En mutlu olduğu yere giden güzergâh belli

En mutlu olduğu yere giden güzergâh belli
En mutlu olduğu yere giden güzergâh belli

?Kısa, kızıl saçlı, lacivert gözlü, dilim dışarıda, mızır mızır dolanan bir çocukmuşum? diye anlatıyor Asaroğlu, ?Hep özendim ama bebeklik fotoğraflarımda uzun, bukle bukle sarı saçlı, pembe elbisesiyle hanım hanım oturan bir fotoğrafıma rastlayamazsınız.? FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Anne-babasının arkadaşlarına, sonuna teyze/amca eklemeden hitap edebildiği bir ailede, büyüklerin sohbetine dahil olarak büyümüş. Ezgi Asaroğlu'nun çıplak doğallığında "Neşeli, kalabalık, özgüvenime etkisi olan bir dönem" diye hatırladığı çocukluğunun payı aşikâr...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Kişisel tanışıklığım ‘Hatırla Sevgili’den. 12 Eylül’e yaklaşan günlerin acemi ama inançlı eylemcisi, Ahmet’le Yasemin’in kızı Rüya. Sonrasında sık çıktı karşımıza. Biri Avusturya-Fransa yapımı ‘For a Moment Freedom’ olmak üzere, dört sinema filminde kısa aralıklarla rastladık Ezgi Asaroğlu ismine. Geçen yıl vizyona giren ‘Kampüste Çıplak Ayaklar’ ve ‘Acı Aşk’tan sonra Ümit Ünal ve Gencay Ünsalan’ın kaleminden çıkan, Kağan Erturan’ın ilk filmi ‘En Mutlu Olduğum Yer’de Elif olarak gösteriyor kendini.
Elif en mutlu olduğu yere, çocukluğuna, daha çok kendini bulmaya, hep çabalamaktan ve yalnızlıktan yorulduğu hayatından kaçmak üzere bir bilinmeze doğru yollara düşüyor. Benzer dertlerden mustarip olduğunu birlikte yol alırken öğreneceği, tanışalı hepi topu birkaç dakika olmuş bir genç adamla... Biraz romantizm, biraz macera; İstanbul’dan Ege’ye uzanan bir yol filmi ‘En Mutlu Olduğum Yer’. Peki Asaroğlu’nun geçtiği yollarda neler var?

İlk sahnede küçüklüğünüzü oynayan kızın yaşlarındasınız. Nasıl bir sahne?
Kısa, kızıl saçlı, lacivert gözlü, dilim dışarıda, mızır mızır dolanan bir çocukmuşum. Hep özendim ama bebeklik fotoğraflarımda uzun, bukle bukle sarı saçlı, pembe elbisesiyle hanım hanım oturan bir fotoğrafıma rastlayamazsınız. 

Neredeydiniz o yaşlarda, nasıl bir aileydi sizinki?
İzmir doğumluyum, sonra Ankara’ya geçmişiz ve İstanbul. İzmir’i pek hatırlayamıyorum. Ankara’da kalabalıktı. Çekirdek aileyiz ama annemin ve babamın çevresi çok genişti. Kocaman bir evimiz vardı, gelen giden çok oluyordu. Çocuk gibi davranılmıyordu bize, sohbetlere dahil ediliyorduk. Oradan insanlara isimle hitap etme alışkanlığım var. Geleneksel bir aile olmadığımız için isimlerin yanına amca, teyze, abi, abla koyma zorunluluğumuz da yoktu. Annemin, babamın arkadaşları benim de arkadaşlarımdı. Keyifli, kalabalık, neşeli, muhtemelen özgüvenime etkisi olan bir dönem.

Anne-baba ne iş yapıyordu?
İşlerinin sanatla alakası yoktu ama sanata çok ilgililerdi. Tiyatro, sinema, sergi gibi etkinlikler hayatımızın içindeydi. Evimizde sakladığımız altınlarımız yoktur ama duvarımızda tablolarımız vardır. Babam özel sektörde, annem de Başbakanlık’ta basın bölümünde çalışıyordu. 

