Düğünümüze hoşgeldiniz!

Düğünümüze hoşgeldiniz!
Düğünümüze hoşgeldiniz!

M. Emin Eren ve Talip Öztürk

Belki biliyorsunuz, üç yıl önce 'Ada: Zombilerin Düğünü' adlı bir zombi filmi çekildi. 'Rec 3: Diriliş'te de zombiler düğünü mekân seçince ilginç bir akrabalık çıktı iki film arasında! 'Ada'nın yönetmenleri iki filmi Radikal için karşılaştırdı.
Haber: M. EMİR EREN / Arşivi
TALİP ERTÜRK / Arşivi

Üç yıl önce nasıl ve ne şekilde tamamlandığını sorsanız halihazırda bizim bile anlatamayacağımız bir film çektik, ismi ‘Ada: Zombilerin Düğünü’. Eş, dost, akraba, komşu desteğiyle, sinema yazarlığı ve gazetecilik işlerine ara verip, ömrümüzden bir on yılı feda etmek suretiyle (birimiz kel kaldık, birimiz sinir hastası olduk) bir şekilde işin içinden çıktık. Film asıl seyircisini sinema salonunda değil ev sineması mecrasında buldu, gülüp eğlendiğini söyleyenlerin sayısı da az değil. Eh bu da bir şeydir!
Projenin fikri bir arkadaşımızın düğününde peydah olmuştu. Düğünde geçen bir zombi filmi yapmak niyetiyle yola çıkıldı. Türkiye ’deki yürüyüş ve gösteri kanunu malumunuz. Uygulanışındaki keyfiyet de öyle. Haliyle, belli bir insan kalabalığının devlet babanın gözünde sakıncasız şekilde bir araya gelmesi ancak iftar çadırı sırası, akbil kuyruğu ya da düğünlerde mümkün oluyor. Senaryo ilerledikçe bu düğün denen meretin baştan sona komedi olduğuna iyice ikna olduk. Haliyle filmin komik olmaması da elden gelmedi. Sinema tarihindeki zombi komedisi damarından da kuvvet alarak senaryoyu tamamladığımızda bu filme ya çok gülünür ya hiç gülünmez diyorduk. Öyle oldu.


Film bize milyonlar kazandırdı ve şilep satın aldık diye devam etmek isterdik ama pek öyle olmadı. Yolumuza ipimiz ve kuşağımızla, üstelik şilepsiz devam ederken Ada’ya İspanya’dan kardeş geldiği haberiyle sarsıldık. Aldığımız duyumlara göre İspanyol zombi serisi ‘Rec’in üçüncü bölümü ‘Genesis’, zombi meselesini düğüne taşımıştı. Film henüz proje aşamasındaydı. Zombi ve düğün kelimeleri yan yana gelince beynimizde tatlı bir hareketlenme hasıl oldu. Konuyu ivedilikle holdingimizin hukuk servisine danışmak istedik ama hâlâ batık halde olduğumuzu ve holdingimiz olmadığını hatırlayıp çay içmeye gittik. Sinirle fondiplenen çayların ardından İspanya’daki krizi de göz önüne alarak Rec 3’ün yapımcılarına açmayı planladığımız hukuk savaşından caydık. Hem zaten ‘Rec’ bizim ilham aldığımız filmlerden biriydi, kendimizi tabağı boş göndermemiş saydık.


