Eksantrik gezgin

'Yüzüklerin Efendisi'nin en etkileyici karakterlerinden biri Aragorn, nam-ı diğer Yolgezer kuşkusuz.

'Yüzüklerin Efendisi'nin en etkileyici karakterlerinden biri Aragorn, nam-ı diğer Yolgezer kuşkusuz. Zaafların efendisi insan ırkına mensup olmasına rağmen bilgeliğe epey yakın. Ayrıca çok iyi bir savaşçı; başka bir deyişle 'full karizma'. Aragorn rolünde Viggo Mortensen'ın olması,
'tam isabet' dedirten bir seçim. Mortensen bu karakterle, 'ete kemiğe büründürmek' lafının en kapsamlı anlamıyla hakkını veriyor ve kitaptaki Aragorn'dan biraz ganç olsa da, onun cazibesine yaklaşıyor.
Aslında yönetmen Peter Jackson'ın Aragorn için aklına gelen ilk isim Mortensen değildi. Yapım hazırlıkları çoktan sona ermiş, hatta çekimler de iki haftasını doldurmuştu ki, Aragorn'u canlandıran Stuart Townsend'le Jackson arasındaki 'yaratıcı farklılıklar' dolayısıyla Aragorn rolü oyuncusuz kaldı. Townsend'e kapıyı gösterdiklerine göre yeni bir oyuncu bulmaları gerekiyordu ve o sırada Mortensen'a
tez elden bir teklif ulaştı. O güne dek bırakın senaryoyu, Tolkien'in kitabını bile okumamış olan Mortensen'in şu soruya cevap vermesi gerekiyordu: "Yarın Yeni Zelanda'ya gitmek üzere yola çıkar mısın?". Mortensen, "Hazırlanmak üzere yeterince zamanım yoktu ve açıkçası gitmemek için binlerce sebebim vardı" diyor. Rolü kabul etme fikrini aklına sokan, oğlu Henry olmuş. Kitaba ve Yolgezer'e aşina olan Henry'nin,
"Bu bayağı cool bir şey; mutlaka yapmalısın" diyerek verdiği gaz sonucu, Mortensen bugün yıldız oyunculuğun eşiğinde. Bu eşiği hayırlı
biçimde atlamasını ummamak elde değil. Zira seyircinin içine böylesine işleyen performanslara çok sık rastlanmıyor.
Resim, caz, fotoğraf...
Mortensen'ın kariyeri, savaşçı Aragorn'dan ibaret değil elbette. Bazıları onu uzunca bir süredir tanıyordu; kimi de yüzünü hayal meyal tanısa da isminden bihaberdi. 44 yaşındaki oyuncunun onlarca filmi var. Bunlardan ilki, Peter Weir imzalı
'Witness/Tanık'. Mortensen için bir hafıza taraması yaparsak, en hızlı biçimde akla gelecek filmleri 'Carlito's Way/Carlito'nun Yolu', 'The Prophecy', 'The Portrait of a Lady/Bir Kadının Portresi', 'G.I Jane/Jane'in
Zaferi', 'A Perfect Murder/Kusursuz Cinayet', 'Psycho/Sapık' (ayıptır söylemesi, bu filmle poposu epey konuşulmuştu) ve nadir romantik rollerinden birine çıktığı '28 Days/28 Gün'. Mortensen'ı daha ziyade canlandırdığı kötücül tiplerle hatırlıyoruz.
'The Prophecy'nin iblisi, bilhassa 'Jane'in Zaferi'ndeki gaddar donanma eğitimcisi olarak sinirleri fazlasıyla bozmuştu.
Şayet 'Kusursuz Cinayet'i izlediyseniz, Mortensen'ın oyunculuktan başka bir yönüne daha tanık oldunuz. Gwyneth Paltrow'un güven telkin etmeyen sevgilisini oynadığı filmde, Mortensen'ın resim çalışmaları kullanılmıştı. Sinema ve resmin yanına şiir, caz müzik ve fotoğrafı da ekleyin; çünkü bu dallar da ciddi uğraşları arasında. Çocukluk dönemini, Amerikalı annesi ve Danimarkalı babasıyla birlikte Güney Amerika'yı gezerek geçiren 'Yolgezer', sadece yüzüne bakınca bile son derece eksantrik biri gibi gözüküyor. 'Yüzüklerin Efendisi'nin setine dair ilginç anıların birçoğunda baş aktör olması da bunun doğru intiba olduğunu gösteriyor. Çekimler dışında da defalarca Aragorn'un giysileri içinde, sırtında taş gibi ağır kılıcıyla görülmüş olması, yer aldığı ilk savaş sahnesinde dişi kırıldığı halde "yapıştırıcı getirmeniz yeterli" edasıyla sergilediği umursamazlık ve daha nice anekdot, set arkadaşları arasında neden 'bir tuhaf adam' muamelesi gördüğünü açıklıyor. Oyuncu kadrosundaki herkes gibi, Mortensen da Yeni Zelanda'da geçirdiği dönemi, aylar içinde gelişen 'yüzük kardeşliği'ni unutamıyor. Özellikle Boromir rolündeki Sean Bean'le çok sıkı dost olmuşlar.
İyi ki, çok kısa bir sürede
Tolkien'in kitabını ve üç senaryoyu okuma, çoktan oluşmuş bir ekibe katılma, bin türlü savaş tekniğini öğrenme zahmetine girmiş. Y.T.