Dünyanın en iyi orkestrası

Dünyanın en iyi orkestrası
Dünyanın en iyi orkestrası
Dünyanın en iyisi olarak kabul edilen, 124 yıllık 'Amsterdam Kraliyet Concertgebouw Orkestrası', İKSV'nin 40. yıl etkinlikleri kapsamında 10 Kasım'da İstanbul'da konser verecek.
Haber: SERHAN BALİ - serhanbali@gmail.com / Arşivi

Amsterdam Kraliyet Concertgebouw Orkestrası’nın (AKCO) varlığını besteci Johannes Brahms’a borçlu olduğunu biliyor muydunuz? Hikâye şöyle: İkinci Piyano Konçertosu’nun 1884 yılında Amsterdam’da yapılan icrasından memnun kalmayan Brahms ‘Amsterdam Orkest Vereniging’ üyelerine dönüp şu unutulmaz lafı etmiş: “İyi insanlar olabilirsiniz ama kötü müzisyenlersiniz.”
İyi insan olmakla yetinmek istemeyen Amsterdam’ın müziksever halkı Brahms’ın bu sözüne içerlemekle kalmayıp, şehirlerini ziyaret eden Meiningen Saray Orkestrası gibi Alman toplulukların profesyonelliğine imrenince çareyi, aralarında para toplayıp, (Dönemin Hollanda hükümeti “Gündemimizde sanata yer yok” deyip işi özel sermayenin üzerine yıkmıştır) önce bir konser salonu ve ardından bir senfoni orkestrası kurmakta bulur. Hollanda’nın tüm 20’inci yüzyıl boyunca üzerine titrediği, gerçek bir akustik harikası sayılan ve ‘konser salonu’ anlamına gelen Concertgebouw binası 1888 yılında işte bu gayretten doğar. Muhteşem bir salon çıkmıştır ortaya ama Amsterdamlılar Brahms’ı mahcup edecek bir senfoni orkestrasından hâlâ yoksundurlar. O yıl içinde buna da bir çare bulunur ve salonla aynı adı taşıyan ‘NV Het Concertgebouw Orkestrası’, genel müzik direktörü Willem Kes yönetimindeki 65 kişilik kadrosuyla ilk konserini 3 Kasım 1888’de verir.
1895 yılına kadar orkestranın başında kalan Kes tecrübesiz müzisyenleri eğittiği gibi, Hollanda’nın ilk konser izleyicilerine usul-erkân öğretir; salondaki yuvarlak masaları, sandalyeleri kaldırtır, orkestra sahnedeyken çay içilmesini, garsonların hizmet etmesini yasaklar!
AKCO Willem Kes’ten Mariss Jansons’a uzanan 124 yıllık tarihi boyunca hepi topu 6 genel müzik direktörüyle çalışır. Her birinin farklı yönlerden zenginleştirdiği topluluk, bugün ‘dünyanın en iyi orkestrası’ olarak anılmasını, tarihindeki en tartışmalı şefe, yani Willem Mengelberg’e borçlu. Orkestrayı 1895-1945 yılları arasında 50 yıl boyunca yöneten ‘Bonaparte’ lakaplı Mengelberg’in, despot ve ödünsüz tavrının müzisyenleri yıldırmakla birlikte AKCO’nun kişiliğini bulmasındaki rolünün büyük olduğu hep söylenir. Orkestrayla Mahler’i tanıştıran ve bestecinin müziğini henüz revaçta değilken sahiplenip müzisyenlerine defalarca çaldıran Mengelberg 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler karşısında takındığı -akıllara Furtwangler’i getiren- ikircikli tutum sebebiyle affedilmez. Yerini alan Eduard van Beinum, Mengelberg’in aksine mutedil kişiliğiyle müzisyenlerin favorisi bir şeftir. Orkestrayı Philips kayıt firmasına bağlayan da odur. 1959 yılında yönettiği bir konser sırasında podyuma yığılıp kaldığında yeri, favori genç şefi Bernard Haitink tarafından doldurulur.
