Dudaktan kalbe

Kadının makyaj yapmayanı bile en azından rujunu sürer. Ruj kozmetik ürünlerinin en çok satanı.

Kadının makyaj yapmayanı bile en azından rujunu sürer. Ruj kozmetik ürünlerinin en çok satanı. Kadınlar ona doyamıyor. Yaşamları süresince ortalama 7 ile 18 kg arası tüketiyorlar. Bu kadar yaygın olmasının bir sebebi de belki kozmetik ürünlerinin en ucuzu olması. Chanel'den bir takım alabilecek kadın sayılıdır ama birçoğu Chanel rujla en azından iyi yaşamın tadına bakabilir.
Kadın dediğin kocasını yaşatır
Kleopatra dudaklarını kına ile boyarken, Ur kraliçesi Schub - al dövülmüş kızıl kayaların tozlarını, Roma İmparatoru Neron'un karısı ise demir ve aşı boyasının karışımını sürermiş.
Hıristiyanlığın yeni yeni yayılmaya başladığı dönemlerde kadın, kocasının sağlıklı olmasını ve uzun yaşamasını istiyorsa, makyaj yapmak onun için manevi bir yükümlülüktü.
6'ncı yüzyıl İspanya'sında fahişeler ve alt sınıf kadınları arasında yaygınken, sonraki yıllarda Paris sokaklarında ruj süren rahibelere bile rastlanıyordu.
Sekse davetiye
1770'de İngiliz Parlementosu'nda çıkan bir yasaya göre erkekleri kozmetiğin yardımıyla kendileriyle evlenmek için kandıran kadınlar büyücü sayılıyorlardı. 1996 gibi çok yakın bir tarihte bile, Kuala Lumpur'da rujun gereğinden fazla kullanımı yasaklandı. Gerekçe ruj sürmek gibi aktivitelerin insanları yasadışı sekse ittiğiydi. Nasıl oluyorsa?..
20'nci yüzyılla beraber ruj liberalleşti. 1908'de bir güzellik yazarı, öğle yemeğinde kadınların masada ruj sürebileceklerini ancak akşam sofrasında bunun ayıp kaçacağını ilan etti.
1938 yılında Amerika'da her evde en az bir ruj bulunduğu saptandı.
Yeni imaj
Revlon'un 1952'de çıkarttığı 'Ateş ve Buz' isimli ürününün ardından ruj daha seksi, cesur ve sofistike bir havaya büründü. Durum öyle bir hal aldı ki, ruj sürmeyenlere uzaylıymış gibi bakıldı.
Makyaj da, Hollywood'dan payına düşeni aldı. James Bond filmi Goldfinger ile metal furyası başladı. Helena Rubinstein üç metal tonda ruju piyasaya sürdü. 70'lerle beraber öne çıkan imajlardan biri Helmut Newton'ın kan kırmızısı dudaklı ve 'porno - chic'i tanıtan mankenleri oldu. Artık çekici kadını anlatan 'şirin' ve 'güzel' sıfatlarının yerini 'heyecan verici' sıfatı aldı. 80'lerde her konuda olduğu gibi dudak boyamada da abartı söz konusuydu. Dolgun kırmızı ve pembe dudaklar gündeme oturdu. 90'ların getirisi ise rujda moda olanı sürmekten çok, kendine yakışanı sürmek oldu. Bu nedenle de renk paleti genişledi. Rujun kadın için önemini M.A.C.'in basın sözcüsü Ru Paul 'Yüzüm bir cümle ise, dudaklarım da o cümlenin sonundaki ünlemdir,' sözüyle özetliyor. Kadınlar arasında kıskançlık yaratan simgelerden de biri olmuş ruj. Bir gömleğin yakasında, sehpanın üzerindeki şarap kadehlerinden birinin kenarında, çekmecelerde saklı bir aşk mektubunda, aynada ya da yanaktaki o şehvetli dudak izi hangi kadını çılgına çevirmez ki? Eski sevgilinizin ruju, Pepsi'sinden bir yudum aldığınızda dudaklarınıza bulaşır ve siz bunun farkında bile olmadan yeni sevgilinizin
yanına yol aldığınızda, aynen reklamda olduğu gibi ondan bir tokat yerseniz şaşırmayın. Müstahaktır.



