Dünden bugüne festival

Hülya Uçansu, 21 yıldır İstanbul Film Festivali'nin yöneticisi. 21 yılın onu yorduğunu söylemek pek mümkün değil çünkü bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi var.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Hülya Uçansu, 21 yıldır İstanbul Film Festivali'nin yöneticisi. 21 yılın onu yorduğunu söylemek pek mümkün değil çünkü bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjisi var. Bandırma'da bir sahil kasabasında, babasının sahibi olduğu sinemalarda Amerikan filmleri seyrederek büyüyen Uçansu, 1960'ta eğitim için İstanbul'a gelmiş. '75'te Onat Kutlar'la
'yaşamını yönlendiren' bir karşılaşma yaşayan
Uçansu, sonraki 27 yılın çok hızlı ve güzel geçtiğini söylüyor.
İnsan sizinle tanıştıktan beş dakika sonra bile ne kadar organize olduğunuzu anlıyor. Bunu Avusturya Lisesi'nin meşhur disiplinli eğitimine mi borçlusunuz?
Ağırlıklı olarak. Sanırım o sert disiplin, çok küçük yaşlarda yürekte yaralar açıyor ama beyni vazgeçilmez bir şekilde düzenli bir yapıya dönüştürüyor. "Ben bundan vazgeçtim, çok yoruluyorum," deme şansınız dahi yok. Bu biraz teninizin, gözünüzün rengi gibi.
Ama iş yaşamınızda çok işinize yarıyordur.
Hiç kaçınılmaz. Çünkü yaptığınız işlerde unutma, atlama, takipsizlik affedilmez.
İnanılmaz sayıda ayrıntıyla çalışıyoruz ve bu ayrıntılardan herhangi birinin atlanması durumunda geniş kitlelerle muhatabız.
Sinematek'in kapısında karşılaştığınız Onat Kutlar'ın "Bizimle çalışır mısın?" teklifiyle bu işin içine girdiniz. Aradan çok uzun yıllar geçti. Bulunduğunuz noktadan memnun musunuz?
Geçen sene İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) bana 20 yılın hizmeti karşılığında bir şükran plaketi verdiği zaman, çok kısa bir konuşma yapmıştım. Bunu yaşamın bana verdiği en büyük şans ve hediye olarak nitelendirmiştim. Bir insan çok sevdiği bir işle bir ömür geçirebilme şansına sahip oluyor. Üstelik bundan da yaşamını kazanıyor. Daha büyük bir sevinç olamaz.
Genç yönetmenlere ilgi
Bir röportajınızda İstanbul Film Festivali'nin Cannes, Berlin ya da Venedik Film Festivalleri gibi olamayacağını söylemiştiniz. Neden?
Festival düzenleyicileri, kategorileri kendileri belirlerler. Siz ana yarışmanızda filmlerin dünya prömiyerini yapmaya talip olursanız A kategorisi olursunuz. Ancak o durumda, çok büyük pazarlar kuran ve 50 yılın üstünde gelenekleri olan Cannes, Venedik, Berlin gibi festivallere seçilemeyen
filmler sizin programınıza kalır. Bunlar genelde az beğenilen, çok nitelikli olmayan filmlerdir. Biz yarışma teması kısıtlı olan B kategorisini seçtik. Bu bir teknik ayırımdır. Sınıf atlama, prestij meselesi değildir. Bana göre önemli olan, filmlerin yeni soluklar getirmesi, genç yönetmenleri size tanıştırması. Biz uzun yıllardır programımızın yaklaşık yüzde 30'unu eski ustalara, dünya klasiklerine ayırıyoruz. Ama üç-dört yıl önce 'Genç Bir Yönetmen Mercek Altında' bölümünü başlattık ve Tom Tykwer, Laurent Bouhnik gibi çok genç yönetmenlerin filmlerini gösterdik.
Filmleri kimler seçiyor?
