En sevilen 'belalı'

En sevilen 'belalı'
En sevilen 'belalı'
Kült dizi 'The Sopranos'un Tony Soprano'su olarak zihnimize kazınan James Gandolfini 51 yaşında kalp krizi hayata veda etti.

Her ölüm erkendir ama bu bilgi bile James Gandolfini’nin aramızdan ayrıldığı haberinin yarattığı şoku azaltmaya yetmiyor. Filmlerin ‘kabadayısı’, setlerin ise ‘sevecen arkadaşı’ Gandolfini, çarşamba akşamı sadece 51 yaşında kalp krizi geçirerek aramızdan ayrıldı. Öldüğü sırada 13 yaşındaki oğluyla beraber tatil için Roma’da bir otel odasında kalan Gandolfini’nin kalp krizini neyin tetiklediği henüz tam olarak bilinmiyor. Aşırı kilo, en olası sebeplerden biri.
1961 doğumlu Gandolfini, tabii ki artık bundan sonra Tony Soprano olarak hatırlanacak. 1999’da yayın hayatına başlayan ‘The Sopranos’ televizyonun altın çağının, yani daha çokboyutlu hikâyelerin işlendiği dizilerin haberini vermekle kalmadı, James Gandolfini özelinde televizyon tarihinin en incelikli performanslarından birine de sahne oldu. Gandolfini, kendisine üç Emmy ödülü ve son sezonda bölüm başı 1 milyon dolarlık bir tarife kazandıran ‘The Sopranos’ta ‘daimi hezeyanlarda mafya babası’ gibi talepkâr bir rolün altından, altı sezon boyunca, hiçbir performans düşüklüğü göstermeden kalktı.
Ancak tabii ki, dönüm noktası Tony Soprano rolünün öncesinde de es geçilmemesi gereken bir kariyer var. İtalyan bir ailenin oğlu olarak New Jersey’de doğup (New Jersey aksanından hiç vazgeçmedi) Napoli’de büyüyen Gandolfini’nin oyunculukla tanışması, gençlik yıllarını geçirdiği New York’taki aktör arkadaşı Roger Bart’ın vesilesiyle gerçekleşiyor. Broadway’e ‘Rıhtımlar Üzerinde’yle adım atan Gandolfini’nin sinemada tanınır hale gelmesinin miladı ise Tony Scott’ın yönettiği Tarantino senaryosu ‘Çılgın Romantik’. Tam da Tarantino’nun yaratacağı tarzda acımasız kabadayı rolü, Gandolfini’nin kariyerinin kalanını nasıl yürüteceğinin de bir bakıma habercisi. Zaten o dönemde yaptığı açıklamalarda, “Bu rol için eski bir kiralık katil arkadaşımdan feyz aldım” açıklamalarına bakılırsa, Gandolfini’nin de bu gidişattan pek bir sıkıntısı olmadı. ‘Tut Şu Bücürü’de eski dublör, ‘Hız Sınırı’nda Rus bir mafyöz olduğu sonradan anlaşılan alelade sigortacı, Robert Redford’a dünyayı dar ettiği ‘The Last Castle’daki sadist hapishane müdürü karakterleri Gandolfini’yle Hollywood’un nasıl yetenekli bir karakter oyuncusu kazandığını gösterdi. Allah’tan sonrasında televizyon o malum altın çağına girdi de Gandolfini’nin bu tür sert karakterlere verdiği canlılık, filmlerin yan rollerinde eriyip gitmedi, ‘The Sopranos’la bir belalının zihniyetine nüfuz edebildik.
2007’ye kadar süren ‘The Sopranos’ sonrası Gandolfini, bu büyük başarının gölgesine sığınmakla yetinmedi. Irak savaşı gazilerinin hikâyesinin anlatıldığı Emmy adayı belgesel ‘Alive Day Memories: Home from Iraq’ın ve yine televizyon için Ernest Hemingway’in hayatından bir parçanın anlatıldığı Philip Kaufmann filmi ‘Hemingway & Gellhorn’un yapımcılığını üstlendi. 2009’da ‘Acımasız Tanrı’ için tekrar sahne aldı. Sinema ve televizyon dünyası ‘en kucaklanası belalısına’ ve ‘Aşk ve Sigara’daki rol arkadaşı Susan Sarandon’un deyişiyle “en tatlı, eğlenceli, cömert aktörlerden” birine erkenden veda etmek durumunda kaldı.