Emek Sineması için direniş vakti

Emek Sineması için direniş vakti
Emek Sineması için direniş vakti

Sekiz aydır kapalı olan Emek Sineması çalışanları, 2002 tarihli bu fotoğrafta bir arada: Soldan sağa; İlhan İraz, Aykut Karaağaç, İskender Sarıtaş, (müdür) Hikmet Dikmen, Selma Uçar, Şükran Öztek, Naciye Dikmen. Arkadakiler; Ahmet Yumurtacı, Hayrettin Akkoç, Murat Aldemir. Emekliler dinlenmeye çekilmiş, gençlerse işsiz...

Sizin için ne ifade ediyor; kirli koltuklar mı, büyük ustayla ilk randevu mu? Birilerine sadece gıcır bir AVM olarak görünen Emek yıkılacak mı? Yarın 17.00'de Taksim'den sinemalarına yürüyecekler, kaç yıllık 'Emek'lerini anlattı
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Sinemaya gitmek deyince aklınıza gelen bir alışveriş merkezinin X-Ray’li kapısından geçerek yürüyen merdivenlerle üst kata tırmandıktan sonra mikrofondaki sesten biletinizi almaksa bu yazının devamı pek manalı gelmeyecektir... Emek Sineması’nın sekiz aydır kapalı olduğundan bihaberseniz son iki cumartesi akşamı, ‘Emek Bizim’ pankartı açtıkları sinemanın sokağında film gösteren ‘İstanbul Kültür Sanat Varyetesi’ne de mana verememişsinizdir.
İşin özü şu: Yıllarca yıkıldı, yıkılacak denilen Emek Sineması (Aslında 1924’ten beri Melek, 1958’den itibaren Emek adıyla yaşayan sinemanın da içinde bulunduğu Cercle d’Orient binası) bizzat Kültür Bakanlığı’nın onayıyla ‘dönüşüyor’. Burada bir alışveriş merkezi yükselecek. Kısa süre önce Alkazar Sineması’nı kaybeden Beyoğlu’nun, milyonlarca insanın ‘ilk’lerini yaşadığı bir salonu daha, SİT alanı olduğu halde, tarih olacak.
Beyoğlu, alışveriş poşetleriyle İstiklal Caddesi’ni kat eden insanlar diyarına dönüşürken, Emek de ‘Var olanı yok et, yerine yenisini dikersin’ zihniyetinin son ürünlerinden biri olarak yerini ‘yeni salonunda’ alacak. Beyoğlu Belediyesi, Kültür Bakanlığı ve projeyi üstlenen şirket MİM Yapı Mimarlık’ın açıklaması, Emek’in alışveriş merkezinin üst katına ‘taşınacağı’ yönünde. Malum, memlekette bir şeyleri bir yerden bir yere taşımak sevilen bir spor (Bkz. Hasankeyf)... ‘Yıkım’ın kötü tınısından da imtina ettiklerinden olsa gerek, “Yıkmıyoruz, taşıyoruz” demekteler. 
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da tarafını, “Kirli ve yağlı koltuklarda oturmaktansa iki yıl beklerim” sözleriyle belli etmişti zaten. Dertleri yağlı koltuğun ötesinde olanlar, Cercle d’Orient’a yapılacakların, tüm ‘güzelleştirme’ hamlelerinin dev bir kültürsüzleştirme ve rant projesinin kollarından biri olduğunu (Diğer kollar için bkz. Tarlabaşı, Sulukule, Galataport...) iyi bilenler, yarın 17.00’de Taksim meydanından Emek’e yürüyecek. Kentine, sinemasına, hafızasına sahip çıkmak isteyen herkesi bekliyorlar. Bir kısmı, öncesinde kendi ‘Emek’lerini anlattı.   

‘Benim sinemalarım’
Füruzan (Yazar): Alkazar ve Emek, dünyanın en iyi sanat filmlerini izlediğim sinemalardı; benim sinemalarım olarak düşünüyorum onları... İstanbul için nirengi noktaları olan kültür sanat belleği taşıyıcısı yapıların önemi ne zaman dikkate alınacak bilmiyorum. Beyoğlu’nun, geçmiş yılları bize taşıyan güzelim sinemaları art arda kapanıyor. Önce Saray, yakınlarda Alkazar, şimdi de Emek. Aynı şekilde AKM... Emek Sineması için önceleri de sık sık imzalar toplandı, defterler yazıldı. Ne oldu peki? Cercle d’Orient yapısının kapladığı alan belli ki sermayeyi çok çekiyor. Emek tam boyutlarıyla onarılıp açılacak denmekte. İnanalım mı? Biz bu konularda söz sahibi olduk mu? Oraya da mı alışveriş merkezi yapılacak? Her mahalleye bir alışveriş merkezi, ilginç! 

‘Hayatımızın rahiyası’
Derviş Zaim (Yönetmen): Hepimizin yatıp kalkması lazım önünde. Bizden sonrakiler bizi affetmeyecek. Bırakın şahsi galaları, orada festivalde, ilk gençliğimde izlediğim filmler unutulmaz. Onlar hayatımızın rahiyası, yok olmaması için ne yapmamız lazım bilmiyorum. Derinden, güçlü bir sızı var... 

