Eğitimin görmediği azınlık

Eğitimin görmediği azınlık
Eğitimin görmediği azınlık
Çeşitli etnik köken ve inançtan gelen 12 kişiyle yapılan çalışma, 'Biz O Konuyu Daha Görmedik' adıyla kitaplaştırıldı. Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği'nin hazırladığı kitap, eğitimde ayrımcılığın insanların hayatına etkisini yansıtıyor.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

“Farklı din ve dile sahip insanlar eğitim sisteminde ayrımcılıkla karşılaşıyor mu?” sorusundan hareketle ortaya çıkan “Biz O Konuyu Daha Görmedik” Türkiye ’nin çeşitli bölgelerinden gelen insanların eğitimde yaşadığı sıkıntıları bir araya getirdi. Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği tarafından Eğitim Sistemi ve Temsiliyet altbaşlığıyla hazırlanan çalışma, Nora Tataryan’ın sözlü tarih çalışması kapsamında konuştuğu 12 kişinin deneyimlerinden oluşuyor. Eğitim sistemi içinde anlatılmayan, fark edilmeyen ayrımcılık örneklerini görünür hale getirmeyi hedefleyen çalışma insanların hikâyelerine odaklanıyor. 

Tek Ermeni çocuk bendim…

Bafralı bir Ermeni ailenin çocuğu Ayda Hanım, okulda yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İlkokul. Yani Ermenilik ve ilkokul... Çok korkunçtu... Müslümanlığa dönmüşü, dönmemişi hiç fark etmez... Birisi birisiyle tanıstıracak beni, ‘İshak Bey’in, İshak’ın kızı...’ Anlamıyorsa, ‘Ermeni İshak’ın kızı...’ Muhabbet bu. Ben oradayken 10 aile vardık. 50’lerden bahsediyorum. 10 sene öncesinde de 40 aileden bahsedilir. Okuduğum okulda tek Ermeni çocuk bendim. Azınlığın azınlığı.”
Daha sonra diş hekimi olduğunda da benzer bir ayrımcılıkla karşılaşacak: “Ders olarak ortodontiyi seviyordum, asistan abilerimiz var. İkisine de bahsettim ve ikisi de ‘Sen Ayda olarak nasıl düşünebiliyorsun bunu?’ dediler. Yani, ‘bir Ermeni olarak nasıl düşünebiliyorsun’ dediler. Kürsü başkanı çok hoş tipti ama bunlar asistan olarak ‘Seni burada yaşatmayız’ı net söylediler. O zaman bitti... Hiç teşebbüs bile etmeden o hikâye bitti.”
Ermeni okulunda bir Kürt öğretmen
Ermeni okulunda Türkçe öğretmenliği yapan Berfin hikâyesinin çelişkisini anlatıyor: “Burada, öğretmen arkadaşlar da, idare de ayrımcı değil. Amcam bana, ‘Hangi okuldasın?’ diye sordu, ‘Ermeni okulundayım’ dedim, sonra ‘Sen bir kitap yaz, anılarını yaz, kitabın adı da ‘Ermeni Lisesi’nde Türkçe öğreten bir Kürt’ olsun’ dedi. Zaten kendi kendine saçma sapan bir sürece. Niye Ermeni okuluna devlet öğretmen gönderiyor? Niye ben Türkçe öğretmeni olmuşum? Belki onun da bilinçaltı bir şeyi vardır.”
Şimdi İsrail’de yaşayan Lior da din derslerinden muaf geçirdiği öğrenim hayatında ayrımcılıkla çok karşılaşmadığını söyleyip ekliyor: “Ama Nişantaşı farklıydı.” Ona göre ayrımcılığın koyulaşmamasının bir diğer nedeni de kimliklerin inkârı:
“Hiçbir fark hatırlamıyorum, Türklerden fazla Türklerdi hatta bazıları... Yani davranış şekli olarak.”
“Kürtçe öksürmek bile yasaktı” diyen Karslı Esmeray okulda Kürtçe konuştuklarında yaşadığı sıkıntıları anlatıyor:
“Mesela Kürtçe yasaktı, Kürtlere ökdürmek bile yasaktı okulda. Kelimeleri çok düzelttirirdi, Azeri şivesini bile düzelttirirdi. İlkokula başladığımda Türkçe biliyordum. Çünkü köyün yarısı Azeriydi. Öyle büyüdük, Azerice biliyorduk. Hocalarımız Türkçe harici diğer dilleri yasaklıyordu, Azerice dil değil, çünkü Azerice bir Türkçe şivesi, benziyor zaten ama kelimeleri düzeltiyorlardı. Kürtçe zaten kesinlikle yasaktı. Teneffüste bile konuşamıyorduk neredeyse. Otorite evet. Ama onun dışında da, 80 ihtilali olmadan önce, ben o zaman bire mi gidiyordum, ikiye mi gidiyordum hatırlamıyorum, bayrak göndere çekilmiyordu. 80 ihtilalinden sonra, tabii onlar da oldu. Öyle öğretmenler de vardı. Ondan önceki öğretmenler hep solcuydu. Göndere çekilmiyordu. Marş okunurken kıçlarımızı çeviriyorduk. Devrim olacaktı ya, o sarhoşluk vardı. Sonra bir baktık, hoop asker geldi, ihtilal oldu. Sonra bu öğretmenlerin hepsi gitti, birden kayboldu. Sürgün oldu, tutuklandılar, allak bullak oldu birden her şey.”

‘Aleviyim demek yok’

Ailesinin “Aleviyim deme” telkinleriyle büyüyen Meral, zorunlu göçle beraber Dersim’den çıkıp Bursa’ya geldiğinde, ayrımcılıkla tanışıyor.
“Taşındığımız mahallede Kürtler ve Karadenizliler vardı. Okulda bir halka olmuşlardı bunlar, sonra ‘Sen Alevi misin?’, ‘Alevi’yim’, ‘Siz Allah’a inanmıyorsunuz!’ Biz böyle bir şey ile büyümedik, gerçekten. Köyde herkes homojendi, herkes aynı yani. Bir şey demedim ben de. Bir de bizde öyle bir bilinç var ki, her şeyi doğru söyleyeceksin, yalan söylemek yok. Böyle baktım yani. Bizde Allah inancı daha başka. Sonra bunlar beni bir halkaya alıp dövdüler. Bayağı kötü, sonra eve gittim ağlaya ağlaya, kimseye söyleyemedim tabii.”