Nihayet ‘Rec 3’ çekildi, gösterime girdi, biz de akraba ziyaretine gider gibi izlemeye gittik. Sonuç: Demek düğün dediğimiz olay birileri için de bizim için olduğu gibi illet, nalet bir şeymiş! İki film arasındaki akrabalık sadece düğün mevzuuyla sınırlı değilmiş üstelik. ‘Ada’da Erhan adlı karakter bütün düğünü kayıt altına almayı vazife edinmişti ve filmde izlediklerimiz onun kamerasına yansıyanlardı. ‘Rec 3’te de damadın kardeşi düğünü kameraya alıyor. Tıpkı bizim Erhan gibi dekolteli kızları, damadın, gelinin ‘hıyarto’ arkadaşlarının mavrasını kayda alıyor. ‘Rec 3’te de, ‘Ada: Zombilerin Düğünü’nde olduğu gibi ilk zombi düğünün en eğlenceli anında ortaya çıkıyor (bizim filmde halaya saldırmıştı). Tüm kalabalığın pistte olduğu bir anda zombi amca orta yere düşüveriyor. Ona yine bir kadın davetli müdahale edip, ilk o ısırılıyor. Bunlar da aşağı yukarı bizimle aynı işleyişte sıralanıyor. İspanyollar halay çekebiliyor olsa, eminim onlar da böyle bir nimeti kaçırmaz, zombiyi halayın üzerine salarlardı.
‘Ada’ ile ‘Rec 3’ arasındaki benzerliklerden bir diğeri de, zombilerin ilk iş olarak kolluk kuvvetlerini hacamat etmesi. Polisin devredışı kaldığını gören karakterlerin de ormana kaçması. Aşağı yukarı buraya kadar filmin kırılma anları benzeşiyor fakat bir noktada ‘Rec 3’ dümen kırıyor ve el kamerasını, o belgesel üslubunu elden bırakıyor. Damat kardeşini pataklamak suretiyle kamerayı elinden alıyor, üslup değişiyor. (Bizde Erhan’ı dövecek bir babayiğit çıkmamıştı, heyhat.) İşte bu noktada film Ada: Zombilerin Düğünü’nden iyiden iyiye uzaklaşıyor.
‘Rec 3’ ile ‘Ada’nın benzerliğiyle ilgili sosyal medyada tonla şey okuduk. İki film arasında fikren ve ‘aklın yolu bir’ deyip geçiştirilebilecek benzerlik var elbette. Ancak en önemli fark mizah. ‘Rec 3’ her anını ciddiye alan bir film, gerilimi hiç elden bırakmıyor. Filmin el kamerasını terk ettiği andan itibaren izlediğimiz sahnelerde, iç geçirdiğimiz, ah üç beş kuruşumuz olaydı biz de birkaç kişiyi ikiye bölüp, birkaç zombiyi yakıverseydik dediğimiz anlar olmadı değil. Bizim benzer sahnelerimiz kâğıt üzerinde kalmış; maliyeti toparlanamamış, yetiştirilememiş ve gerçekleştirilememişti. Fukaralığın gözü kör olsun. Ancak şu da malum; plastik makyaj gibi disiplin isteyen konularda Türkiye’de profesyonel ekip az, hatta yok denecek kadar az (2009’daki durum en azından buydu). Haliyle ‘Rec 3’teki çok da başarılı olmayan ama iyi işleyen sahnelere imrenmemek elde değil. Kıskandığımız esprilerden biri de düğünlerden önce gösterilen iğrenç ‘Bir Aşk Hikâyesi: Damat ve Gelin’ videolarından birini filme dahil etmeleri. Bunun için ‘Rec 3’ ekibini kutlamak gerek. Üzerine tonla geyik döndürebilir, güzel mavra çıkarabilirdik. Düşünememişiz! 



Esinlenme varsa şeref duyarız
Yazının sonunda bir konuya açıklık getirelim. Bu yazıyı ‘birinç’ küstahlığıyla kaleme almadık, “Filmimizi çaldılar, bakın nasıl da yürüttüler” diye ağlaşmak derdinde de değiliz. ‘Rec 3’ bizden iki yıl sonra gösterime girmiş olsa da, benzerliklerin tesadüfi olduğunu düşünmekten fazlası kendini beğenmişlik olur. Zaten bir esinlenme varsa da şeref duyarız.
‘Rec 3’ yapımcılarına not: Olm çaldıysanız üç beş bişey atın, ayıptır! Editöre not: Bunun İspanyolcasını da yazıver!