En 'edebi' otobüsün kaptanı konuşuyor

En 'edebi' otobüsün kaptanı konuşuyor
En 'edebi' otobüsün kaptanı konuşuyor

Köroğlu ve işaret diliyle anlaştığı yol arkadaşı Dollinger...

32 şehir gezip yazarları okurlarla buluşturan 'Avrupa Edebiyatı Türkiye'de, Türkiye Edebiyatı Avrupa'da' etkinliği haftaya Brüksel'de nihayetleniyor. Projenin sembol otobüsü 'Gezici Kütüphane'nin kaptanı Hakan Köroğlu, edebiyat eşliğindeki yolculuğu anlattı
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi



Sofya’dan Bükreş’e...


Bulgar yazar Alex Popov Kayseri’de, Alman yazar Monika Maron Gaziantep’te, Nobel ödüllü Günter Grass İstanbul’da, Aslı Erdoğan Zürih’te, Şebnem İşigüzel Viyana’da, Fethiye Çetin Venedik’te kitaplarını okudu, varolan ya da aday okurlarıyla buluştu. Goethe Enstitüsü’nün organizasyonuyla 2009 mayısında başlayan uluslararası edebiyat projesi ‘Avrupa Edebiyatı Türkiye’de, Türkiye Edebiyatı Avrupa’da’ Avrupalı yazarları ‘buraya’, Türkiyeli yazarları ‘oraya’ taşıdı, bol müzikli, söyleşili buluşmalarda okurlarla yazarları kaynaştırdı. Toplam 44 yazarın dahil olduğu proje kapsamında Türkiye’den 24, Avrupa’dan sekiz şehri gezen sadece yazarlar değildi. Diyarbakır’dan Essen’e, düşülen bütün yollarda başı çeken ‘Gezici Otobüs’ oldu. Orijinal dilde ve Türkçe olarak, projeye katılan yazarların kitapları, internet bağlantısı, projeye katılan ülkelerle ilgili bilgi broşürleri, CD ve DVD’ler taşıyan otobüs, gezici kütüphane olarak her durağında okurları ağırladı. Yol, önümüzdeki hafta Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda, projeye katılan 40 yazarın katılımıyla bitecek. Gala gecesinde sahne Elif Şafak ve Mercan Dede’ye emanet edilecek.
Gezici Kütüphane’nin direksiyonu, bir sene ve 30 bin kilometreye yaklaşan yol boyunca Hakan Köroğlu’na emanet edilmişti. Köroğlu, İngilizce bilmediği halde proje ekibinden Alman Claudia Dollinger ile bir sene boyunca el kol işaretleriyle pek de güzel anlaşarak direksiyon sallamış, hemen her durakta türlü çeşit edebiyat ve müzik etkinliğine katılmış. Gezici Kütüphane’yi ‘park etmeden’ bir hafta önce projenin yol kaptanı olarak, bir senelik macerayı paylaştı...  

Projeye başlamadan ‘Gezici Kütüphane’ kaptanı olma fikri nasıl gelmişti?
Daha önce böyle bir tecrübem yoktu, ilginç geldi. Hiç gezici bir kütüphane otobüsü kullanmamıştım. Uzun soluklu bir proje olduğu için de beni neyin beklediğine dair fikrim yoktu. 

En etkileyen şehir neresi oldu?
Şanlıurfa... Farklı bir havası vardı; mistik bir şehir. Eski hanlar, insanların gelip oturup soluklanabilecekleri, sohbet edip dama oynayabilecekleri yerler haline getirilmiş. 

Yerli ya da yabancı yazarlardan tanıştıklarınız oldu mu?
Tüm yazarlarla vakit geçirebildim. Mario Levi, Buket Uzuner, Ayşe Kulin, Perihan Mağden ve Müge İplikçi ile sohbet ettim, onlarla tanıştığım için mutluyum.

