Eleştiri peçeyle sınırlanmasın

İslam âlimleri el Ezher'in peçe yorumunu tartışırken insan düşünmeden edemiyor: Niçin despotizme karşı bir fetva yayımlanmıyor?


HÜSEYİN EL REVAŞADA


İslam hukukçuları şu günlerde kadının peçe takmasının caiz mi, sünnet mi yoksa bidat mı olduğu meselesi dışında bir konuyla ilgilenmiyorlar. El Ezher Üniversitesi’nin dekanı Şeyh Muhammed Tantavi kız öğrencilerin fakültelerde peçe takmasını yasaklıyor ve Mısır eğitim bakanı fetvaya derhal icabet ediyor. Suudi âlimler kararı eleştiriyor ve büyük bir felaket yaşamaması için ‘büyük imam Tantavi’yi geri adım atmaya çağırıyorlar. İşte görüldüğü üzere İslam ülkeleri sadece bu ‘hayati’ sorunla ilgileniyor. Ülkelerimizle ilgili haberleri takip edenler bizlerin bütün siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarımızı çözdüğümüzü, akıllarımızı geri kalmışlıktan, özgürlüklerimizi despotluktan, ülkelerimizi yolsuzluktan kurtardığımızı ve geriye sadece kadınlarımızın yüzünü peçeden kurtarmanın kaldığını düşünür.

Yolsuzluğu kınamaları gerekiyor
Peki dini söylemimiz bu derece umutsuz halde mi? Maalesef evet. Bu sonucu anlamak için âlimlerimizin yayımlamak için adeta yarıştığı yüzlerce fetva ve açıklama arasında ciddi sorunlara işaret eden bir tane fetva aramamız yeterli. Arap kurumlarının ve İslami kurumların başındakileri eleştiren ve peçeden daha tehlikeli olan yolsuzluklara karşı çıkan bir fetva çıktığını duyan oldu mu? Birçoklarının siyasi katılım ve demokrasi çağrısıyla savaşmak için taktığı kalın bir maskeye dönüşmüş despotizmi engelleyecek bir fetva yayımlandığını gören var mı? Kendi kendimize “Âlimlerimiz siyasetle içiçe olmak istemiyor” diyecek olsak bile, o zaman akıllarımızı cehaletten, saygınlığımızın yerlerde sürünmekten, vicdanlarımızı hatalara sessiz kalmaktan, eğitim sistemimizi eğitim hakkını bitiren sermayeden ve toplumlarımızı zulüm, şiddet ve intikamdan kurtarmakla ilgili fetvalar nerede?

El Ezher’i destekliyoruz
Kadınlarımızın yüzünün peçeden kurtulmasını isteyenleri destekliyor ve peçeyi savunan Suudi âlim Muhammed el Nuceymi’ye peçenin bir gelenek olduğunu ve kadının yüzünün mahrem olmadığını ifade ediyoruz. Fakat dini söylemimizin dinimiz, vatanımız ve insanımız için daha tehlikeli başka bölgelere, yani geri kalmışlığın kol gezdiği, aşırılıkçılığın yayıldığı, zulüm ve yolsuzluk ateşinin tutuştuğu bölgelere yöneleceğine dair kim bize söz verebilir? Peçeden kurtulmamızın korkudan, çöküşten ve sıkıntıdan sıyrılmamızın, işgal altındaki vatanlarımızı işgalcilerden, kadınlarımızı zulüm ve işkenceden kurtarmamızın öncüsü olacağını kim bize vaat edebilir?
Siyasi söylemimizin çöküşünden şikâyet ediyorduk ve sonuncusu Gazze’deki İsrail suçlarıyla ilgili Goldstone raporu konusunda olmak üzere siyasi skandallarımızla ilgili uyarıda bulunuyorduk. Ancak görünen o ki, en büyük çöküş dini söylemimizde. Şu günlerde âlimlerimiz çok az rastlayacağımız konularla iştigal ediyor. Cinlerle evlilik ve gazetecilerin kırbaçlanmasıyla ilgili fetvaları hatırlıyor musunuz? Arap ve İslam ülkelerindeki geri kalmışlık, şartlarımızdaki kötüleşme ve çöküş, ümmetimizin yaşadığı felaketler sebebiyle acı ve üzüntü duyuyoruz. (Ürdün gazetesi Düstur, 8 Ekim 2009)