Dünya benim için bir keşif alanı

Dünya benim için bir keşif alanı
Dünya benim için bir keşif alanı

Fotoğraf: Muhsin Akgün

Cansu Tosun üç yıl önce ani bir kararla İstanbul'a gelmeseydi şu an onu tanımıyor olacaktık. Geçen sezon 'Kayıp Şehir'de rol alan, şimdilerde 'Bugünün Saraylısı' dizisinin Ayşen'i olarak izlediğimiz Tosun'un hikâyesi...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Almanya’da doğup büyümüşsünüz. Orada bir Alman gibi mi yaşıyordunuz yoksa Türk gettosunun bir parçası mıydınız?
Çocukluk dönemimden beri daha çok Almanlarla arkadaş olmuştum. Ama Türk arkadaşlarım da vardı. Arkadaşlıklarımda Türk ya da Alman diye bir ayrım yapmıyordum. Özellikle kendimi bir yere entegre edeyim diye çaba göstermedim. Kendiliğinden oluştu.
Uzun yıllar bale yapmışsınız, çocukken dansçı mı olmak istiyordunuz?
Baleye dört yaşımda başladım. 17 yaşımda hiphop ve modern dansa geçtim. O zamanlar dansçı olmayı hayal ediyordum. Dans benim için çok özel bir alan, son üç-dört yıldır dans etmesem de her zaman hayatımda olacak. Belki ileride oyunculuğu ve dansı bir arada yapabileceğim bir alan bulabilirim.
Oyunculuk nereden aklınıza geldi?
Ticaret lisesini bitirdiğimde kendimi başka bir alana yönlendirmek istediğimi keşfettim. Bunun mutlaka sahne ya da kamera önünde olması gerektiğini düşündüm. Bu yüzden oyunculuk eğitimi almak istedim.
Bu eğitimi neden doğup büyüdüğünüz Almanya’da değil de Türkiye ’de almaya karar verdiniz?
Aslında bir anda oldu. Üç ay içerisinde Türkiye’ye yerleşme kararı aldım. Bu geliş benim için çok büyük dönüm noktası. O zamanlar kimse verdiğim karara inanamıyordu. “Kafana bir şey mi düştü Cansu?” diye soruyorlardı. Bugün kalkıp Barcelona’ya gidip yaşayabilirim. İspanyolca da öğrenebilir kendimi entegre edebilirim. Kendimi ne Almanya’ya ne de Türkiye’ye ait hissediyorum. Burası benim için keşif alanı. 22 yaşıma kadar yaşadığım Almanya da benim için bir keşif alanıydı. Ancak annem babam burada doğup büyümüşler ve Almanya’da buranın hasretiyle yaşıyorlar. Buraya bir anda gelmemde bunun da etkisi olmuş olabilir.
Türkiye’ye gelir gelmez üç dizide oynadınız. Setler öğretici oldu mu?
Elbette çünkü oyunculuk biraz da deneyimle alakalı. Oyuncu set ortamında hamurunu yoğurabiliyor. Arka arkaya üç projede yer almam büyük şanstı. Elimden geldiğince iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Her set günü benim için yeni bir başlangıç oluyor. Üç projede de baya bir malzeme topladığımı düşünüyorum.
‘Bugünün Saraylısı’nda çok naif bir karakteri canlandırıyorsunuz…
Evet, Ayşen karakterini okuduğumda hemen empati kurdum. Okuduğum karakterle empati kurabildiğim zaman kendimi ona çok daha yakın hissediyorum. Bir de bana göre yaptığımız dizilerin bir derdi olmalı. İnsanlar kendi hayatlarından bir şeyler görebilsin isterim. Bu dizinin senaryosunu okuduğumda da bir derdinin olduğunu hissettim. Eski Türk filmlerinin tadı var. Aynı zamanda bugünün toplumsal ayrımlarını da yansıtan bir senaryosu var. Bu noktada zengin bir senaryo olduğunu söyleyebiliriz. Umarım ilerleyen bölümlerde de güzel gider. Güzel geri dönüşler aldık. Bunda kadronun büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.
“Bir anda Barcelona’ya da taşınabilirim” dediniz. Sık sık böyle radikal kararlar verir misiniz?
Hayır, aslında hiç böyle bir dönemim olmadı. 22 yıl Nürnberg’de yaşamış bir insanım. Ama burada kendimi tanımaya başladığımı düşünüyorum. Kendime dürüst olmaya başladım ve her şeyi keşfetmek istiyorum. Bir puzzle gibi kendi karakterimi oluşturmaya başladım diyebilirim.
Bu kararı verdiğinizde aileniz endişelenmedi mi?
Anne-baba her zaman endişe duyar ama insan bir şeye inanıyor ve pozitif düşünüyorsa ve istediği şeye adım adım ilerliyorsa onu kimse tutamaz. O yüzden annemler de ikna oldu. Çok inanıyordum, bu isteğim onları etkiledi.
Türkiye’de dizilerde rol almak isteyen onlarca insan varken sizin için Türkiye’de işlerin yolunda gitmesini şansla açıklayabilir miyiz?
Şans tabii ki etkili ancak bir insan bir şeyi gerçekten istiyorsa ve odaklandıysa oluyor. Şans her zaman yanımızda değilse bile bazen de bizim şansı çağırmamız lazım. Bence istemek, çaba göstermek ve çok çalışmak şansı da çağırıyor.
Geleceğe yönelik planlarınız neler?
Çok fazla planım var. Her gün yeni bir plan yapıyorum. ‘İksir’ diye bir çocuk filminde oynadım. Yarı animasyon, yarı reel bir çocuk filmi. Çok heyecanlıyım. Seneye Türkiye ve Almanya’da vizyona girecek. Bu film diğer filmlerin kapısını açar diye düşünüyorum. Sinema hayalim çok büyük. Avrupa’da filmlerde yer almak için de girişimlerim olacak. Türkiye’deki hayallerimi gerçekleştirirken paralelinde doğup büyüdüğüm Almanya’da da ilerlemek istiyorum.
Dizileri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Oynadığım dizilerin insanlara dokunan hikâyeleri olmasına dikkat ediyorum. İnsanlara sanat yoluyla bir şeyleri aktaralım istiyorum.
Almanya’dayken Türkiye’de neler olup bittiğini takip ediyor muydunuz?
Ediyordum ama burada yaşamaya başladığımdan beri daha çok takip etmeye başladım. Orada da insanlar gündemle ilgileniyor ama Türkiye’deki kadar yoğun değil. Burada yaşamaya başladığımdan beri buraya daha çok hâkimim.
Canınızı sıkan şeyler oluyor mu?
Bir kere herkesin farklı bir birey olduğunu kabul etmek önyargılı olmadan o insanın hayata bakış açısını küçümsemeden, hayatını kısıtlamadan saygı göstermek ve değer vermek gerekiyor. Türkiye’de canımı sıkan konulardan biri bunun eksikliği. Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. Bu bir ağaç olabilir, hayvan olabilir. Sen bir ağaç olsaydın sana nasıl davranılmasını isterdin? ‘Kayıp Şehir’de biraz da bunu anlatıyorduk. Üst komşun bir hayat kadını olabilir ya da kızın bir Afrikalı’ya âşık olabilir. Herkese yanlışıyla doğrusuyla yaşam tarzına saygı göstermek gerekir. Çünkü hepimizin doğrusu yanlışı farklı. Her insan yaptıklarından ve tercihlerinden kendisi sorumlu. Türkiye’de herkes bunu böyle anlarsa burası çok daha güzel bir ülke olur.