Egoist biriyim, diktatör ruhluyum

Egoist biriyim, diktatör ruhluyum
Egoist biriyim, diktatör ruhluyum

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Kariyerine 15 albüm sığdıran Çelik, 90'lı yıllarda hit olmuş parçalarını yeniden düzenleyerek 'Milat' albümünde topladı. Sanatçı, 90'lara yetişememiş kuşağa bu şarkıları dinletmek istediğini söylüyor.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Milat sizin için yeni bir başlangıç mı yoksa eskileri temize çekmek mi? 

Ben başlangıçlara ve sonlara inanmıyorum. Bu bir yol ve biz bu yolun bir yerindeyiz. Sadece çentik atıyoruz. Benim bir idealim, hayata dair bir bakış açım var. Sazımla, sözümle, duruşumla, bilgimle, tecrübemle ve kusurumla bu noktadayım. Ve bu noktadan sonra da geçmişten dersler çıkararak daha iyi bir çalışma yapmak istiyorum. Milat’ın özeti budur.

Nasıl bir ruh haliyle geri döndünüz? Heyecanlı mısınız? 

Albüm çıkarma süreci bir kızın elini tutan 16 yaşındaki bir çocuğun heyecanı gibi bir şey aslında. Ama ben pek çok kadınla beraber oldum, öyle bir heyecan duymuyorum. Ancak iş disiplini anlamında çok ciddi bir tecrübemiz var, hâlâ bu konuda ciddi çalışmaya özen gösteriyoruz.

Uzak kaldığınız bu sürede kafa dinlediğinizi söylemiştiniz. Zamanınızı nasıl geçirdiniz? 

Okuyarak, gitar çalarak, müzik dinleyerek, düşünerek. Ama sadece kendime zaman ayırarak… Müzikte çıraklık evresini geçtiğimi düşünüyorum. Hayat devam ediyor ve ben geçmişten dersler çıkararak kendimi formatlıyorum, gündeme entegre olmaya çalışıyorum. Bilgisayarla bugün bir şeyler yapmaya çalışırsan çıkamazsın işin içinden. Sisteme uyumlu olmak gerekir. O yüzden ya yeniden yaratılmak gerekir ya da kendine format atmak. İnsan bunu kendisine yapmayı pek bilmiyor. Genel olarak herkes başkasını değiştirmek, onun ideolojisini belirlemek istiyor.

Özellikle ideoloji hususunda geçmişte sizinle ilgili çok tartışmaya denk geldik. Tabii çıkan haberlerin çoğunun da yalan olduğunu beyan etmiştiniz daha evvel…

Türkiye’deki en büyük problemlerden bir tanesi, yalan haber yapmak. Onunla ilgili tekzip kanunları işlediğinde yalan haber üretilemez. ‘Adalet mülkün temelidir’ yazınca adalet mülkün temeli olmuyor. Çalışınca oluyor. Peki, buna karşı ne yapabiliriz? Hiçbir şey. Güç ve erk karşısında hiçbir şey yapılamaz. Ama sordukça açıklayabilirsin. Bugün burada erkle ve güçle ilgili adli sorun yaşayanlar var mı? Var. Zamanında bir sanatçı popçu kimliğiyle bir şeyler söylemeye gayret ettiğinde onu tam anlamayanlar, şimdi daha iyi anlayacaklardır.

Son söylemlerinizde maneviyat vurgusunun daha sıklaştığı dikkat çekiyor. Acaba dünyaya bakış açınız mı değişti? 

Bende değişen hiçbir şey yok. Sanatçı ekstrem, marjinal uçlarda dolaşır. Bir duvara çarpar, yanlış yönde olduğunu fark edince başka bir duvara yönelir. Tenis topu gibi gider gelir. Ben doğru bildiklerimi paylaşabilmekle ilgili bir yol arıyorum ve o yolu bulabilmek için her yönü deniyorum. Bu dil ile ilgili bir şey. Ben dil dediğimde Farsça ‘gönül’ anlıyorum, bir başkası konuşulan dili, doktor ise ağzımızdaki organı anlıyor. Ama ben bir kelime söyledim, bak ne anlamlar çıktı. Sen “IMF konusunda ülke iyi bir yerde” diyorsun, “Yoksa sen Tayyip Erdoğan ’ın politikalarını onaylıyor musun kardeşim?” diyorlar. “Hayır, ama yine de bu doğru” diyorsun, “O zaman sen Atatürk ’ten vazgeçtin” diyorlar. Ya da senin baktığın gibi bir yerden bakabiliyorlar.

