Dünyevi sırat köprüsü deneyimi

Dünyevi sırat köprüsü deneyimi
Dünyevi sırat köprüsü deneyimi

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Havaalanı personeli tarafından didiklenmenin ruhta yaptığı botoks etkisi anlatılmaz, yaşanır. Güvenlik prosedürleri arttıkça uzayan kuyruklar, en neşeli tatil planına bile limon sıkar halde artık. Peki o dar kapılardan fazla takılmadan geçmenin yolları neler?
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Havaalanlarının en keyifsiz ve insanı geren yerleri güvenlik noktaları. Çantanızdaki en tehlikeli şey, telefonunuzda sevgiliye gönderilmek üzere yazılmış ama bir türlü gönderilememiş ‘Bir süre ara verelim’ mesajı da olsa, hayatınızda yaptığınız en çılgınca şey tanımadığınız birinin ziline basıp kaçmak da olsa, o güvenlik noktalarından geçerken potansiyel bombacı, potansiyel terörist, potansiyel suikastçısınız işte. En masumumuz bile bir an düşünür, acaba çantamda ömrümün geri kalanını rutubetli bir hücrede geçirmeme sebep olacak bir şey var mıydı diye.
Hele şimdi güvenlik önlemleri bu kadar artmışken, ABD ve İngiltere’de çoktan iç çamaşırınızın da içini gösteren aletlerle arama yapılırken, uçuş kıyafetlerinizi metal kopçalı sutyen, demir tokalı çizme, zımbalı kemer, bağcıkları yarım saatte açılan bot gibi yasaklılardan seçmek pek akıl kârı değil.
Didiklenme hissinin yarattığı gerginliğe bir de önümüzde uzayıp giden kuyruk, şak şak açılan kemerler, ağırdan alan insanlar eklenince ‘Ah be ablacım takmayıversen o yarım kiloluk kolyeni’, ‘Çekiversen altına bir eşofman’, ‘Koymasan o parfümü çantaya da geçsek efendice’ diye söylenirken buluyor insan kendini. Ya da hiç olmayacak bir halde yakalandığında güvenliğe, ‘Ben nasıl yaptım bu hatayı!’ diye hayıflanıyor, bir dahakine daha temkinli olmaya yemin ediyor.
Oysa hakikaten biraz özenle güvenlikten daha hızlı geçmek mümkün. Geçenlerde vizyona giren Jason Reitman filmi ‘Up in the Air’de George Clooney’in canlandırdığı Ryan Bingham karakteri nasıl da sadece saniyeler içinde aşıyordu bütün o engelleri. Ama tabii yılın yarısından fazlasını uçarak geçiren bir adamdan söz ediyoruz, işin kurdu, profesyoneli olmuş. Misal, Asyalıları takip et, onlar hızlı olur’, ‘Aman çocukluların arkasına düşme, uçağı kaçırırsın’, ‘Bagajını ve el çantanı muntazam düzenle’ gibi pratik fikirler geliştirmiş. Tamam, kimse o kadar hızlı hareket edemeyebilir ama birkaç küçük değişiklikle hem kendisinin, hem diğer yolcuların hem de güvenlik çalışanlarının işini kolaylaştırabilir.
Havaalanında kurallar kadar sıkıntı da evrensel; The New York Times da geçenlerde havaalanı güvenliğinden hızlı ve sorunsuz geçmenin pratik kurallarını içeren bir liste yayımladı. İşte güvenlikten kuş gibi hafif geçmek için birkaç ipucu...

Espri yapmayın
Çok komik bir insan olabilirsiniz. Etrafınızdakileri güldürme konusunda şanınız almış yürümüş olabilir ama bu, havaalanı güvenliğine sökmez. Çantanızı kontrol etmek istediklerinde ‘Evet bakın tabii, bomba var’, ‘Tabii tabii El Kaide militanıyım zaten’ türü ‘şakalar’ yapmayın. Hem komik değil hem de gereksiz. Size bir şey sorulmadıkça güvenlik görevlileriyle konuşmayın. X-ray ötünce tuhaf hareketler yapmayın. İnanın bu, işin en önemli kısmı.

Çocuğu baştan hazırlayın
Eğer bebek ya da küçük çocukla seyahat ediyorsanız onların çantalarını önceden hazırlayın. Arkanızda bekleyenlerin en tahammül edemediği şeylerden biri de, çok sevdiği Winnie the Pooh çantasını güvenlik bandına koymamakta inat eden çocuğunuzdur. 