Tek seçici mantığı yok ama son kararı festivalin yönetmeni veriyor. Festival danışma kurulu aralarında Atilla Dorsay, Sevin Okyay, Alin Taşçıyan gibi eleştirmenlerin bulunduğu isimlerden oluşuyor. Sinemayı temsilen Ömer Kavur, Kadri Yurdatap ve Barış Pirhasan'ın görüşlerinden yararlanıyoruz. Bu kişiler yabancı festivallere katılıyorlar. Yurtdışından uluslararası danışmanlarımız var. Ayrıca Derviş Zaim, Hüseyin Karabey gibi fahri danışmanlarımız var.
Peki kriterleriniz nedir?
Tabii ki nitelik. Ve bizim beğenimiz. Filmlerin dünya festivallerine katılmaları, ödül almaları, haklarında olumlu yazı çıkması, belirleyici kriterler arasında yer alıyor.
Diğer festivaller arasında, İstanbul Film Festivali'nin yeri neresi sizce?
Biz çok uzun yıllar önce 'Küçük Güzeldir' sloganıyla yola çıkmıştık ve bir anlamda
'butik festival' gibi görüyorduk meseleyi. Ama çok küçük kalamadık. İzleyicinin, yurtdışından gelen sinema direktörlerinin gösterdiği ilgi, ülkemizde Türk sinemasının yurtdışı dağıtımına ve tanıtımına katkıda bulunan ve çalışan bir kuruluşun olmayışı, bize tanıtım görevini de yükledi. Biraz önce teknik gerekçelerini açıkladığım gibi, hiçbir
zaman Cannes, Berlin, San Sebastian, Montreal
gibi büyük bir festival olamayız ama sıraya girdiğimiz kesin. Gerek programların niteliği, gerekse organizasyonların düzgünlüğüyle, dış basının objektif övgüleriyle karşılaştığımız yazılar okuyabildik.
Yıllar içinde festival izleyicisinde bir değişim gördünüz mü?
Gelir düzeyi yükselmeye başladı. Eskiden öğrenci sayısı daha yüksekti, şimdi öyle değil.
Türk filmleri bölümünde 11 film yarışacak...
Bir parantez açayım. Mevsim başında Alin Taşçıyan, Türk sinemasını değerlendirdiği bir yazısında, '90'lı yıllarda İstanbul Festivali ilk mezunlarını verdi,' diye bir ifade kullandı. Bu beni çok mutlu etti. Sanki çocuklarımız büyüdüler, mezun oldular ve filmlerini çıkarıyorlar. Bu sene yarışmada
filmi olan 11 yönetmen gerçekten çok genç. Bir bölümünün ilk ya da ikinci filmi ve hepsi belli bir kalitenin üzerinde.
Yarışma dışı Deli Yürek-Bumerang Cehennemi, diğer filmlerden bariz bir şekilde ayrı...
Deli Yürek'i programa aldığımız için eleştiriler geldi. Ben bu eleştirilere şöyle katılmıyorum. Unutmayalım ki, bize televizyon
dış alımcıları geliyor, yapımcılar geliyor. Biz bu filmlerin yalnız kültürel tanıtımlarını değil, dış tanıtımlarını da yapmakla görevli hissediyoruz kendimizi. Keşke yabancı televizyondan birisi gelse ve Deli Yürek'i satın alsa.
Film neden yarışma dışı?
Osman Sınav, "Ben bu filmi festivali düşünerek yapmadım, daha çok bir macera filmi," dedi. Kendisi istedi.
'Alain Delon çok para istedi'
Ekonomik krizin etkilerinden bu sene kurtulabildiniz mi?
