En 'kral' doğum günü partisi

En 'kral' doğum günü partisi
En 'kral' doğum günü partisi

Kırmızı halı serilip altın rengi tak yerleştirilmiş kapıdan girer girmez, çoğu yerel giysili davetlilerle karşılaşıyoruz.

Taylandlıların 'Canımızı istese veririz' dediği krallarının 83'üncü doğum günü İstanbul'da da kutlandı. Bhumibol Adulyadej neden bu kadar kral bir insan, orada anladık
Haber: BEGÜM SOYDEMİR / Arşivi

‘‘Dört çocuk babası. Müziksever. Şu an dinlemekte olduğunuz gibi pek çok bestesi var. Ressam. O çok iyi bir eş. Çok iyi bir baba. Ve o çok iyi bir kral...” Salonun gözünü diktiği barkovizyondan bu yazılar akıyor. Neredeyse 9 bin kilometre uzaktaki Tayland Kralı Bhumibol Adulyadej’in 83’üncü doğum gününü kutlamak üzere, Swissôtel’deyiz.
Etrafımızda gözünü saygı içinde ekrana dikmiş Taylandlılar var. Çoğu kadın. Laf arasında öğreniyoruz, İstanbul’da yaşayan Taylandlıların yüzde 90’ı ‘yabancı gelin’ kategorisinden burada. Türkçe’yi kocalarından öğrendikleri için kırık ‘Aşkim, canim, tatlim’lar uçuşuyor havada. Ortalıkta koşuşturan çocuklardan ikisinin adı Tan. Bizdeki anlamı malum, Tay dilinde de Tan, ‘İyi şeyler, iyi gelecek’ demek.
Biz arkadaş torpiliyle buradayız. Torpil demem boşuna değil, tarih olarak 2553’ü gösteren davetiyelerimiz, 100 euro değerinde. Tay takviminde 14 Nisan 2010 itibarıyla 2553 yılına geçilmiş durumda. Bizim tanıdığımız Wanida Özvardar da Taylandlı bir gelin. Krallarına ne kadar bağlı ve sevgi dolu olduklarını ondan öğrendik.
Kırmızı halı serilip altın rengi, süslü tak yerleştirilmiş kapıdan girer girmez, çoğu yerel giysili davetlilerle karşılaşıyoruz. Tepside susama bulanmış çıtır tavuklarla somon köfteleri dolaşıyor. Dillere destan Tay mutfağından görüp göreceğimiz bu mu? Değilmiş. ‘Yabancı’ olduğumuzu anlayanlar fısıldıyor, “Burada çok yiyip içmeyin, içeride güzel şeyler var.” 

Mumları yaktık, ayağa kalktık
Derken anons yapılıyor: “Lütfen içeri girerken bir mum alın.” Yemek salonunun kapısında, tealight mumların olduğu tabağı tutan Taylandlı genç kadının yanından geçip masalara ilerliyoruz. Tam karşıda küçük bir sahne, ortadaki altın varaklı çerçevede Kral Adulyadej’le 60 yıllık karısı Kraliçe Sirikit Kitiyakara’nın resmi.
Masalarımıza yerleşince mumları yakıp ayağa kalkmamız söyleniyor. Tayland Büyükelçisi Arbhorn Manasvanich sahneye gelip yüzünü resme dönerek Tay dilinde bir şeyler söylüyor. Salon tekrarlıyor, krala uzun ömür dileniyor. Sandığımızdan uzun bir metin. İstanbul Fahri Konsolosu Refik Gökçek de iyi dilekler sunduktan sonra yanan mumları sahnenin önündeki tabaklara koyuyoruz.
Fahri konsolos demişken, gecenin en renkli simalarından birini anmamak olmaz. Yeşil gömleği, yakası rozetlerle donatılmış beyaz ceketiyle içeri girdiği andan itibaren herkes etrafını sarıp elini öperek, sarılarak sevgisini belli ediyor. Yanında genç fahri konsolos Gökçek var. Peki o kim? Efsaneler dolanıyor ortalıkta; 105 yaşında diyen var, ilk Tayland konsolosu diyen var. Gerçeği sonra öğreniyoruz. Beyefendinin adı Sahip İhsan Tansuk, 105 değilse de hayli sene görmüş, 1916 doğumlu. İlk değil, ikinci fahri konsolos olmuş 1968’de. İlki kimdi derseniz, Kemal Derviş’in amcası Celalettin Derviş Bükey çıkıveriyor karşınıza.
Yemekler lezzetli; hindistancevizi suyunda pamuk olmuş tavuklar, bol zencefil, deniz ürünleri, suşi… Ama sanki herkes yiyebilsin diye biraz ehlileştirilmişler; az acılı, az baharatlılar. Zaten bir kenarda da zeytinyağlı taze fasulye, kereviz, göbek salata. Kim niye yesin onları böyle bir gecede? 