Proje kapsamındaki etkinlikleri takip ettiniz mi?
Neredeyse tüm okuma-söyleşi, konser, okuma tiyatrosu ve sergi açılışlarına gittim. Etkinliklerde, ülkemizde pek yaygın olmayan okuma-söyleşiler, farklı bir deneyim oldu. Konserlerden aklımda en çok yer edenler Antalya’da Viyanalı müzik grubu !DelaDap, Trabzon’da İtalyan piyanist Livio Minafra’nın piyanosuyla yaptığı şov, Antalya’da Letonyalı Çello grubu Melo-M, Bursa’da Romen grup Mahala Rai Banda’nınki oldu. 

Herhangi bir gününüz nasıl geçiyordu?
Başka bir şehre geçiyorsak, sabah erken kalkıp 9.00 gibi yola çıkıyorduk. ‘Yolcu yolunda gerek’ mantığıyla güne hareketli başlıyorduk. Türkiye’de dolaşırken, uzun saatler otobüs kullanmıyordum. Fakat Avrupa’da daha uzun mesafeler olduğu için, bir şehirden diğerine geçerken konaklamak durumunda kalıyorduk.

Yolculuk boyunca aksiliklerle boğuştuğunuz oldu mu?
En kötü anı, İtalya’da otobüsümüzün soyulmasıydı. Türkiye’de 24, Avrupa’da dört ilin ardından Venedik’te soyulmamız ironikti. Çok güldüğümüz bir olayı da anlatayım: Şanlıurfa’da konakladığımız otelin havuz başında, akşam yemeği için beklerken orta yaşlı bir kadın havuzu göremeyerek suya düştü. Yüzme bilmediği için onu havuzdan ben ve proje koordinatörlerinden Tijen Togay birlikte çıkarttık. Kadın şoka girmiş, telefonuna giren suları çıkarmaya çalışıyor ve devamlı ileri geri yürüyordu. Otel personeli de kadının arkasından çekçeklerle ileri geri hareket ederken bir yandan da “Yenge, bir yerde dur, her tarafı ıslattın!” diyordu.  

Otobüste sizinle olan, proje ekibinden Claudia Dollinger ile nasıl iletişim kurdunuz?
Bunu, dillerimizi bilmediğimiz halde birbirimizi anlamamız gerektiğini düşünmekle alakalı olduğunu sanıyorum. Uzun zaman işaret diliyle konuştuk. Birbirimizi daha iyi tanıdıkça, neler isteyebileceğimizi, neyi sormaya veya anlatmaya çalıştığımızı daha iyi tahmin ederek anlaştık ki arkadaşlarımız hayretle karşıladı. Şimdi düşününce ben de hayret ediyorum. En ilginci telefonda konuşmamız olmuştur herhalde!

Sizin kitaplarla aranız nasıldır? Direksiyonuna oturduğunuz kütüphaneden okuduğunuz kitaplar oldu mu?
Okuma konusunda biraz eksiğim ama kitaplarla dolu otobüsle bir yıl seyahat edince ister istemez biraz tırtıklıyorsun. Okumak istediklerim var. Bulgar yazar Bozhana Apostolova, İtalyan yazar Ermanno Cavazzoni  ve Avusturyalı yazar Daniel Glattauer’in söyleşilerinden çok etkilendim. Bir de kızım Beren için, Alman çocuk ve gençlik kitabı yazarı Anja Tuckermann’ın kitaplarını not aldım. Okuma-yazma öğrendiğinde okuması için!  

Seyahat esnasında kızınızla da ayrı kalmışsınızdır...
İlk beş şehirde ailemi 35 gün göremedim. Kızım o zaman 12 aylıktı, şimdi 25 aylık. Projenin devamında, bayramlarda ve şubat tatilinde ailemle beraberdim. Türkiye’deki bazı şehirlerde eşim ve kızım da bizimle oldu. Ama projenin Avrupa ayağı, biraz daha zordu, 60 gün kızımı göremedim.


    ETİKETLER:

    Nobel

    ,

    PERİHAN MAĞDEN