Elektronikle temastayız

Elektronikle temastayız
Elektronikle temastayız

Replikas üyeleri Orçun Baştürk, Burak Tamer, Gökçe Akçelik, Barkın Engin, Selçuk Artut.

Replikas, bir sene aradan sonra enstrümantal şarkıların yer aldığı 'EP No: 1'le karşımızda. Bu sefer rüzgâr elektronikten yana esiyor.
Haber: BERK SAYAN / Arşivi

Geçen yıl, Anadolu -Pop ustalarına saygı duruşunda bulundukları albümleri ‘Biz Burada Yok İken’i yayımlayan Replikas, ara gazını 6 şarkıdan oluşan bir EP ile verdi. ‘Köledoyuran’ ve ‘Dadaruhi’nin re-mastered versiyonları ile bir box-set’e sığışan ‘EP No:1’, enstrümantal şarkılardan oluşuyor ve Replikas’ın bundan sonra nasıl bir müzikal duruş sergileyeceğine dair ipuçları taşıyor. Şarkılar, Metin Bozkurt gözetiminde kaydedilmiş. Grubun birkaç aydır sürdürdüğü ‘arşiv kayıtlarını tarama’ çalışmaları da albümde etkisini hissettiriyor. Hazır Replikas böylesi çekici bir EP kaydetmişken ve “Biz Burada Yok İken” Amerikalı Dionysus Records tarafından plak olarak basılacakken biz de boş durmadık ve grubun gitaristi Barkın Engin’i karşımızda aldık.
Bu EP’yi neden ilk iki albümle bir box-set’e soktunuz?
Aslında bu EP, kısa metrajlı olduğu için sadece dijital olarak yayımlamayı düşünüyorduk. Öyle girmiştik stüdyoya, kendimiz yayımlarız diye düşünüyorduk. Sonra ADA Müzik dahil oldu ve ilk iki albümle birlikte box set olarak paketleme fikriyle geldiler, bizim de hoşumuza gitti.
‘Köledoyuran’ın 10. yıl baskısı bulunamıyormuş piyasada, çok yakınan vardı, o açıdan da iyi olmuş bu box-set...
Evet doğru, bulunamıyordu. O problem de çözülmüş oldu hem de EP’ye fiziki olarak ulaşmak isteyenler için de bir materyal sunmuş olduk.
Bu EP Replikas’ın bundan sonrasını tahmin etmek açısından yol gösterici olabilir mi?
Evet, bir öngörü sunuyor. Ancak bu EP’de hiç söz yok, bundan sonra enstrümantal müzik yapacaklar diye anlaşılmasın. Sese yaklaşım, farklı sesleri biraz daha dahil edebilme, biraz daha elektronikleşme süreci olarak görülebilir.
Amerika ’da Dionysus isimli plak şirketi ‘Biz Burada Yok İken’i plak formatında basıyor. Hani Türkiye ’de de yayımlanacaktı?
Yurtdışı baskısı hazirana sarktı. Buraya oradan gelecekti, dolayısıyla oradaki sarkma buradaki çıkışı da erteledi.
Türkiye’de sadece ‘Biz Burada Yok İken’ mi plak olarak basılacak? Yoksa diğer albümler için de benzer bir plan var mı?
Şu an öyle bir hareket yok ortada. Zaten diğer albümler süresi itibariyle tek plağa basılamıyor. O sebeple de fazlasıyla maliyetli. Biz isteriz tabii hepsi basılsın ama bunlar bizim de dışımızda mevzular aslında.
Peki Amerika’da plaklarınızı basacak olan Dionysus ile nasıl iletişime geçildi?
Jay Dobis vasıtasıyla oldu. Jay 90’ların ikinci yarısından beri buralarda olan, bizimki gibi işleri takip eden, destekleyen müzik âşığı bir dostumuz. Onun vesilesiyle tanışıklık oldu, ilgilendiler albümle. Kataloglarına da uygun bir albüm zaten.
Siz seviyorsunuz kayıt numarası yapmayı. Bu albümde var mı numara?
Değişik bir kayıt numarası yok. Bizim için şöyle bir değişiklik var; bu EP’nin hemen hemen yüzde 80’ini canlı olarak kaydettik. Beş kişi aynı anda girdik stüdyoya. Hatta bir şarkıda Erden Özer Yalçınkaya da dahil oldu, 6 kişi olduk. Önceki albümlerde de hep beraber çalıyorduk ama çok fazla ek oluyordu. Bu kez ana yapıyı daha canlı tuttuk. Aslında daha az kayıt teknolojisi kullandık diyebiliriz. Ham gözükmeden olabildiğince iyi bir kayıt almaya gayret ettik. Kotardık kanaatindeyim.