Peynir-ekmek yemezler, mide kanseri bilmezler
Yemek sohbetinde ilginç şeyler de öğreniyoruz: Taylandlılar peynir nedir bilmiyorlar; hiçbir türünü. Daha da ilginci var, ekmek yemiyorlar, hiç. Yemeğin yanında lapaya benzer, haşlanmış pirinç tüketiyorlar. Asya’da en düşük mide kanseri oranlarının bu ülkede görülmesinin nedeni de bu pirinç onlara göre. Bu tabii, gerçek Tay mutfağında böyle. Çünkü Bangkok’taki çok hızlı şehirleşme, yükselen gökdelenler, art arda açılan zincir restoranlar derken, yeni moda pastane-fırınlar ve fast food’la ekmek, şehirlilerin hayatına sızmış bile.
Sahnede şarkı, dans, Tay boks gösterisi sürüyor, biz yine krala dönüyoruz. Pek çok fotoğrafında boynunda fotoğraf makinesi görülen, üstat Benny Goodman’la saksofon çalacak kadar profesyonel müzisyen olan, 50’lerde devlet radyosunda ‘Kralın Saati’ adlı bir müzik programı yapan, albümler hazırlayan, resimler yapan biri. Sanata olduğu kadar bilime de önem veriyor; icatları var.
İnsan bu, aklı yakın geçmişe takılıveriyor. Tayland’da 2006’da yolsuzlukla suçlanan Başbakan Taksin Şinavatra’dan kurtulmak için darbe yapan General Sondi Boonyaratglin ve askerlerinin tanklar önünde vatandaşlarla hatıra fotoğrafları çektirdiği, moda çekimleri yaptırdığı günlerin üstünden çok geçmedi. Kral o zaman ne kadar etkin olmuştu?
Cevap: Pek değil. Kralın krallığı sembolik, zira Tayland’da 60 yılda yapılan 18 darbeyi saymazsak, demokrasi var! Zaten kral politikaya mesafeli, ortalık çok karışırsa devreye girip nasihat ediyor. Böyle unutulmaz bir icraati var: Yine bir darbe zamanı, 1992’de, generalle halk lideri birbirine girmiş, kan gövdeyi götürürken, ikisini saraya çağırıyor. Televizyondan canlı yayımlattığı görüşmede iki lidere de diz çöktürerek, halkın çıkarlarını gözetmelerini emrediyor. Masal tadında ama gerçek; darbeci general istifa ediyor, hükümet seçime gidiyor, demokrasi geliyor. 

‘Biz ona baba deriz’
Böyle bir güzel hikaye daha var: 2005’te ülkeyi yıkan sel felaketi sırasında, suyun dar gelirli halkın pirinç tarlalarına doğru gittiğini görünce yönünü değiştirip akışı kraliyet arazilerine çevirdiği, kendini feda ederek halkını büyük bir ekonomik yıkımdan koruduğu söyleniyor.
Evet, kralın yaptığı özetle bu. Suyun akışını değiştirmek. Tayland, 60 yıl önce son derece içine kapalı bir ülkeymiş. Kralın aldığı Batılı eğitimi ülkesinin yararına kullanmak için çok çabaladığını, onları dışarı açtığını, inanılmaz büyük yol aldırdığını söylüyor herkes. Tarımda, turizmde yaptığı reformlar çok insanın hayatını değiştirmiş. Bir Taylandlı özetliyor: “Bisde herkesin evinde var onun resmi, her yerde. Ama zorla asmıyoruz. İstiyoruz asmak. Canımızı istese biz ona veririz. Biz ona baba deriz…”


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    Euro

    ,

    İstanbul

    ,

    Beyaz