‘Andrei Rublev gibi’
Semih Kaplanoğlu (Yönetmen): 80’lerin sonunda Tarkovski’nin ‘Andrei Rublev’ini gösterdiler. 146 dakikaydı sanırım. İzledim, çıktım, tekrar girdim. Sayısız film seyrettim orada. Emek, benim için ‘Andrei Rublev’ gibi. Emek’te ilk gösterilen filmim ‘Yumurta’, ilk izlediğim ‘Bir Yerde’. Doğu Karadeniz’deki HES’ler doğayı tarumar ediyor, inanılmaz vandalca bir tavırla. Aynı rantçı kafa, Emek’i elimizden almaya kalkıyor. Acayip yanı şu; Kültür Bakanı destekte bulunmuyor, aksine Emek’i kirli buluyor. Bir Kültür Bakanı’ndan bir sinemaya böyle tanımlama gelmesi çok üzücü. Rantçıların yanında mı, sinemacıların yanında mı karar vermesi gerekiyor bakanın. Bir an önce... 

‘Filmimin galası oradaydı’
Özcan Alper (Yönetmen): ‘Sonbahar’ın galasını orada yaptım. Bir sürü filmi orada izlemiş olmamla birlikte bu açıdan da çok önemli. Filmimin galasını alışveriş merkezi sinemasında yapmak istemiyorum. 6-7 Eylül‘de insanlar kışkırtılarak yağmaladı ama burası da yağmalanıyor. Yeter artık; Karadeniz’i bitirdiler, Beyoğlu’nu yağmalıyorlar, her yer yağmalanıyor!

‘Taklidi değil kendisi lazım’
Pelin Esmer (Yönetmen): Emek’te Fellini’nin ‘8 1/2’unu izlediğim günü unutmuyorum. Unutturmak isteyenlere direneceğiz. Emek’in alışveriş merkezindeki taklidine değil, kendisine ihtiyacımız var. MİM Mimarlık ve İnşaat’ın danışmanından projeye dair yanıt alamadık; bu açık bir yanıt aslında. Bu gizli saklı durumlara tavrımızı net koyuyoruz. Emek’i yıktırmayacağız, yerinde kalması için ne gerekiyorsa yapacağız. İlk tepkimizi yarın, 17.00’de Emek’e yapacağımız yürüyüşle göstereceğiz. 

‘Tapınak havası vardır’
Murat Özer (SİYAD Başkanı, sinema yazarı): ‘Film sinemada izlenir’ düsturunu benimsemiş herkes, Emek’e girdiğinde başka hisseder. Tapınak havası vardır Emek’te, orada ‘başka bir şey’e dönüşür film seyretme süreci. Serra Yılmaz’ın simültane çevirisiyle Ettore Scola filmlerini gördüğümüz yer de orasıdır, Scorsese’nin ‘Günaha Son Çağrı’sı  gösterilirken radikal dincilerin eylem yaptığı yer de. Pasolini filmlerini hatmettiğimiz yer de Emek’tir, Tarkovski başyapıtlarıyla kendimizi kaybettiğimiz yer de. Sinemanın büyük ustalarının yol gösterdiği yer de orasıdır, yakın zamana dek festivalin açılışına ev sahipliği yapan yer de. Emek’ten geçmeyen festival ‘eksik’tir biraz. Biraz mı? Epeyce eksiktir. Beyoğlu’nun ne ifade ettiğini anlamak istemeyen ‘tüccar kafalılar’, ‘kayıp kuşaklar’ yaratmak için ellerinden geleni yapıyor. Sinema salonunda film izlemenin ‘amaç’ olmaktan çıkıp ‘araç’a dönüşmesini istiyor; alışveriş merkezlerinde tüketim çılgınlığına alet olurken ‘arada uğranacak yer’ olması için çabalıyorlar. Başarılı da oldular, ama dahasını, hepsini istiyorlar... Bizler mi? Oturduğumuz yerde ağlaşıyoruz. Harekete geçme zamanı gelmedi mi? Şairin dediği gibi, ‘Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum.’

‘Benim sinema okulum’
Nejat İşler (Oyuncu): Festival döneminde Emek benim için fakülte gibiydi. Yer göstericilere dilenip parasızken de girmeye çalışıyordum. Sinema okulum Emek. Bu duruma gelmesini, galalarını alışveriş merkezlerinde yapan yapımcılara da bağlıyorum; kırmızı halıyı Emek’e açmazsan olacağı bu... İKSV de atıl bıraktı orayı, açılışları kapanışları Lütfi Kırdar’da yaparak. 

‘Sinemanın ruhu ölüyor’
Tülin Özen (Oyuncu): Sinemanın, tüm ruhuyla izlendiği bir yer. Bazı şeylerin parayla karşılığı yoktur, ruhu vardır. Her şeyi ticarete dökünce o ruhu öldürüyoruz. Sinemayı, sinema gibi olmayan, küçük yerlere hapsettiğimizde, yaptığımız işlerin kalitesinin de televizyon dizisinden farkı olmuyor.