Doğulu hissiyle Batılı ses

Doğulu hissiyle Batılı ses
Doğulu hissiyle Batılı ses

Bu akşam Zorlu Center PSM de sahne alacak Riff Cohen, albüm kapağındaki fotoğrafı için (yanda) büyükannesinden ilham aldı.

Ortadoğu'nun 'yüzü Batı'ya dönük' nevi şahsına münhasır yıldızı Riff Cohen'e bu akşam Zorlu Center'da vereceği konser öncesi bağlandık, feyz aldığı coğrafyanın derinliklerine daldık.
Haber: SARP DAKNİ - twitter.com/sarpdakni / Arşivi

Her anlamda hiç alışkın olmadığımız, fazlasıyla heyecanlı, umutlu ve hareketli olduğumuz bir yılı geride bırakmak üzereyiz. İstanbul ’un tansiyonu malumunuz, birçok konserin iptaline neden oldu. Umutları 2014’e çevirdik, ancak kendimizi ‘stand by’ moduna almak için henüz erken. Zira bu akşam Zorlu Center’da buluşacağımız Riff Cohen, tıpkı bu yılki anılarımız kadar kendine özgü ve heyecan dolu... Konuşmayı pek sevmediğini anladığımız Riff, bazı sorularımızı biraz geçiştiriverdi doğrusu. Canı sağ olsun, biz onu izleyebileceğimiz için hâlâ çok heyecanlıyız.
İlham kaynaklarınla başlayalım mı? Tel Aviv’de doğdun ve senelerce Paris’te yaşadın. Ama son tahlilde müziğinin ağırlıklı olarak ‘Batı’ etkisi altında olduğunu söylemek mümkün. İlk albümün ‘A Paris’ kulağımıza biraz yerel Arap masalları hatta biraz da caz fısıldıyor. Sözün özü ilhamını nereden alıyorsun?
Saymaya başlıyorum! Hip hop, trip hop, rock trash, metal, minimal ya da klasik müziğe sırtını dayamış her şey! Kuzey Afrika Arap melodileri, Rai ve Gnava... Diğer yandan albümüm aynı zamanda ağırlıklı olarak İran ve Mısır etkisi altında. Ve elbette İsrail. Çok sayıda kültürün harmanlandığı güçlü bir coğrafya... Burada bugüne kadar sayısız müzik tarzına tanıklık edip onları deneyimleme şansı buldum.
Peki şarkılarını yazarken, hangi farklı unsurları bir araya getiriyorsun?
Biraz düşününce, özellikle yeni bir şey yarattığımı düşünmüyorum. Yani ortada ‘yeni’ olarak adlandırılabilecek bir şey yok bence. Ortada sadece kendi vizyonum var. Kuzey Afrika müziği ve klasik rock, hip hop ile dans hatta tekno ve geleneksel Afrika ritimlerini buluşturuyorum.
Aslında başardığın şey kesinlikle ustalık istiyor. Folk ve pop arasında keskin bir boşluk yaratıyor ve buraya Arap müziğini yerleştiriyorsun. Bunun sırrı ne?
Açıkçası bunun mükemmel bir formül olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğin türler kulağa tuhaf gelse de birbiriyle mükemmel uyum sağlıyor. Bunun bugüne kadar duyduğum en ‘mutlu’ müzik olduğunu düşünüyorum. Belki de bu yüzden bu kadar çok ‘pop’ hissettiriyor olabilir.
Eski Nubiya dilinde şarkı söyleyebiliyorsun. Kulağa hiç kolay değilmiş gibi geliyor. Bunu yapmak gerçekten zor mu?
Yo hayır... Ama yine de şunu eklemem gerek: Umarım bu dilde şarkı söylerken, fark etmeden kritik hatalar yapmıyorumdur!
Yaptığın müzik, çok yönlü ve oldukça derin. Neden başkaları gibi daha ‘popüler’ ya da ticari tabir edebileceğimiz bir müziği tercih etmedin?
