En 'ağır' İstanbul yazarı

En 'ağır' İstanbul yazarı
En 'ağır' İstanbul yazarı

Metin Kaçan ın aralarında Ağır Roman , Fındık Sekiz in de olduğu tüm kitapları Everest ten çıkıyor.

'Ağır Roman' ilk çıktığında şaşırıp büyülenmemiştik, kalakalmıştık! Şimdi bazıları 'Ağır Roman'ın hakkını verip yazarına 'Oh olsun' diyor. O metni yaratmış düş gücüne ve kafaya hiçbir sevgi beslemeden.
Haber: SIRMA KÖKSAL / Arşivi

12 Eylül karabasanından sonra edebiyat sığınaktı. Eldekileri okuyarak geçen günlerin ilk büyülü kırılışı Latife Tekin oldu. ‘Sevgili Arsız Ölüm’, köyden kente göç edişteki karmaşayı anlatıyordu. Daha öncesinde alışık olduğumuz Orhan Kemal’in ezik ve temiz insanları değildi ama söz konusu olan. Kendi geçiş kültürlerindeki karmaşalarıyla toplumla karşılıklı ilişki içindeydiler Tekin’in kişileri. Haldun Taner’in ‘Keşanlı Ali’sinin soyundan geldikleri için dil bambaşkaydı. Hafif aksanlı bir İstanbul Türkçesi değil, doğrudan kendi dilleriydi konuştukları. Şaşırmış, büyülenmiş, kendi Marquez’imizi bulmanın hazzıyla sarılmıştık kitaba.
Asıl bomba ise bir süre sonra patladı: ‘Ağır Roman’! Şaşırıp büyülenmedik! Kalakaldık! ‘Sevgili Arsız Ölüm’ün her anlamda sonrasıydı. Şehre uzun zaman önce yerleşmişti Kolera sakinleri. Çoktandır şehirliydiler. Bu nedenle şehir bocaladıkları bir yer değil, kurallarını koydukları, bildikleri bir yerdi. Onun için serttiler. Değişimlere ve yeni gelenlere karşı hâlâ sürdürmekte oldukları kavgada ölmek de öldürmek de yaşanmıştı ve gerektiğinde yine yaşanırdı. Hemşerilikleri büyük şehir, birliktelikleri çete ortaklığı olsa da dayanışma, kavgaları racon da olsa ölümüne ayakta kalmaktı.
Yer aramıyorlardı, yerlerini koruma kaygısındaydılar. Onun için çok serttiler. Dilleri ise beraberlerinde getirdikleri büyüsel folklorla zenginleşmemişti, geçmiş göçebeliklerinden birikmiş ağır bir Roman argosuydu. O da sertti. Bol küfürlü, bol tehditli ve alabildiğine erkek bir dildi. Erkek egemen bir toplumun büyük şehrinin lağımıydı Kolera. Kendini ezen dünyaya karşı bir direnç! Yoksuldular, eğitimsizdiler, lumpendiler ama şehirliydiler. Bu kavgadan başka gidecek yerleri yoktu. Kolera’da doğmuşlardı, Kolera’da öleceklerdi. Ta ki hayatın kalın bağırsağı onları çıkarıp atana kadar. Kolera şiddetli ishal ile öldürücü olan ama aslında tedavisi basit bir hastalıktır bu arada.
‘Ağır Roman’da şiddet vardı. Argo vardı. Yoksulluk vardı. Erkeklik her şeyden çok vardı. Ama kitabı her şeye karşın hâlâ naif kılan bir racon da vardı. Kolera’nın bir iç ahlakı vardı çünkü. Yamuk olmazdı, affedilmezdi.
Ve şimdi Metin Kaçan, sadece Sait Faik’le kıyaslanacak kadar İstanbul yazarı olan Metin Kaçan, TRT’nin tek kanal olduğu günlerden beri şehrin en büyük turistik simgesi olan Boğaz Köprüsü’nden kaldırıp attı kendini.
Çünkü artık ‘Veba’ günlerindeyiz diye düşünüyorum. Kentsel dönüşüm adı altında Kolera’nın insanları vahşi bir rant uğruna yerinden ediliyor. Tıpkı yıllar önce köşesi sağlam yazarlar tarafından Metin Kaçan’ın edebiyattan edilmeye çalışıldığı gibi. Üniversiteler, basın, kitaplar, her şey ağır bir gözaltında. Tıpkı ‘Veba’nın sardığı Oran gibi. İnsan sevgisinden yoksun ahlakçılar, bir tecavüzcünün ölümüne güzellemeler döşeniyorlar, insan haklarına kapalı toplumun nefret diline açık internetinde. Üç kuruşluk bir political correctness’ı da yedeklerine alarak tabii, ‘Ağır Roman’ın hakkını verip, yazarına oh olsun diyerek. O metni yaratmış düş gücüne ve kafaya, yazmış olan parmağa hiç bir sevgi beslemeden. Tıpkı günahlarından dolayı insanın ‘Veba’yı hak ettiğine inanan rahip Paneloux gibi.
Metin Kaçan’ın intiharı canımı acıtıyor ve tekrar eski sığınağıma dönmek istiyorum: Edebiyata. Tıpkı on yıllar öncesi gibi.

Şehrin müziğini yakaladı

Fatih Özgüven (yazar, eleştirmen): Metin Kaçan, ‘Ağır Roman’da şehre ait çok önemli bir şey yakaladı; şehrin müziği… Az bildiğimiz mahallelerin müziğiydi bu, evet. Ama içerikten çok da ritmdi. O zamana kadar duymadığımız bir müzikti bu, ‘Ağır Roman’dı ama aynı zamanda atonal ve kulak tırmalayıcıydı da, asla melodik ve gönül okşayıcı değildi. Malum, Roman müziği sonradan çok sevildi, ama Roman’da öyle bir müzik, ritm bence Metin Kaçan yoğunluğunda bir kere daha gelmedi. Gerçek bir yazardı.

 

Müge Gürsoy Sökmen (Metis Yayınları): Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı Türkçe edebiyatın en özgün işlerinden biridir; 1990’da Metis’te ilk basımını yapmadan önce gelecek tepkilerin onun edebiyat yolculuğunu olumsuz etkileyeceğinden korkmuş, o sıralar yazmakta olduğu harika bir ikinci romanı bitirmeden ‘Ağır Roman’ı basmamak için çok ısrar etmiştim. Ama o beni ikna etti. Benim korktuğum hem oldu hem olmadı. Roman, ilk olumlu yazıları yazan bazı değerli edebiyatçılarımız sayesinde (belleğim beni yanıltmıyorsa Adalet Ağaoğlu ilk yazıyı yazmıştı) saldırıya uğramadı, okurların yoğun ilgisiyle karşılaştı, kültleşti. Öte yandan basının ve bazı çevrelerin hastalıklı ilgisi, Metin’in romanını yaşadığı semtin belgeseli olarak görmek isteyenler, yazarı yazdığıyla eşitleyenler, ondan illa bir kahraman ya da anti-kahraman yaratıp bundan nemalanmaya niyetlenenler, Metin’in bence yeteneklerinin onu çıkardığı yoldan uzaklaşıp gitmesine yol açtı. Yazılan o roman yarım kaldı. Yeni bir kitap yazması yıllar aldı. Başka dünyalar devreye girdi. Çok üzücü şeyler yaşandı. Bugün ben bu kaybı, bu seçimi, insanları putlaştırmaya da linç etmeye de aynı iştahla kalkışan bir kültürün yol açtığı bir acı olarak yaşıyorum. Sevenlerine ve ailesine sabırlar diliyorum.