Oyunculuk ya da sahnede olmak var mıydı aklınızda?
Sosyal, sanata dair alanlarda başarılı ve mutlu olabileceğimi biliyordum ama onları hobi gibi tutup uluslararası ilişkiler, hukuk okurum diye düşünüyordum. Sonra antropolojiye girdim, sevdiğim bir alan, oyunculukla birbirini besleyen yanları var.

Oyunculuk nasıl başladı?
Bu dalda mutlu olabileceğimi düşünen annemdi. Arkadaşı vasıtasıyla bir kontağım vardı ama birkaç sene hiç ilgilenmedim. Üniversiteye hazırlanıyordum, teklifleri geri çeviriyordum. Sonra ‘Bir Dilim Aşk’ dizisiyle başladım. Yönetmenler Yüksel Aksu ve Ümmü Burhan’ın bendeki kararlılıkları belki, çok etkili oldu. 

Sizi ilk ‘Hatırla Sevgili’den hatırlıyorum. Ne ifade etti siz doğmadan çok önce yaşanmış bir dönemin içine girmek?
80’lere denk geldim dizide, 87 doğumluyum. Apolitik kalmamaya çalışsam da o dönemi anlamak mümkün değil tabii. Dizide canlandırmakla da anlayamam. Ben annemden çok duyuyorum, bizim canlandırdığımız şeyleri aktif olarak yaşamış. Bir şeyleri değiştirmeye çalışan bir kuşakla büyüdüğüm için onların çok küçük bir parçasında olmak tatlıydı. Dizide yürüdüğüm mitingin gerçek zamanında annemin gençliğinin yürüdüğünü bilmek güzeldi. 

‘En Mutlu Olduğum Yer’de canlandırdığınız Elif, oyuncu olmaya çalışan bir genç kız. Yakınlık hissettiniz mi?
Yaşam koşullarımız, geçmişte yaşadıklarımız kıyısından bile geçmiyor. Ama ayakları üstünde duran bir kız, o anlamda yakınız. Pamuklar içinde büyümemiş, hayata dair sıkıntıları va, şehirden bunalmış, özgürleşmek istiyor ama tek başına bunun için uğraşırken zorluklar yaşıyor. Oynadığım her rolde kendimden bir şey buluyorum. Küçük yaşta sorumluluk almış biri olmam Elif’i anlamamı kolaylaştırdı. 

Çıplaklık, sevişme sahneleri oyunculuğa yıllarını vermiş isimlerin bile tereddüt ettiği mevzular. Filmi izlerken çok doğal olduğunuzu hissettim. Bu kadar genç yaşta, sonrasında yazılıp çizileceklerle başa çıkmak bir yana, bu doğallığı nasıl sağlayabildiniz?
Bakış açısıyla alakalı belki de. Hayatın içindeki her şeyi, olanca doğallığıyla yansıtmayı işimin parçası olarak görüyorum. Aşk ve cinsellik de bunun içinde. Yetiştirilme tarzım, modern bakış açısına sahip bir aileden geliyor olmam da çok büyük rahatlık sağlıyor. Her zaman vücudumla ve çıplaklıkla barışık büyüdüm. Oyunculuğa bakışımı doğru bulup kararlarıma güvenen bir ailemin olması, sadece işime konsantre olmamı sağlıyor. Belki en büyük şansım bu. Orada kendimi görmüyorum, işin başka bir boyutunu düşünmem gerekmiyor, orada Elif’i görüyorum. İsterim ki herkes de bunu böyle görsün.

Artık ‘genç oyuncu’ dediğimiz kuşak 80 sonu ve 90’larda doğanlar. Sizin kuşağın hayata dair dertleri, sinemada anlatmak istedikleri neler?
Kendimi tam anlamıyla ne eski kuşağa ait hissediyorum, ne de yeni kuşağa. İkisinin ortasında bir yer. Eskilerden biraz daha özgür, daha cesur hissedebiliyoruz belki ama yeni kuşağın da farklı değerleri var, paraya ve güce dair idolleri var. 

Sizin en mutlu olduğunuz yerler nereler?
Kendimi mutlu hissetmem mekândan çok, yanımdakilerle  ilgili. Politik gibi görünse de dürüst cevap, sevdiklerimin yanı...