Peki ekonomik başarı, bir yönetimi övmek konusunda yeterli bir kriter mi? 

Yine aynı yere geleceğiz, dil sorununa. Tabii ki hükümet ekonomide yüzde yüz başarılı demedim. Ama IMF konusunda hükümetin uyguladığı Atatürk’ün istediği aslında. Ekonomide bağımsızlık önemli bir şey.

Zamanında Atatürkçülüğün altını kalın çizgilerle çiziyordunuz, o çizgiler neden inceldi şimdilerde? 

Ben bir popçu olarak “İlkeye sahip çık” demiştim. Atatürk’ün bir sözü vardır, “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir” diye. Yani ilke esastır, vücut fanidir diyor. İlke bizim töremizdir, yasadır. Ben o dönemde bunun üstüne düştüm. Bugünle ilgili söyleyeceğim şudur: Bu ülkenin bir Genelkurmayı vardır ve anladığım kadarıyla da Başbakan ile uyum içinde çalışıyorlar. Ve herhalde her şey yolundadır. Bu anlamda başka bir şey söylemeye gerek var mı? Sanırım Atatürk ilkelerini Genelkurmay bizden daha iyi biliyordur.

Son günlerde şöyle bir tartışma var: Sanatçılar siyasi görüşünü açıklamamalı. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Bazılarını tenzih ediyorum ama Türkiye’de entelektüel var, aydın yok. Entelektüel literatürü tüketir. Bilgiyi var olan iletişim ağlarından özümser ve bunu birisine önemli görünmek için ‘ben biliyorum havasında’ paylaşır. Tüm bunları çıkarı için yapar. Ama bilim adamı, insanlığa hizmet etmek için sorunlara çare arar. Aydın dediğin toplum sorunlarına çare bulmak isteyendir. Kibirle toplumu küçümseyen, “Yüzde altmışı aptaldır” diyen değildir. Bu yüzden bu konuda yapılan tartışmalar boştur. Çünkü ne halkta ne de bunu tartışanlarda bu ikisinin bir ayrımı var. Ama Türkiye’de çok değerli aydınların olduğunu biliyorum. Yaşar Nuri Öztürk, Düccane Cündioğlu mesela...

Peki geçmişe dönersek eğer, var mı pişmanlıklarınız? 

Çoook! Önceki röportajlarımda “Ben yaptıklarımdan asla pişman olmam” diye cevap vermişim. Şimdi ise pişmanlık konusunda kan gövdeyi götürüyor. Ama bu inişler ve çıkışlar bizi biz yapan şeyler. Bunlarla evrilir, bunlarla daha iyiye doğru gideriz. Ben yapı olarak egoist biriyim, diktatör ruhluyum diye düşünüyorum. Niye? Dediğimden başkası olmasın istiyorum. Ama bunda bir fayda görmedim. Yani ben kendimden memnun değilim, kimin benden memnun olmadığında değilim ki ben.

Doksanlarda bir ikondunuz. Yola şimdi başlasaydınız nasıl olurdu diye düşündünüz mü hiç? 

O günün şartlarına göre konuşmak lazım. Teknik açıdan bakarsak doksanlarda yapılan, samimi ama nasıl yapılışının formülü olmayan bir işti. O günün yapımcıları bunu metotlaştıramadılar. Tabii bunların altında çok ciddi araştırmalar da var. Modernleşmenin sonu egonun güçlenmesidir. Ego güçlendikçe samimiyet olmaz, samimiyet ortadan kalktı mı ciddi bir şey ortaya çıkmaz. Halbuki iş insanların gönül telini kıpırdatacak bir melodi yapmaktı. Ama o kadar egoizm, bencillik ve tüketim var ki... Yemeğin, kültürün fast-food anlayışta. Sekste bile fast-food seviyoruz. Çabuk ve günlük. Kendi geleneğinden uzaklaşıyorsun. Geleneği olmayan toplum çöker. Bu da değişiyor musun sorusuna cevaptır. Ben değişmiyorum, asli ilkeleri anlatmaya başlıyorum.