@hakki_ozdal

Duyulmaya doyulmayan bir ses

Duyulmaya doyulmayan bir ses
Duyulmaya doyulmayan bir ses
Caz Festivali kapsamında İstanbul'a gelen Lena Chamamyan'la geçen iki günün izlenimleri... İlki, bir otel odasında kalabalık bir 'heyet'in yanında yapılmış bir söyleşiden, ikincisi Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki rüya gibi bir konser gecesinden..
Haber: HAKKI ÖZDAL / Arşivi

Lena Chamamyan ‘malum’ nedenlerle geçen yüzyılın başında Maraş’tan Suriye ’ye göçmüş bir Ermeni aileden geliyor. Şam doğumlu. Halep’te okumuş, Fransa’da yaşıyor ve cenneti müjdeleyen sesiyle dünyanın her yerinde tanınıyor! Çarşamba akşamı Talimhane’deki otelinde, etrafının çevrelendiği kalabalık bir odada, ben aklımdaki onlarca soruyu sıralamaya çalışırken, menajerinden hayal kırıklığı yaratan bir uyarı alıyorum: ‘Siyaset konuşmak istemiyoruz, politik soru sormayın lütfen’!
Bu bir soğuk duş. Anadolu kökenli bir Suriye Ermenisi sanatçıyla konuşacağım ve bu son derece belirsiz ‘ politika yok’ ambargosunun dar sınırlarında kalacağım! Biz bunu Türkçe ‘müzakere’ ederken Lena ‘sorun’u anlıyor; “Siz sorun” diyor, espriyle, “Cevap kısmına bakarız!”
Lena Chamamyan’la konuşurken müzik elbette her şeyden önemli. Ama bu benim ‘kapasitemi’ çok zorlayan bir ‘uzmanlık’ alanı. Bu konuda uzun uzadıya konuşmak, sorular sormak haddim değil. Bir süre ne soracağımı bile bilemiyorum ama sonra biraz açılıp konuşuyoruz. Elbette Anadolu Ermenileri, Suriye’de yaşananlar ve hatta ‘Gezi’ hakkında da... Kayıt cihazının gölgesinde, buruk, güdük bir konuşma. Yine de ışıldayan gözleriyle samimi mesajlar veriyor. Fakat otelden ayrılırken, sanatçılarla sohbetlerin şu ya da bu nedenden kaynaklanan endişelerin çizdiği sınırlara ötelendiği iklimin ağırlığını duyuyorum sırtımda.
Ve perşembe akşamı... Yıldız Sarayı’nın ‘Hasbahçe’si, sessizlik içinde bekleyen büyük bir çeşitlilik içindeki ‘çoğulcu’ bir kalabalıkla dolu. Sünni ve Alevi Suriyeliler, diğer Arap ülkelerinden turistler, ‘tüm yüzde 50’lerden’ oldukları izlenimi uyandıran Türkiyeliler...
Hasbahçe, az sonra genç bir Ermeni kadının güçlü sesiyle uğuldamaya başlıyor… Bundan tam 100 yıl önce, II. Abdülhamit’in endişeyle arşınladığı bahçede, yine 100 yıl önce Suriye’ye sürülmüş Maraşlı bir Ermeninin billur sesi asırlık ağaçların arasında dolanıyor. Kırmızı spotların altında, kan kırmızısı elbisesi ve kızıl saçlarıyla; çok eski ve sağaltıcı bir ayinin huzurunu saçar gibi duruyor.
Bir gün önce adeta bir ‘soğuk savaş komiseri’nin, “Politika yok” uyarıları altında yapılmış sohbetimizden farklı olarak, kalabalığın karşısında daha dinamik ve ‘politik’… Hrant için, “İstanbullu ağaçseverler” için, “Şam ve Halep’in geleceği” için hüzünlü şarkılar armağan ediyor suskun bir kalabalığa… Kalabalık suskun, çünkü doğanın en rafine seslerinden biri olan ve ‘duyulmaya doyulmayan’ bu ses insanları sakinleştiriyor, derin ve umutlu düşüncelere taşıyor. Ve “ağaçları için mücadele eden insanlara” armağan ettiği ‘Imagine’ ilk kez bir dalgalanmaya yol açıyor bu ‘trans’ havasında.
Chamamyan’ın sesi ve şarkıları, bir coğrafyanın kötü yazgısından payını almış insanları, ironik şekilde Abdülhamit’in ve onu oraya sıkıştıran İttihatçılar’ın ‘has’ bahçesinde birleştiriyor… Bozulmuş kardeşliğin bakiyesi, talihsiz şekilde o bozulmanın karargâhlarından biri yapılmış bu bahçede kendini yeniden tesis ediyor… Yurduna, yurtlarından biri olan ülkemize hoş geldin Lena. Yine bekliyoruz. Özgürce konuşmak; ağaçları, Şam’ı ve Halep’i. ve Maraş’ı da yâd etmek için, yine bekliyoruz...