Hayır işlerinde ruj izi
  • Kozmetik endüstrisi ürünlerini pazarlama konusunda uzmanlaştıkça, daha çevreci olmaya başladı. Özellikle ruj, AIDS araştırmalarından kanser konularına kadar çeşitli hayır işlerinde simge ürün oldu.
  • 1994'te Clinique en çok satan ürünü Berry Kiss Long Last'in satışından kazandıklarını Göğüs Kanseri Araştırma Kurumu'na bağışladı.
  • 1996'da Amerikan AIDS Araştırma Kurumu (AMFAR), ünlülerin kağıtları öperek bıraktıkları dudak izlerini açık artırmayla satışa sundu. Linda Evangelista'nınki 1000 dolar ile en yüksek rakama satıldı.
  • M.A.C'in Viva Glam ruj kampanyası, AIDS fonu için 10 milyon dolar kadar para topladı.
    M.A.C çevreciliği de destekliyor. 6 adet boş ruj kutusu verdiğinizde 1 adet yeni ruja bedavaya sahip olabiliyorsunuz.


    Bir reklam başarısı
    Rujun çok satması sadece ucuz olmasından kaynaklanmıyor. Ticari başarısının ardında yatan neden, yıllardır süren yaratıcı reklam kampanyaları. İmalatçı firmalar hala gelirlerinin yüzde 20'sini reklama yatırıyorlar. 1950'de Max Factor, Clear Red adındaki ürününü sarışın, kumral ve esmer
    kadına uygun üç ayrı tonda lanse etti ve bunun için o güne kadarki en büyük miktarı, 1.5 milyon doları gözden çıkardı. Sloganı ise 'Hiç ama hiç çıkmayan ruj'du. Ancak 1952'de Revlon, kozmetik tarihinin en başarılı ve cesur kampanyası Ateş ve Buz ile Max Factor'ı solladı. Reklamın başlığı 'Ateş ve Buz için mi yaratıldınız?'dı. Eşlik eden 15 soruluk testin 8 sorusuna evet cevabını verdiğinizde bu kanıtlanmış oluyordu. Ateş ve Buz reklam sektöründe bir çığır açmakla kalmayıp, yılın en iyi kampanyası seçildi.


    Bazı gerçekler
  • Kaliteli rujun rengi kalıcıdır, kaygandır, sürüldüğünde rahatsız etmez, leke bırakmaz, dudakları nemlendirip yumuşatır. (Evet, ucuz ve pahalı ruj arasındaki fark barizdir!)
  • Antik Mısırlılar ölümden sonraki hayatlarını düşünerek, dudak boyası ile mezara gömülürlerdi.
  • Yakın tarihe kadar rujun içeriğinde
    zehirli maddelere rastlanabiliyordu.
    1924'te New York Sağlık Dairesi, kadınlarla
    öpüşen erkekleri zehirleyebildiği kaygısıyla ruju yasaklamayı düşündü. Bu dönemde Amerika'da 50 milyon kadın ruj sürüyordu.


    Yerli malı yurdun malı
    Pinkar Kimya Sanayi ve Ticaret A.Ş., 1938 yılında Türk kadınını ilk kez gerçek anlamda kozmetik ile tanıştırdı. 1988'de Pastel markasını kurdu. Dudak kaleminden parlatıcıya kadar Pastel ürünleri yabancı markalarla yarışıyor.
    Yenilikleri atlamayan diğer bir yerli kozmetik markası ise Flormar. Daha çok ojeleriyle tanıdığımız Flormar, görüntüsünün yanında dudak sağlığını da es geçmeyen rujlarıyla ün saldı.
    Yüzyıl başında henüz evlere giremeyen rujun artık defilesi bile yapılıyor. Helena Rubinstein geçen ay Türkiye'deki ilk ruj defilesine imza attı.