El örgüsü süveter giyen vampir: Savanoviç

El örgüsü süveter giyen vampir: Savanoviç
El örgüsü süveter giyen vampir: Savanoviç
Zarozjeli vampir Savanoviç, 29 Kasım'da 300 küsur yıllık uykusundan uyanıp aç susuz köyüne geri döndüğünde ben de oralardaydım...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Eğer soğuk bir yere gidiyorsanız bavulunuza kalın kazak ve pamuklu don koyar, doğal afet tehlikesi olan bir yere gidiyorsanız uçaktan inince annenize “Seni seviyorum” diye mesaj atarsınız. Ben, vampirleriyle meşhur bir yere gidiyordum.
Belgrad’da kaldığım otelin tatlı garsonu Miloş, elinde bir fincan kahveyle masama doğru gelirken farları köpek dişlerine dikmiş olmalıyım ki önce elimdeki gazeteye sonra yüzüme bakıp gülümsedi ve “Merak etmeyin, buraya kadar gelemez” dedi.
“Gelemez” dediği, Sırbistan’ın en ünlü vampiri Sava Savanoviç. “Buraya kadar” dediği, bir saatlik yol. İkna olmadığımı anlamış olmalı ki gülümseyerek ekledi: Adam 300 yaşında. Muhtemelen çok yavaş yürüyordur. Afiyet olsun. 

“Öyle birşey yok” değil, “Buraya kadar gelemez.” 

Uçakların havada çarpışmadığı, su faturasının evden ödenebildiği ve Felix Baumgartner’ın ta nerelerden üstüne atlamayı başardığı bir dünyada, tatlı Miloş ve ben vampirlere inanıyoruz. Yalnız da değiliz üstelik. Bütün Zarozje halkı, Zarozje Belediye Başkanı Miodrag Vujetic de dahil, yanımızda. O gün akşama kadar açıklamalar yapıyor, halkı sağduyu ve soğukkanlılığa davet edip, “Yanınıza muhakkak sarmısak alın. Yola yalnız çıkmayın. Gece dışarda oyalanmayın” diyor. “Sadece tedbir amaçlı…” Pencerelere daraba çakanlar, kilere makarna stoklayanlar...
İnanışa göre, ülkenin en ünlü vampiri Sava Savanoviç bir süredir Zarozje civarında geziyor, yıkılan evinin yerine yeni bir yer arıyormuş. Daha önce yaşadığı iddia edilen ev, bir açıkgöz tarafından satın alınıp turist ziyaretine açılmış ancak açıkgöz bir süre sonra korkup kaçınca bakımsızlıktan evin çatısı çökmüş. Şimdi bu etrafta dolanmalar hep başını sokacak bir yer arayışındanmış… 

Binlerce vampir var’ 
Gazetedeki fotoğrafına bakarsak sevimli bir ihtiyar. Gıcır siyah bir pelerin değil, el örgüsü yeşil bir süveter giymiş. Belinde çamaşır ipi gibi naylon bir kuşak, kafasında siyah kalpak. Beyaz gömleğin yakasını sonuna kadar iliklemiş. Kimden neyi koruyorsa…
Ben Belgrad’ın biraz dışındayım. Ancak o gün yola çıkmam ve sırasıyla Karlofça, Voyvodina ve Novi Sad’a uğradıktan sonra Tuna kıyısına varmam gerekiyor. Yani kuzeye gidiyorum. Savanoviç’in köyü ise güneyde. Belgradlı arkadaşım Luka’ya güzergâhı anlattırıp, Savanoviç’le karşılaşma ihtimalimi hesaplattırırken Luka yüzüme bakıp sakince “Yalnız Sırbistan’da 500’den fazla vampir efsanesi var” diyor.
Biri Arnod Paole’ymiş mesela. Meduegna Köyü’nde. 18’inci yüzyılın en ünlü vampiri. 1726’da ölmüş. Ölümünden birkaç gün sonra gelip köyü birbirine katmış. İnanışa göre Paole, savaşta bir vampir tarafından ısırılmış. Isırılmadan önce ağzı var dili yok bir çiftçiymiş. Bu vakadan sonra köydeki gençler askerlikten soğumuş. Her şerde vardır bir hayır.
Paole’nin hikâyesinden esinlenen ‘Arnold Paul’un Hikâyesi’ adlı kitap , 1725 Leipzig Kitap Fuarı’nda izdihama neden olmuş. Philip Rohr’un 1679’da kaleme aldığı kült eser ‘De Masticatione Mortuorum’dan sonra türün en ilgi gören kitabı.
Bir diğeri Peter Plogojowiç. Kisilova Köyü’nden. 1925’te ölen Plogojowiç, ölümünden sonra geri dönüp köydeki dokuz kişiyi halletmiş. Alameti farikası kurbanlarını öldürmeden önce sabaha kadar yanlarında yatması.
Bunların dışında ayakkabısız dolaşmayan, arada bir ortaya çıkıp bir tas çorba isteyen, ağaçlarda yaşayan, kar yağınca çıkan, baharda gelen türlü çeşit huylu vampir var Sırbistan’da. “Turistleri bölgeye çekmek için” diyorlar ya, değilmiş. Turistler esas bu hikâyelerden dolayı gitmiyormuş oralara. Luka, “Kışın karla kaplanan köylerde, günlerce evden çıkamayan insanların hikâyelere ihtiyacı var” diyor.
Bulunduğumuz kasabadan ayrılırken görüyoruz: Yaşlı bir kadın bastonunun ucuna bir baş sarmısak takmış yürüyor, ceplerini sarmısaklarla dolduran çocuk ninesi tarafından muhtemelen şöyle azarlanıyor: “Yalnız sol cebe oğlum. Oyun mu oynuyorsun?”
Bu hikâye, sırf babaanneyle torun arasında böyle bir bağ kurabildiği için bile kıymetli. Doğu Avrupa ’nın el örgüsü yelek giyen yerel vampirleri, edebiyat ve sinemanın yakışıklı ve ‘cool’ vampirlerine hiç benzemediği için değerli. Şu dünyada, kapıya sarmısak asmak için yerinden doğrulan bir insan olması, hâlâ, çok tatlı. Vampirlere inanmak çünkü, borsaya inanmamaktır. Gecenin bir yarısı kalkıp aynada köpekdişlerini kontrol etmek, bildiğimiz dünyaya şamar atmaktır.


    ETİKETLER:

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Belediye

    ,

    Oyun

    ,

    Edebiyat

    ,

    Çocuk

    ,

    Kadın

    ,

    Avrupa

    ,

    Ünlü

    ,

    Gece

    ,

    İddia

    ,

    afet

    ,

    kar

    ,

    turist