1987 yılına kadar ismi bu orkestra ile anılan Haitink’in döneminde Hollanda’nın en seçkin sanat kurumuna dönüşen AKCO yine bu dönemde ilginç protestoların hedefi olur. 1969 yılında, başını Hollandalı genç bestecilerin çektiği bir grup, eserlerini icra etmemekle suçladığı AKCO’nun Haitink yönetimindeki bir konserini sabote edip ‘Fındıkkıran’ı kendi stilleriyle icra eder. Bu olaydan sonra ‘genç fındıkkıranlar’ adıyla anılan topluluk orkestradan istedikleri ödünü koparır. Bir başka olayda, AKCO’nun bütçesini 1982 yılında ciddi biçimde budamak isteyen hükümeti “Bir daha hiçbir Hollanda sahnesine adımımı atmam” diyerek tehdit eden Haitink mücadeleden galip ayrılır. Öte yandan, Haitink’in Philips için doldurduğu yüzlerce kayıt AKCO’yu yeryüzünün en çok dinlenen orkestralarından biri yapar. Arşivindeki binlerce Philips kaydı sayesindedir ki, “Eseri Bernard Haitink yönetimindeki Amsterdam Kraliyet Concertgebouw Orkestrası’ndan dinlediniz”, TRT Radyo 3’ün yıllardır en çok duyulan anonslarından biridir.
AKCO’nun ilk ‘Hollandalı olmayan müzik direktörü’ İtalyan şef Riccardo Chailly, Haitink’in ardından 1988 yılında göreve gelince topluluğun repertuvarını, çağdaş İtalyan ve Hollandalı bestecileri de kapsayacak biçimde genişletir. Mahler icraları farklı kesimlerce çok beğenilen Haitink ve Chailly, AKCO’nun ‘Mahler orkestrası’ titrini iyiden iyiye parlatırlar. Ve gün gelir, Chailly de yerini bir başka maestroya bırakır. Letonyalı Mariss Jansons 2004 yılında Chailly’den devraldığı müzik direktörlüğü görevini hâlâ sürdürüyor. Ama AKCO Jansons değil kıdemli şef Lorin Maazel yönetiminde verecek 10 Kasım’daki İstanbul konserini. AKCO, Peter van Anrooy’un ‘Piet Hein Rapsodisi’yle açacağı İstanbul konserinde Prokofyev’in ‘Romeo ve Juliet Süiti’nden bölümler ve Çaykovski’nin ‘4. Senfonisi’ni seslendirecek. Umarım müzikseverler, topluluğun bu muhteşem tınısını Haliç Kongre Merkezi’nin sağır akustiğinde bir nebze olsun duymayı başarabilirler. Ama AKCO’nun lezzetine tam manasıyla varmak istiyorsanız, onu Bernard Haitink’in deyişiyle, ‘sahip olduğu en iyi çalgı’ olan Amsterdam’daki o ünlü salonunda, tercihan geç romantik dönem yapıtlarından oluşan bir konserinde, hayatınızda bir kez olsun gidip dinleyin derim...
Amsterdam Kraliyet Concertgebouw Orkestrası Konseri 10 Kasım Haliç Kongre Merkezi’nde

Gözü kapalı tanıyabilirsiniz 
‘Gramophone’un 2008 yılındaki ‘En İyi Orkestra’ anketinde birinci seçilmişti AKCO. Bu tip anketlere şüpheyle bakılması doğaldır zira çok sayıda ‘nesnel olmayan gerekçe’ sürece dahil olur. Ama, AKCO bu sıfatı sonuna kadar hak ediyor. Gerekçeli kararda, orkestranın özgün tınısını günümüzde de muhafaza edebildiğinin altı çizilmiş. Ne kadar doğru. Bugün de gözlerinizi kapayıp dinlediğinizde tanıyabileceğiniz yegâne büyük orkestradır hâlâ AKCO. Orkestra tınılarının her alanda yaşanan anonimleşme yüzünden birbirinden ayırt edilemediği günümüz klasik müzik dünyasında ne bulunmaz bir özelliktir bu...