Düş ülkenin peşinde 10 yıl

Düş ülkenin peşinde 10 yıl
Düş ülkenin peşinde 10 yıl
Çıplak Ayaklar Kumpanyası 10 yaşında. 'Düş ülkenin' peşinde ürettikleri işler eşliğinde koşmaya devam ediyorlar. Festival öncesi ekipleyiz...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Çukurcuma’da, demirci atölyesinden dönüştürdükleri stüdyoda göze ilk çarpan, turuncu bir bez afiş: ‘Umutsuzluğa alışma!’ Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın (ÇAK) 10’uncu yılı münasebetiyle Mihran Tomasyan, Duygu Güngör ve Cem Yılmazer ile sohbet etmek üzere kapıdan girdiğimde günlerden salıydı, yıkıma karşı Gezi Parkı’nda nöbet başlamıştı. Sabah hiç umudum yoktu, söyleşinin ardından parka yönelirken de… Sonrasını biliyoruz… 10 yıl önce “Düş ülkenin peşine düştüklerini” ilan ederek yola çıkan Çıplak Ayaklar haklıymış, “umutsuzluğa alışmamak” gerekirmiş.

10 senedir, “Saz çalan olmaktansa kopan tel olmayı tercih ediyor”, eşitlikçi, özgürlükçü, anti-militarist düş ülke için üretiyorlar. ‘Why, İnçu, Çima, Neden...’, ‘Vatandaş Türkçe Konuş’, ‘Mehmet Barış’ı Seviyor’, ‘Trainspotting’, ‘Fail-i Meçhul’, ‘dzzzt dzzzt’, ‘Engin-Ar’, ‘Sen Balık Değilsin Ki’, ‘Gomidas’la Yolculuk’, ‘Ters Okyanus’ gibi kimi politik tavrı net, kimi mekânın olanaklarından doğan bir dolu ürettiler. Büyük Ev Ablukada, Gevende gibi gruplarla dirsek teması da kurdular. Salt bir ‘dans kumpanyası’ olmaktan çoktan çıktılar.

Yeni yaşlarını 4-23 Haziran arasında; eski repertuvarın video gösterilerinin yapılacağı, beş işin sahneleneceği ve konserle kapanacak bir festivalle kutluyor. Yaş günleri son ‘umudun’ yükseldiği günlerine denk geldi; “Yolculukları bitmesin” deyip detaylar için Tomasyan, Güngör ve Yılmazer’e bağlanalım…

Madem 10’uncu yıl, başa dönelim: Nasıl başladı Çıplak Ayaklar’ın öyküsü?

Mihran Tomasyan: Biz Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı Modern Dans Bölümü’ndan mezunuz. ODTÜ’de Dans Festivali düzenleniyordu biz öğrenciyken. 1998’de çağdaş gösteri sanatları dünyası hareketlenmeye başlamıştı. ODTÜ ile beraber de dansçılar buluşmaya başladı. 2001’de okulu bitirdikten sonra Fransa’ya gittim. Beraber hareket etmekten keyif aldığım insanların yan yana hareket edebilecekleri bir alan yaratmak istiyordum. 13 Haziran 2003’te birlikte bir gösteri çıkarabilir miyiz mantığıyla Boğaziçi Üniversitesi’nde bir gösteri yaptık; ‘Why, İnçu, Çima, Neden…’ diye. O kadro dokuz, on kişiydi. İstanbul ’da mezun olduktan sonra gösteri yapabileceğin ne bir topluluk vardı, ne mekân… 2005, 2006’ya kadar, sağda solda provalar, gösteri yapılıyordu, sonra herkes kendi dansçılık yolculuğuna devam ediyordu. ‘Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ adı ilk gösteride çıktı. Manifestomuzu da o ilk gösteride yazmıştık.

