Dönüş Yok sansürü aştı

İlk filmi Herkese Karşı Tek Başına / Seul Contre Tous'yu çok sevdiğimiz Gaspar Noe, bu kez ondan da vurucu, daha rahatsız edici bir film yapmış.

"Yılın kayda değer filmlerinden"
SEVİN OKYAY
İlk filmi Herkese Karşı Tek Başına / Seul Contre Tous'yu çok sevdiğimiz Gaspar Noe, bu kez ondan da vurucu, daha rahatsız edici bir film yapmış. Noe, yeni Dönüş Yok / Irreversible'da Christopher Nolan'ın Akıl Defteri / Memento'da, Harold Pinter'ın da İhanet / Betrayal'da kullandığı yönteme başvurmuş. Normal kronolojik akışı bozarak, olayları sondan başa doğru anlatıyor. Film, kimine göre öldürücü, kimine göre süper bir müzik eşliğinde başladığında, biz de sonun başlangıcındayız. Monica Bellucci-Vincent Cassel çiftinin oynadığı çift, sıradan bir aşık kavgası ediyor. Ama ne yazık ki, hemen ardından, dönüşü olmayan, izleri asla onarılamayacak olaylar yaşanıyor. Dönüş Yok, hayli uzun süren ve şiddetin sınırsızca kullanıldığı tecavüz sahnesi yüzünden hem çok eleştirildi, hem de tepki aldı. Sinema salonlarını akın akın terk eden, bayılan, kusan insanlardan söz edildi. Bence Noe'nin filmi bazılarına mide bulantısı veriyorsa eğer, büyük ihtimalle durmak bilmeyen kamerasının hareketi yüzündendir. Tecavüzden hemen sonraki dayak bölümü ise, gayesiz, anlamsız şiddetiyle (bu tepkiyi "sınıf düşmanlığı"na bağlamaya dilim varmıyor), tecavüzün kendisinden daha moral bozucuydu. Dönüş Yok'un başında, ilk filminde kasabı oynayan Philippe Nahon'u da bize sunup hasret gidermemizi sağlayan Noe, Herkese Karşı Tek Başına'da gözünü kırpmadan gittiği yerlerin daha ilerilerine uzanmaktan korkmadığını kanıtlıyor. Ben her şeye rağmen ilk filmini tercih ederim ama, Dönüş Yok da, yılın kayda değer filmlerinden biri.
"Gaspar Noe teknik dövüşüyor"
YEŞİM TABAK
Karşımızda çok hırslı, seyirciyi rahatsız etmeyi de kafasına koymuş bulunan bir sinemacı var. Açıkça kendini belli eden bu maksatlılık, bir tür zorlama veya lüzumsuz bir gösteriş gibi görünebilir ilk bakışta (ki yer yer biraz itici hakikaten). Ancak şurası kesin ki, Dönüş Yok'u, benzer bir diken etkisini amaçsızca yakalamaya çalışıp, "biz abartalım, nasılsa birileri altını doldurur" beklentisine giren Baise Moi / Düz Beni gibi filmlerle aynı kefeye koyamayız. Gaspar Noe tamamen etki üzerine kurulu bir sinema yapıyor ve Dönüş Yok'ta da, ortaya çıkan etkinin, anlatılanda hallice karşılığı var. Noe önce gayet net bir cümle kuruyor: "Zaman her şeyi mahveder". Sonra da, bu oldukça sert yargıyı, aynı sertlikte bir filme tercüme ediyor.