Bu albümü kaydederken tek düşündüğüm şey bütünüyle Ortadoğu kokmasıydı. Diğer yandan bunu yapmak hiç zor değildi. İçimden gelen sese kulak verdim. Albümü İsrail’de kaydettim. Belki tek zorlandığım nokta bütünüyle çevrelendiğim Doğu hissinin içinden Batılı bir ses çıkarmaktı... ‘A Paris’, tamamen bağımsız bir ruhun peşinden koşarak ve dahası yanımda olan birbirinden yetenekli müzisyenlerle yarattığımız enerjiyle ortaya çıktı. Hiçbir zaman ‘profesyonel’ bir müzik yönetmeni kullanmadım. Eğer kayıtlar profesyonel bir atmosferde yapılsaydı, vermek istediğim tüm mesaj kaybolup gidecekti..
Tepeden tırnağa İsrail’de ortaya çıkardığın bu ‘yeni müzik’ yine aynı topraklarda nasıl karşılandı?
Aynı şekilde ‘yeni’. Zira benim müziğim, Mizrahi dünyasına dayanıyor. Yani daha çok Arap coğrafyası ve diğer komşu ülkelerde yaşayan Yahudilerin geleneksel müziğine... Farklı kültürleri aynı kâsede buluşturan bir çeşit salata. Benim ülkem, iki farklı dili de akıcı konuşabilen, şehirli ve modern bir kadının nesilden nesile uzanan bir köprü kurmasına çok alışkın değil. Büyükannem Fortunee ile aramızda yarattığımız muhteşem enerjinin müziğimde büyük etkisi var. Okuma yazma bilmemesine rağmen, onun entelektüel birikiminden çok şey öğrendim. İsrail’in geleneksel yaşam tarzı, modern şehirlerde yaşayan genç insanlar tarafından ne yazık ki bilinmiyor. Bu durumun İsrail için çözülmesi gereken önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.
Albüm kapağındaki fotoğrafın da aslında Fortunee’ye bir saygı duruşu değil mi?
Evet doğru. Onun her zaman yanımda taşıdığım eski bir pasaport fotoğrafından ilham alarak çektik.
Bir araya getirdiğin farklı kültürlerden oluşturduğun müziğinin aynı zamanda politik anlamda da önemli olduğunu düşünüyor musun?
Açıkçası hayır... Ama yine de politika dünyasının ve politikacıların şarkılardan ahlaki anlamda öğrenecekleri çok şey olduğuna inanıyorum.
Sırada ne var?
Tabii ki İstanbul! Diğer yandan farklı Arap ülkelerinde performanslar gerçekleştirmek için sabırsızlanıyorum. Bugüne kadar gördüğüm en etkileyici izleyici kesinlikle onlar...

Müzikte hiyerarşi yok

Böyle hikâyeleri çok seviyoruz. Senin de Red Hot Chili Peppers ile heyecanlı bir konser deneyimin var. Nasıl geçti? RHCP için ön grup olarak sahne alacaktım. Sahne arkasında kendi karavanımın önünde diğer müzisyenlerle sohbet ediyorduk. RHCP’ye ayrılmış olan bölüm bize çok uzaktı aslında... Ama ne olduğunu bile anlamadan bir anda Anthony Kiedis yanımızda bitiverdi! Kendimi onunla konuşurken buldum ve albümümü verme şansım da oldu. Çok kibar ve cana yakın biri... Yaklaşık 30 dakika sonra sahneye çıkmam gerekiyordu ve ilk gördüğüm şey tüm RHCP üyelerinin karşıma dizilmiş beni izliyor olduğuydu! Açıkçası müziğe başlamalarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, yeni şeyler keşfetmeye duydukları tutku beni gerçekten etkiledi. İşte o an müzisyenler arasında bir hiyerarşi olmadığına yürekten inandım.
Sonuçta hepimiz aynıyız!