taklit mi etmiş?’ gibi şeyler konuşulacaktır ama biz çekerken de bunu göze almıştık. Sanatın her dalında esinlenmeler olabilir, doğaldır bu ama önemli olan üzerine ne koyduğunuzdur. Biz de üzerine bir şeyler koyduk. Türkiye ’de böyle bir şey yapılmadı daha önce, yapılması da iyi bir şey değil mi?
“Bir Zamanlar Anadolu ’da” da Nuri Bilge Ceylan gibi bir duayenle çalıştınız. Burada ise ilk yönetmenlik deneyimini gerçekleştiren Melikşah Altuntaş’la... Riskli bir karar değil mi? 
Hayır, çünkü kafasında her şey çok netti. Melikşah çok sinemayla iç içe olan bir adam olduğu için, ne istediğini, ne dediğini çok iyi biliyordu. Dolayısıyla bir sıkıntı yaşamadık. Büyük egoların işleyişi yoktu çekimler sırasında, çok biz bizeydik ve bu çok hoşuma gitti.
Kuzey Güney’de beş bölümde yer aldınız. Neden kısa sürdü? 
Dizide her şey birbirine bağlı olduğu için böyle durumlar oluyor; reytinge bağlı, yapımcıya bağlı, diğer yandan kanalın söz hakkı var, senaryonun tıkanma ihtimali var... Başlarken beş bölümde biter ya da bitmez diye bir konuşma yapmamıştık, ucu açıktı. Ama ben de böyle bir şeyi göze almıştım. Çünkü ben Ferhat’ın kızını oynuyordum, ona bağlıydım, Ferhat’ın hikayesinin de bir yerde bitmesi gerekiyordu. Tükenmiş bir hikayeydi dizi için.
Çok tepki topladınız mı izleyicilerden? Malum, hala ‘iyi’ roldekilere sarılma, kötüye tükürme durumu var sokakta... 
İnternette hakkımda inanılmaz şeyler okudum, ağza alınmayacak küfürler, neler neler. İşin daha da kötü tarafı, ben evli bir kadınım ve kocam da açıp okuyabilir o taciz ve hakaretleri... Hoş evli olmasam da önemli değil, acı verici bir şey. O bir oyun, oynuyorsun bitiyor, böyle küfürlere ne gerek var!
Dizi projelerinde yer alan bir oyuncu olarak, gidişatı nasıl buluyorsunuz? 
Biraz endişeliyim gidişattan. Tamamen ‘uyuşturmaya’ yönelik konuların işleniyor olması, beni üzüyor. Entrikalar, biri birinin amacıyla yatıyor, diğeri başka bir iş çeviriyor, komplolar vesaire... Tamamen günübirlik, ertesi gün unutulacak, bir bölümlük işlerin yapılıyor olması üzüyor beni. Halen Meksika, Brezilya dizisi havasında işler yapılıyor, halbuki onlar bile bıraktı bunları.
Başbakan’ın Muhteşem Yüzyıl’a olan yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? 
Yanlış bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Müdahale edilmesi gereken bir şeyler olabilir ama bu kadar keskin değil. Telaşlı hareketler bunlar, memlekette başka sorun mu kalmadı? Çok fazla sorun var ülkemizde, bu durumun da fazla yer edeceğini düşünmüyorum.