Üzerine gittiği 'zamanın geri alınamazlığı' fikrinden yola çıkarak, filmin tamamını doğum ve ölümün metaforu, ana rahminin güvenli ortamına dönmenin imkânsızlığına dair bir tahribat dökümü olarak alabiliriz. Film, sadece gösterdikleri değil, gösteriliş şekliyle de azami düzeyde saldırgan ve karanlık bir sahneyle başlayıp, durumun rengini giderek açıyor. Filmde zaman kurgusunun geriye doğru işlemesi de, böylece bir stil takıntısı olmaktan çıkıp işlevini kazanıyor. Çünkü Dönüş Yok'un trajediyi gördüğü yer, başımızdan geçen olayların kendisinden bile çok, bu olayları yaşadıktan sonra asla eskisi gibi olamayacak oluşumuz. Film, kaderimizi teoride bizzat çizdiğimiz, ama pratikteki sebep-sonuç ilişkisinin elimizde olmaktan çok uzaklara düşebildiği yüklü bir hayat faturası çıkarıyor. Siyaseten doğru manzaralar yaratmaktan veya ortalama bir ahlaki anlayışın sempatisini kazanmaya çalışmaktan özellikle kaçınması da, bu açıdan anlaşılır. Çünkü Noe, yaşanan dehşetin boyutlarını, kahramanlarının naifliğiyle ölçmüyor.
Filmin başa doğru döndükçe daha aydınlık bir tona yaklaştığını düşünürsek, yarıda bırakıp çıkmanın sonuna kadar izlemekten çok daha rahatsız edici olduğu açık. Keyif kaçırma derecesinin de, hikâyede olup bitenlerden ziyade, Noe'nin hangi anlatım tekniğini nerede kullanacağına dair haince becerisi oranında yükseldiğini düşünüyorum (bir hayli yükseliyor). Noe'nin dokunaklılığın peşinde olmadığı, seyirciye -tabiri caizse- 'girişen' bir anlatımı benimsediği ortada. Hem boş 'yumruklar' atmadığını, hem de son derece 'usta bir teknikle dövüştüğünü' ise kabul etmek lazım. Filmin etrafında kopan tartışmaların asıl sebebi de, bir cinayeti veya tecavüzü göstermiş olması değil, durumu hem en vahşi haliyle gösterme gereği duyacak kadar ciddiye alan, hem de aynı anda soğuk kalan yaklaşımı.
"Maço bir toyluk gösterisi"
PETER BRADSHAW
Sadece sansasyona aç Cannes Film Festivali, bu son derece nahoş, ilkel, caka satan, maço toyluk gösterisini ilginç olarak addedebilirdi. Hikâye basit: Çok güzel bir kadın olan Alex (Bellucci) seyretmeye dayanması imkansız biçimde tecavüze uğruyor; sevgilisi (Cassel) ve entelektüel eski erkek arkadaşı da (Dupontel), tecavüzü işleyen gay pezevenkten korkunç bir intikam alıyorlar. Ama hikâye sondan başa doğru anlatılıyor. Düz bir kronolojik sırayla anlatılsa, son derece banal olurdu. Tersten anlatılınca, yine aynı şekilde banal. Kurt Vonnegut Jr.'ın veya Martin Amis'in edebi deneyimlerinin ilginçliğine, Christopher Nolan'ın filmlerinin komplike yapısına, hatta Tarantino'nun şiddeti yapıbozuma uğratışına bile rastlanmıyor filmde.
Bu zehirli yoklukta, kadınların kendileri için söyleyecek hiçbir sözü yok. Sadece erkekler sayılıyor. Dazlak kafalı, haklı olarak öfkeli adamların, polisler hiçbir şey yapmayacağından, homo tecavüzcüleri homo kulüplerinde avlayıp öldürdüğü bir ütopya. Yönetmenliğe dair, sonucu çok şüpheli, egosal bir trip.
* * *

  • DÖNÜŞ YOK / IRREVERSIBLE
    Yönetmen: Gaspar Noe Senaryo: Noe Oyuncular: Vincent Cassel, Monica Bellucci, Albert Dupontel, Jo Prestia Müzik: Thomas Bangalter Görüntü yönetimi: Noe ve Benoit Debie Kurgu: Noe Süre: 100 dakika
    (The Guardian)