Dünya lüksü yeniden sorguluyor

Dünya lüksü yeniden sorguluyor
Dünya lüksü yeniden sorguluyor
Dünya moda endüstrisi bugünlerde lüks ve arkasındaki zanaatkarlık kavramını masaya yatırmış durumda. Araştırmalar yapılıyor, sergiler açılıyor, demeçler veriliyor. Peki bizler, yani sokaktaki insanlar lüksü gerçekten nerelerde aramalıyız?
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Moda dünyasına yön veren kurmaylar ve sosyologlar işin mutfağında, yani atölyelerde kıyafetleri kesen, diken, işleyen ve her ne koşulda olursa olsun kendini üretmeye adayan atölye çalışanlarının endüstriye kattıkları artı değeri iredeleyip duruyorlar. Sorular net aslında: “Basitçe yapılmış olan bir elbiseye kim o kadar para verir ki?” ya da “Eğer yapması kolay olsaydı kim adına lüks demeyi tercih ederdi ki?”
Global ölçekte araştırdığınızda, sektörü ayakta tutan bu temel taşlarının pek çoğunun aslında nasıl vahşice bir rekabet içinde çalıştığının ya da merdiven altındaki çalışma ortamlarında sosyal güvencesiz başlarına neler geldiğinin hikâyelerini bulabilirsiniz. Sadece benim önerim değil bu. Kurcalayacak olursanız, internet bu hikâyeler ve görsellerle dolu. Mesela 2013 yılında yaklaşık bin kadar tekstil işçisinin hayatını kaybettiği Rana Plaza’nın ardından Bangladeş’teki iyileştirme çalışmalarının nasıl sonuçlar verdiğini araştırarak başlayabilirsiniz. (Sonuçların olumlu mu olumsuz mu olduğuna kendiniz karar verin.)

İŞ KAYBETME KORKUSU ÖNEMLİ ETKEN
Zamana dayalı bu rekabet baskısının daha hızlı olmaya, daha fazla üretmeye ama daha az kazanmaya iteklediği bu çalışanlarla ilgili geçtiğimiz aylarda üç Norveçli moda blogger’ıyla yapılan bir reality show’u da anmadan geçemem. Frida, Ludwig ve Anniken’in Kamboçya’da tanık oldukları ‘acı gerçekleri’ anlatan ‘Sweatshop Deadly Fashion’ isimli bu programı mutlaka izlemenizi öneririm. Her gün vitrininde oldukları moda buzdağının görünmeyen kısmıyla yüzleşmeleri oldukça etkileyici. Yürek yakan hikâyeler ise düşündürücü.

Peki biz gerçekten söyleyebilir miyiz, kaçımız esprilere konu ettiğimiz son ütücünün ne yaptığını veya makastarın yaptığı işin bir elbiseye ne kattığını biliyoruz? Hangimiz giydiğimiz kıyafete kaç ortacının elinin değdiğini, mezuniyet elbisesindeki işlemeleri yaparken kaç parmağın çalıştığını düşünüyoruz? Podyumda gözleri kamaştıran o elbiselerin aslında bir modelist olmadan kağıt üstünde hoş desenler olarak kalacağının farkında mıyız? Elbette ki, tüm bu bilgilere hakim olmak mümkün değil. Fakat son dönemde başlayan bu tartışmalarda önemli gördüğüm nokta bu: Farkındalık yaratmak.

SERGİSİ DE BAŞLADI
Bu hafta Londra’daki Victoria&Albert Müzesi’nde başlayan ‘Lüks Nedir?’ (What is Luxury?) isimli sergi de bu işe odaklanıyor. Moda, tasarım, dekorasyon gibi farklı disiplinler üzerinden lükse bakan sergi son dönemin popüler kimliği ‘Instagram’ın zengin çocukları’na adeta bir yanıt niteliğinde. Sonuç aynı: Kişisel beğenilere, tarihsel dönemlere ve sosyal koşullara göre değişiklik gösterse de, lüks hepimiz için var olan bir kavram.
 
LÜKS BAZEN VINTAGE ETEK BAZEN ALTIN BONCUK…
Bunun en yakın örneklerinden birini geçen hafta boyunca bizzat yaşadım. Mesela bana sorsanız, İstanbul’un sunduğu en önemli nimetlerin başında ne var diye, hiç duraksamadan “Elbette ki pek çok farklı kesimden insanla bir arada yaşamanın lüksü” diyebilirim. İşte son bir hafta içinde de lüks nedir sorusuna cevap ararken, yaşadığım bu şehirde bile nasıl farklı algılandığını gözlemledim.

Şehrimizin en trend mekanı Soho House Istanbul’da otururken lüksün bir vintage Chanel etek olduğunu gördüm. Derken Hacı Hüsrev’in ara sokaklarında gittiğim bir kına gecesinde “Birleşin yeryüzünün tüm altın boncukları” anlamına gelebildiğini; akabinde Zoğrafyon Rum Lisesi’nde Elia Kazan’ın 1963 yapımı ‘Amerika Amerika’ filmini izlerken şık bir şapkanın Cesur Yeni Dünya’ya açılan anahtar olabileceğini izledim. Eyüp Sultan Camii ve çevresindeki eşsiz mezarlıkta yaptığım yürüyüşte ise bir “Dünya malı dünyada kalır” düsturu olduğunu fark ettim.

LÜKS ASLINDA İÇİMİZDE
Evet dediğim gibi, kimi için binlerce dolarlık ışıltılı elbiseler kimi için sosyal bir prestij olsa da lüks özünde herkese aynı şeyi ifade ediyor. Arkasındaki emek nispetinde ilgimizi cezbettiği aşikar. Tam bu noktada Tanem Sivar’ın CNN Türk’te Pazar günleri 13.20’de yayınlanan programı ‘İki Kahve Arası’nı çok değerli bulduğumu belirtmek istiyorum. Sessiz sedasız başarılı işlere imza atan usta isimlere, yok olmaya yüz tutmuş zanaatlara ve tezgâhlarının arkasında aşkla oturan alçakgönüllü zanaatkarlara ulaşarak yarattığı bellek hepimiz için büyük bir lüks.

Tıpkı önde gelen kozmetik CEO’larından Steven Schapera’nın da dediği gibi: “Hayatta her iş yapılabilir ve yapılır da... Ama hiçbir ustanın gönlü o işin içinde değilse, kaliteli üretimden bahsedemeyiz.”