Haklarınızı öğrenin
Havaalanında uymanız gereken kuralları, haklarınızı, bu konudaki yasal düzenlemeleri öğrenin. Mesela yürüyebilen çocukların X-ray cihazından tek başına geçmesi gerekiyor. Eğer bebekse kucağınızda sizinle birlikte geçebiliyor. Hamile de olsanız cihazla temas şart. Araştırmalar ne kadar doğru bilinmez ama o kadar temas bebeğe ve anneye zarar vermiyormuş. Türkiye’de pek sorun olmuyor ama özellikle Amerika’da inançlarla ilgili düzenlemeler var. Başörtüsü mesela, büyük dert. Başörtünüzü açmanızı isterlerse bunu bir kadın görevliyle, özel bir odada yapabileceğinizi bilin. Yine içine bir şeyler, hatta bir başka insan girebilecek denli bol kıyafetler giyen Müslümanlar da en çok didiklenenler. Yine bunu da özel bir odada yaptırma hakkınız var.

Sıvılara dikkat
Kabin bagajına alacağınız sıvıların miktarına dikkat edin, en sevdiğiniz parfümden olmayın. Uçağa yanınızda sokabileceğiniz sıvı miktarı en fazla 100 ml... Parfümlerinizi ya da diğer sıvılarınızı bavulunuza yerleştirin. Ama kırılıp yolculuğunuzu berbat etmemeleri için koruyucu paketlere koyun ya da kıyafetlerinizle sarın.

Spor ayakkabı tercih edin
Yolculuk sırasında tercih edilecek ayakkabı mühim mesele. Metal kancalı botlar, çizmeler hem giyene hem de bunları asla giymediği halde giyenler yüzünden sıra bekleyene eziyet. Mümkünse bez ya da spor ayakkabı tercih edin. Üstünde metal aksesuar olmamasına da dikkat edin.

Rahat giyinin
Rahat kıyafetler giyin. Çok elzem değilse kemer takmayın. Çünkü kemer gençekten mühim mevzu ve çok zaman kaybettirebiliyor. Metal kopçalı sutyenler de X-ray’le pek anlaşamıyor. Tercihiniz metal malzeme içermeyen iç çamaşırlarından yana olsun. 

Takı takmayın
X-ray cihazlarının en büyük yaygarayı kopardığı an kolye, bileklik, yüzük gibi takılarınızla güvenlikten geçmeye çalıştığınız andır. Mecbur değilseniz (ki büyük ihtimalle değilsinizdir) takı takmayın. Ya da takılarınızı çıkarıp sepete koyun ama bunu önceden yapın. Piercing de güvenlik geçişinde sorun yaratıyor, mutlaka önceden çıkarın. Tabii ortalıkta çıkatılamayacak bir yerdeyse onun da önlemini önceden alın.

Laptop için ayrı çanta
Dizüstü bilgisayarınız varsa, mutlaka bu bilgisayarlar için özel üretilmiş çantalara koyun. Bununla birlikte fotoğraf makinesi, kamera gibi büyük elektronik aletlerin her birinin de ayrı ayrı muhafaza çantası olması gerekiyor, yanınızdaki çantaya öylece atamıyorsunuz. Ancak küçük dijital fotoğraf makineleriyle MP3 çalarların çantada serbest gezinmesine izin var.

Sık uçanlara sorduk: Güvenlikten daha rahat geçmek için neler yapıyorsunuz?
‘Hiçbir yerinde metal olmayan açık ayakkabılar giyilmeli’
DAMLA KÜRKLÜ (Andmag Yayın Yönetmeni ve Kreatif Direktör):

* Sık seyahat eden biri olarak söyleyebileceğim yegâne şey kesinlikle bot giyilmemesi ve rahat spor bir ayakkabıyla uçuşa gidilmesi. Hiçbir yerinde metal bulunmayan, mümkün olduğunca açık bir ayakkabı olsun. Çünkü bence havaalanındaki güvenlik önlemlerinin en sinir bozucu olanı ayakkabıların çıkarılması. Amerika gibi bazı mecburi kılınan ülkelerde zaten kaçış yok ama en azından kolay giyilip çıkarılabilir olmaları büyük avantaj sağlıyor. 

* Yüzük, kolye, saat gibi aksesuvarlar da güvenlik geçişlerinde hayatı zorlaştırabiliyor.

* Benim en çok dikkat ettiğim bir diğer konu da parfüm ya da sıvı makyaj malzemesi gibi kişisel bakım ve güzellik ürünlerinin mümkün olduğunca bavulda seyahat etmesi. Havaalanında çöpe giden ürünler gerçekten kalp kırıcı olabiliyor!

* Uzun uçuşlarda Samsonite boyun yastığı hayat kurtarıcı. Uyku gözlüğü de daha rahat uykular için favorim. Dergi ve kitapsız da yola çıkmam; onlar da ruhsal konforum için gerekli. 

* Günümüzde çok rötar olduğu ve connect flight’larda çok fazla bekleme yapıldığı için çok hayat kurtaran bir unsur da ‘priority pass card’...

