Dostlar pek şeylerdi...

Dostlar pek şeylerdi...
Dostlar pek şeylerdi...
Londra'da 9 Haziran'a kadar görülebilecek olan olan 'The Bride and The Bachelors' okumaktan yorgun düşeceğiniz bir sergi.
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Duchamp ve Cage, Rauschenberg, Johns, Cunningham’ın yazıları, besteleri, tabloları, koreografileri ve yerleştirmelerinin sergilendiği ‘The Bride and The Bachelors’ okumaktan yorgun düşeceğiniz bir sergi. The Barbican Centre’ın galerisinde aynı zamanda seyre sunulan bir dönem, seyahatler ve dostluk var.
Judith Butler bir belgeselde “Lezbiyenim, kadınım, Yahudi’yim, Amerikalı’yım, filozofum … Bunlardan biri, bir kimsenin tek kimliği olamaz. Bence seyahat ediyoruz; ben kimlikler arasında seyahat ediyorum.” diyor. Kimlik çalışanların çok sevdiği bir alıntıdır bu. Ben de kullanıyorum çünkü sanatçı olmak ve sanat yapmayı tersyüz etmiş bir karakter Marcel Duchamp ve onun mirası, kimlikler arası bir seyahat gibi.
1900’lerin başında New York ve Paris Duchamp gibi, disiplinler, üretimler ve kıtalar arası gezen bu tür seyyahları ağırlayan başlıca iki şehir. Hikaye buralarda geçiyor. Sergi, “Merdivenden inen çıplak” ile başlıyor. Duchamp’ın 1912’de New York’taki kübistler sergisinden adını değiştirmeyi reddettiği için geri çektiği tablosuyla. Duchamp New York’ta yeni bir şey yapmanın mümkün olmadığını düşünüyor, “New York Dada’nın kendisi oldu” diyor, önce Münich’e gidiyor ve ardından Paris’e geri dönüyor. Kadın alter egosu Rrose Selavy ile burada böylece tanışıyor. New York’taki akademikleşmiş, yerleşmiş Duchamp’tansa yepyeni bir kimlik üretmek istiyor; bunu Man Ray fotoğraflıyor. Rrose Selavy, 1921’de kendi adını verdiği kampanyasında bu fotoğrafını kullanıyor.
Selavy’nin yanı sıra, Duchamp’ın başyapıtları da ve sanat tarihinin dönüm noktaları olarak bu sergide görülebilir. 1915’te ‘ready-made’ terimini sahneye çağıran ‘Bisiklet Tekerleği’, Münich’te yaptığı ‘Bekarları Tarafından Çırılçıplak Soyulan Gelin’, meşhur pisuarı ‘Çeşme’, ‘Gelin’in kendisi gibi eserler, sergi mekanının ortasına kurulmuş bir dans alanı ve her köşeden kulağa gelen Cage tınılarıyla sergileniyor.
New York’ta tanışan John Cage ve Marcel Duchamp’ın dostlukları da sergide anlatılıyor. Bu anlatı, resimleri, günlük yaşamın objelerinden oluşan kıymetli eserlerin yanı sıra notalar, notlar, müzik, dans, tiyatro ve filmlerle inşa ediliyor. Sergi yoğun, çünkü dostluk ve etkileşimler de yoğun. Zaman zaman ‘Marcel hakkında hiçbir şey söylemek istemeyen’ Cage, 1950’lerin başında New York’ta yerleşik Johns, Cunningham ve Rauschenberg’i de Marcel’in yanına çağırıyor. Böylece farklı sanat alanlarının Duchamp’dan nasıl etkilendiğini, Duchamp’ın gücünün bunları nasıl dönüştürdüğünü izliyoruz.
Hayat ve sanat arasındaki gedikten bahseden aslında Rauschenberg oluyor. Duchamp’ın da etkisiyle tablolarının ortasında çatallar, fırçalar, metal ağırlıklar beliriyor. Marcel ile satranç oynamak John Cage’in müziğine ve resme ilgisine ciddi bir katkıda bulunuyor. Koreograf Merce Cunningham, müziği, dansı ve görsel sanatları birbirine katan koreografilerini Duchamp’ın işlerinin çevresinde üretiyor. Jasper Johns, bayraklarla, rakamlarla “ready-made” kavramının etkisi sayesinde ilgileniyor. Bu arada notlar, konuşmalar, çatışmalar, yarışmalar da sergileniyor. John Cage’in de bir yerde not ettiği gibi; “Dostlar pek şeyler” ve bunu burada görmek mümkün. The Barbican’daki mevsimin adı boşuna “Duchamp’ın etrafında dans etmek” değil.
Sergi Londra’da The Barbican Centre Gallery’de 9 Haziran’a sona erecek. Bunun yanı sıra Duchamp mevsimi The Barbican Centre’da Haziran sonuna kadar film gösterimleri, tiyatro oyunları, dans gösterileri, konserlerle sürecek.