Şarkılar nasıl şekillendi?
Bu albüm bir nevi stüdyo içi kayıtlarla oluştu diyebiliriz. Elimizde çok az materyalle girdik, basit loop’lar, kısa riff’ler var. Daha çok stüdyoda şarkı üretmeye gayret ettik. Buralarda çok şansınız olmuyor böyle çalışmak için, Radiohead gibi 6 ay-1 yıl stüdyoya kapanıp oradan çıkanı albüm yapamıyorsunuz. Ancak benzer disiplinle onun minyatürünü yarattık diyebiliriz. Çala çala, kaydede kaydede kompakt bir şey çıkardık ortaya.
Şarkı isimlerine dikkat ettiğimizde çok fazla şehir ismi var, hikâyeleri neler?
Hikayeler karışık. Tahmin ettiğine benzer hikâyeler aslında. İlk şarkı ‘Bonn’, Bonn Bienali için hazırladığımız bir malzemeden üretildi. ‘Ljubuljana’ riff’i gerçekten Ljubljana’da yazıldı. ‘Eskişehir’e neden olan şeyler, çok yakın zamanda Eskişehir konserinde meydana geldi. Diğer şarkılarda, bundan farklı olarak ilham aldığımız şeyler ya da şarkının fiziksel olarak başladığı yere atıflar var. ‘Altın Çöl’, Orta Asya etkileri taşıdığı için o ismi aldı. ‘Berlin’ tamamen burada üretildi ama bize hep Berlin’in havasını hatırlattığı için o şekilde isimlendi. Tek başına bir konsept değil ama yollarda geçen şeylere göndermeler var.
Hep merak ederim, dış kayıtların nerede alındığını... ‘Ljubuljana’da en sonda konuşan kim mesela?
O ses Rotterdam’da tren istasyonunda birimizin gizlice gerçekleştirdiği bir kayıt. En sonda konuşan da menajerimiz Ulaş Şalgam.
Önceki albümlerde sizin buralı olduğunuz net bir şekilde hissediliyordu. Benim fikrim, bu albümde o durumun baskın olmadığı yönünde.
Biz o gözle bakamıyoruz tabii... Folkla ilişkimiz sürüyor ancak son yıllarda dinlediğimiz şeylerin de etkisiyle müziğimiz başka şekilde yön almış olabilir. Elektronik müzikle ilişkimiz çok arttı ama folkla olan dirsek temasımız da sürüyor. Orta Asya etkileri var mesela ‘Altın Çöl’de. Bunlar zaten planlanarak yapılan şeyler değil. Ne çıkacağı gerçekten çok farklılaşabiliyor.
Elektronik etkinin artmasıyla müziğinizde inceden bir math-rock duygusu da hissediliyor bu EP’de...
Olabilir tabii, severiz de math-rock yapan grupları. Battles mesela... Bize çok uzak bir estetik de değil; loop’a bağlı kalma, o müzikal anlayış.
Arşiv kayıtlarınızı dijital mecralar üzerinden paylaştınız, nereden esti?
Bu yine EP sürecinde oldu. Eski arşivleri tekrar keşfedelim dedik. ‘Kyzyl’ mesela o keşif sürecinden çıktı. Geriye baktığınız zaman düşündük ki grubun kimliğini oluşturan şeyler, sadece yayımlanmış kayıtlar değil. O sebeple de günyüzüne çıkmalarını istedik. Bi’ nevi kendi kendimize yayımladığımız rarities’imiz gibi oldu. Kalıcı olmalarını istedik.
Albüm sürecinde neler dinlediniz?
Herkesin kişisel tercihleri farklıdır ama benim dinlediklerim arasında doktoramın da etkisiyle elektro-akustik işler var. Grup olarak bu aralar favorimiz Micachu & the Shapes. Orkun daha folk kaynaklı şeyleri dinliyor, radyo programı da yapıyor bu ara. Gökçe’nin benim gibi elektronik müzikle daha içli dışlı olduğunu biliyorum. Kendi adıma şunu diyebilirim, son bir-iki senede yerele ait çok fazla müzik dinlemedim.
soundcloud.com/replikasband adresinden grubun arşiv kayıtlarına ulaşmak mümkün.