Öncelikle krizlerin sanat etkinliklerine yansımasını kısaca anlatayım. Biliyorsunuz Türkiye çok değişik krizler yaşar: Finans krizleri, körfez krizi, deprem krizi, Apo krizi... Finans krizlerinde medya, ülkenin ne kadar büyük sıkıntılar içine düştüğünü size 24 saatte gösterir. Büyük şehirlerde yaşayan, imkânı olan kişiler de o dönemlerde sanat etkinliklerinin koruyucu kanatlarının altına koşarlar. Ülkenin geçirdiği finans krizlerinde, düzenlediğimiz festivallerin bilet satışları hep arttı. Kriz patladığı sırada biz sponsor çalışmalarımızı tamamlamıştık. Ama tahsilatlarda güçlük çektiğimizi itiraf etmeliyim. Hakiki krizi 2002 yılında yaşıyoruz çünkü şirketler 2001 yılını çok düşük kârla ya da zararla geçirdiler. Dolayısıyla sponsorluk alanında en düşük katılımlı yılı yaşıyoruz. Atlatırsak geçen seneden daha büyük bir başarı olacak.
Bilet fiyatlarının pahalılığından şikâyet edenler var.
Onlara hak vermek mümkün mü bilmiyorum. Beyoğlu diğerlerine oranla, çok ucuz bilet satan bir semt. Bildiğim kadarıyla 6-7 milyon lira arasında değişiyor. Biz ön satışımızda, tam bileti 5 milyon yapıyoruz. Buna pahalı demek çok haksızlık.
Alain Delon festivale neden gelmiyor?
Davet ettik. Marsilya'da bir televizyon dizisi çekiyormuş, bir de menajerinin talep ettiği rakam çok yüksekti. Biz küçük bütçelerle çalışan bir festivaliz. Alain Delon iki gün İstanbul'a gelsin diye o rakamı
gözden çıkaramazdık. Biz İtalya'da çok tanınan bir festivaliz. İtalyan sinemasının önde gelen yönetmenleri Scola, Francesco Rossi, Antonioni, Gillo Pontecorvo geldi
İstanbul'a. Bu yüzden Nanni Moretti'nin gelmesi için çalışıyoruz ama çok zor bir insan olduğu için kesin geleceğini söyleyemiyorum.
Ararat'ı programınıza almadığınız için eleştirildiniz.
Evet. Kimi yayın organlarında, Ermeni asıllı Kanadalı yönetmen Atom Egoyan'ın Ararat filmini programımıza almadığımız için eleştiriler okuyorum. Oysa film henüz hiçbir festivalde gösterime çıkmadı. Bildiğim kadarıyla mayısta Cannes Film Festivali'nde gösterilecek. Bütün filmlerin ana hedefi, Cannes'da dünya galalarını yapmaktır. Ararat'ı gösterip gösteremeyeceğimiz de filmin niteliğine bağlı. İyi bir film olursa göstermeyi niçin hedeflemeyelim?..
Unutamadığınız bir film var mı?
Claude Sautet'nin Ayazda Bir Yürek'i hâlâ içime dokunur. Bu sene yeniden gösteriyoruz. Ağırlıklı olarak İtalyan sinemasını sevdiğimi söyleyebilirim. Visconti ve Scola önde gelen yönetmenlerdir benim için.
Bu enerjinizi neye borçlusunuz?
Bütün gençlere söylüyorum, ne pahasına olursa olsun, sevdiğiniz işi yapın. Bu biraz anaç bir tavsiye ama çok yaşamsal. Çünkü
o sizin enerjinizi sil baştan şarj ediyor.



Hülya Uçansu'nun Önerileri
  • Amerika Mektubu
  • Geçiş İzni
  • Betty Fisher ve Diğer Öyküler
  • Ayazda Bir Yürek
  • Glenn Gould Hakkında Otuz İki Kısa Film
  • Narayama Türküsü
  • Kiralık Katil
  • Tez
  • Zor Günler
  • Pazartesi Sabahı
  • Orada Saat Kaç?
  • Sessiz Aşk
  • Satila'nın Çocukları
  • İtiraf
  • İnşallah Pazara