Efsane güvenlik müdürü anlatıyor: Kuralların nedenini sorgulamak sadece zaman kaybettirir
Yusuf Acıbiber, Atatürk Havalimanı güvenliği deyince ilk akla gelen, havaalanı çalışanlarının kendisinden ‘efsane’ diye söz ettiği bir isim. Amerika Başkanı Barack Obama dahil, ünlü isimlerin İstanbul ziyaretlerinde havaalanı güvenliğini sağlamış bir güvenlik müdürü. Kısa süre önce görevi bırakan Acıbiber, meseleyi içinden bilen biri olarak anlatırken, “Asıl amaç uçuş güvenliğidir. Bizim görevimiz uçağa gidecek olan bagaj, yolcu gibi tanımları her şeyiyle kontrol etmek” diyor. İşte Acıbiber’in verdiği diğer kopyalar:

* Kurallara karşı gelmek ya da nedenlerini sorgulamak zaman kaybettirir. Kuralları biz koymuyoruz, uluslararası kriterlerle belirleniyor. Eleştirilere neden oluyor ama uygulamazsak yolcular yurtdışına gittiklerinde havalimanlarımızın bu konuda yetersiz olduğu düşünülerek daha fazla güvenlik kontrolleriyle karşı karşıya kalınır. 

* İsrail ve Amerika’da terminale girerken kontrol noktası yoktur. Çünkü terminal ve uçuş güvenliği birbirinden farklı unsurlar. Terminal girişindeki kontrol noktaları da bana mantıklı gelmiyor. Bir bagajın içinde bir baltaya rastlasanız yolcuya bu baltayı uçak altına vermesi gerektiğini söyler, o bagajı yine yolcuya teslim edersiniz. Bu pek mantıklı değil.

* Bir kişi sıvıyı cebinde taşıyorsa metal olmadığı için kapı dedektörü sinyal vermez ve o sıvı uçağa kadar gidebilir. Bunun düzenlenmesi gerekiyor.

* Bizim havalimanlarımızda terminale girerken sıra oluyor, uçağa gitmeden önce bir sıra daha, pasaport noktasında yeni bir sıra, uçağa binmek için bir kez daha sıra... Bu sıralarda küçük olaylar çıkmaması zor. 

* Sigara yasağı bizim işimizi hayli zorlaştırdı. Çünkü sigara içmek için dışarı çıkan personel içeri girmek için tekrar sıraya giriyor. Onları tanıyor olmamıza rağmen yine güvenlikten geçmek durumundalar. Çünkü kimseyi ayıramayız.

* Kadın, erkek, tesettürlü ayrımı yapmıyoruz ama Milli Sivil Havacılık Güvenlik Programı’nın 12. maddesinde çocuk, hasta ve dini kıyafetlilerin daha dikkatli aranması söylenir. Çarşaf, pardösü giyenlerin, eşarp takanların kıyafetlerinin altında bir şey olup olmadığından emin olunmalı.

‘Çantada yiyecek var mı diyene espri yapma, o uçakla dönersin!’
FEM GÜÇLÜTÜRK (İletişim ve Marka Danışmanı):

* George Clooney’in ne hikmetse Oscar’a aday ‘Up in the Air’ filmini  izleyerek bazı pratik bavul yapma ipuçları edinebilirsiniz. 

* Terlik hariç en kısa konçlu botu bile çıkarttırıyorlar artık; pazarlık etmeyin, çıkarın. 

* Güvenlik sırasındakiler arasında kuzeydoğu (Rusya ve komşusu) ülkelerden kimseler varsa, onların lisan kullanımları ve havaalanı sosyalleşmeleri alışılmışın dışında. Arkalarına düşmeyin derim. Vakit alıyor iletişim kurmak. 

* Palto veya manto altına ‘ara’ katman ceket giyerseniz, kışın özellikle elde dert olan paltoyu bagaja vererek hem uçakta, hem güvenlik geçişlerinde rahat edersiniz (Aprona yanaşmama ve otobüsle terminale gitme ihtimaline karşı da ara kalınlıktaki ceket idare eder).

* ‘O kadar dikkat çekici ki, içinde tehlikeli bir şey olamaz’ vakurluğu yurtdışında yemiyor!  Kırmızı bir ‘mini’ bavulla uçağa bindim. Yüz ve vücut dilim son derece kendine güvenli idi. Adeta şöyle diyordum bakışlarımla: ‘İçine yasak bir şey koyacak olsam bavulu kırmızı seçmezdim herhalde!’ Etrafımda en az kriminal görünen ben olmama rağmen (Düsseldorf-İstanbul!) bir tek beni yan odaya alarak kırmızı bavulu derinlemesine nüfuz ederek aradılar. 

* ‘Çantanızda yiyecek var mı?’ diyene espri yapmayın, aynı uçakla döndürülen çok tanıdığım var. Yol boyu dillerini ısırdıklarına eminim.