Manifestonuzda çoğalmaktan bahsettiğiniz bir cümle var…


Mihran Tomasyan:
2007’de bu mekânla beraber, o “Çoğalsak ne güzel olur” cümlesi gerçeğe dönüştü. Prova yapmaya ihtiyacı olanlar burada zaman geçirmeye başladı. Bu mutfaktaki muhabbet insanları kaynaştırmaya başladı. Bu sezon buraya sığamaz olduk. Çok fazla insan gösteri, prova yapıyor, hem de ev gibi burası.

Büyük Ev Ablukada, Gevende, Ayşe Tütüncü gibi müzik dünyasından isimlerle de ortak iş yapıyorsunuz…


Duygu Güngör:
Hep projelerden doğdu... 2007’de bir doğaçlama festivalinde Gevende ile tanıştık, birlikte Sulukule projesi yaptık. Ayşe Tütüncü ile tanıştık, bir proje yaptık. Büyük Ev Ablukada, stand up’çı, Deniz Alnıtemiz, jonglör sanatçısı Gökhan Nasif, sonra Krek ve Semaver Kumpanya ekipleri, kısa filmci arkadaşlar var yan yana durduğumuz. Kendimizi nitelendirirken 70 kişi falan diyoruz. O 70 kişi buraya hep gelmiyor ama burayı bir şekilde döndüren bir grup.

Çıplak Ayaklar’ı artık sadece bir dans topluluğu olarak tanımlamak pek yeterli olmayabilir yani…


Duygu Güngör:
Çıplak Ayaklar Kumpanyası ve Çıplak Ayaklar Stüdyosu diye bir ayrım oldu, mekânla birlikte.

Mihran Tomasyan:
Eskiden Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın altına dans, hareket ve tiyatro başlığı atıyordum, o başlığı kaldırdım. Tanımlamıyoruz genelde.

Duygu Güngör:
Bazen sadece oyunların ismini yazıyoruz, seyirci “Bu sefer ne yapıyorlar acaba?” diye geliyor.

Mihran Tomasyan: ‘
Sen Balık Değilsin ki’ye dans gösterisi diyemem mesela. Bunun gibi bir sürü repertuvar gelişti. O repertuvarlar yeni bir dil
geliştirmeye dair…

Cem Yılmazer: O dirsek teması çok işe yaradı, dansçılar olarak kalsaydınız böyle olmazdı..

Mihran Tomasyan: O dirsek teması dış gözleri çoğalttı. Bir sürü farklı isimden dış gözler oluştu. Bir müzisyenin eleştirisi, teknisyenin eleştirisi… Bunlar bedensel alışkanlıklarımızı kırmaya başladı. Bunların hepsi yeni bir yol. Oradan da devam eder. Dans işlerimiz de var tabii! (gülüyor)

Bu karma yapının içinde dans ayağındaki üretim nasıl belirleniyor?

Duygu Güngör: 2007’e bu mekân vardı ama sadece prova mekânıydı, oyun için mekân kiralıyorduk. Sahneler kapandı ve dedik ki “Neden burada bir iş yapmıyoruz?” Ve mekânın özellikleri girdi devreye. ‘Ararken’ öyle başladı. Sonra gene başka bir ekiple ‘Ters Okyanus’u yaptık, mekânı kullanarak.

Mihran Tomasyan: Sahnesizlik avantaj sağlamaya başladı. Kendi seyircimiz vardı, bir sahnede iki gösteri yapıp o işleri öldürmektense seyirciyi buraya taşıyıp çoğaltmak daha mantıklıydı. Bizim dışımızda da burada zaman geçirenler vardı, onların işleri de görülür olmalıydı. Danstan başka bir şeylere evrildi.

Beşinci yılınızda konuşurken “Politik bir topluluk değiliz, hayatın kendisi politik” demiştiniz. Politik işler nasıl bir sürecin sonucu peki?

Duygu Güngör:
Olayların sonuçlarında varmıyoruz, bunlar hepimizin gündelik meseleleri. “Bir hikâye oldu, aman bir iş yapalım” gibi değil. O sorun hep kafamızda giderken, o işler de zamanlama olarak birbirine denk geliyor.

‘Politik dans topluluğu’ olarak tanımlanıyorsunuz sıklıkla…


Mihran Tomasyan:
Bunu dışarıdan söylüyorlar, biz böyle şeyleri konuşmuyoruz, “Biz politik miyiz, değil miyiz” diye…
Zaten diğer türlü yaptığın şey hemen sırıtır. Bence işlerimizin en önemli tarafı şu: Canlı hücre gibiler, organikler. Bir şekilde hayatta kalıyor. Gündemle beraber o da gelişebiliyor, ölmüyor. Benim için ölmeyen bir iş çok değerli bir iş. Yirmi sene sonra da etkisi devam ediyorsa o zaman doğru bir yerde duruyor.

10 yıl önce 20’li yaşlarda kurmuşsunuz ekibi, şimdi 30’larda, daha kalabalık, daha deneyimlisiniz. Bu anlamda ‘büyümek’ ne hissettiriyor?


Mihran Tomasyan:
Yeni bir döneme başlamak gerektiğini düşünüyorum. 2007’den beri var bu mekân da. Elimizden gidene kadar da var olması gereken bir mekân. Ama şahsım adına burada sıkışmaya başladığım bir döneme girdim. Oyunlarımı da bu mekân içinden çıkartıyorum, yeni yapacağım şeyleri de hep bu mekân üstünden kuruyorum… Şahsım adına 10. yıl vesilesiyle başka bir seviyeye başlamak istiyorum. Şehir dışında üretmek gibi bir derdim var. Bir alan bulmak, orada üretebileceğimiz yerler yaratmak. İnsanların gelip o alandaki işleri izleyebilecekleri bir festival gibi…

Duygu Güngör:
“Ah ne güzel 10. yıla girdik” gibi hissetmiyorum. Dokuz olduk, 10 olduk… 20 de olsaydık yedi de, aynı şeyi hissedecekmişim gibi geliyor.
Manifestoda bir ‘düş ülke’den bahsediyorsunuz, tepemizde ‘Umutsuzluğa alışma’ yazısı var. Bu 10 yılda içinde yaşadığımız gerçek ülke ‘düş ülkenizden’ ne kadar uzaklaştı?

Mihran Tomasyan: O cümle her eylemde bayrak gibi dalgalanıyor. Bir yandan üretiyorsun ya, üretiminin içinde o duyguyu dışarıda bırakmıyorsun. Dışarıda bırakmana imkan yok ama bir yandan üretmek zorundasın. Barış İçin Sanat Grubu diye bir şey kurulmuştu, toplantılarına gidiyordum. Sonra fark ettim ki kendini o dünyanın içine bırakırsan kendine üretebileceğin bir alan bırakmıyorsun. Kendi düş ülkenin peşinden koşman gerekiyor aslında.

KAÇIRDIĞINIZ OYUNLAR FESTİVALDE!

4-5 Haziran 2013
Mehmet Barış’ı Seviyor (21.00)
7-8 Haziran 2013
Sen balık değilsin ki (21.00)
9 Haziran 2013
Eski repertuvarların
video gösterimleri (17.00)
11-12 Haziran 2013 Gomidasla Yolculuk (21.00)
14-15 Haziran 2013
Kontrol (21.00)
17 Haziran 2013
Ters Okyanus - Gevende ile (20.00)
18 Haziran 2013
Ters Okyanus - Gevende ile (21.00)
23 Haziran 2013
Kapanış Konserleri
(Büyük Ev Ablukada, Gevende,
Korhan Futacı, Yasemin
Mori –Tophane Rıhtım
Stüdyosu’nda, 16.00)
Oyunlar ÇAK’ın Çukurcuma
Caddesi, Firuzağa Hamamı’nın yanındaki mekânında.